'Bu karar düşünce özgürlüğü katliamıdır'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Fransa Senatosu'nun İnkar yasa tasarısını kabul etmesine sert tepki gösterdi. Erdoğan, teklifin yok hükmünde olduğunu belirterek, "Küçük insanlar için husumetimiz bile payedir. Ama Fransa'daki bu ırkçı yaklaşıma bu payeyi vermeyeceğiz" dedi.

24 Ocak 2012 Salı, 10:02
Abone Ol google-news

Fransa Senatosu'nda 7.5 saat süren oturumun ardından kabul edilen tasarıyı partisinin grup toplantısında değerlendiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ulusal Meclis'te olduğu gibi yine çok az sayıda üyenin katılımı ile oylamanın gerçekleştirildiğini belirterek, "Yine sipariş bir oylama" dedi. Erdoğan, hem Senato'da hem de Ulusal Meclis'te kabul edilen teklif için "Bizim için tamamen yok hükmündedir" derken şunları kaydetti: "Ortaçağ zihniyetini yeniden horlatılması anlamına gelen bu karar açıkça Avrupa değerlerini ayaklar altına almakta, aklı selimi ve sağ duyuyu ortada kaldırmaktadır. Biz bu konuda söyleyeceklerimizi söyledik. Gerekli uyarıları yaptık. Bir yanlış yapıldığını, tarihin parlamentolarda yazılamayacağını kesin bir dille ifade ettik. Bu aşamada yasa teklifine karşı oy kullan senatörlerin Anayasa Konseyi'ne başvurmaları için gerekli girişikleri sürdürüyoruz. Bu konuda 60 imzaya gerek var. Bu hatanın telafi edileceğine dair umudumuzu henüz kaybetmiş değiliz. Bu umudu taşıyoruz. Türkiye öyle büyük bir ülkedir ki dostluğu büyük bir paye olduğu kadar küçük insanlar için husumeti bile bir payedir. Ama biz Fransa'daki ırkçı yaklaşıma bu payeyi bile vermeyeceğiz. Hiç kimsenin 'Türkiye ile kavga ediyorum' deyip böbürlenmesine fırsat tanımayacağız. Hiç kimsenin Türkiye üzerinden siyasi rant sağlama girişimine imkan vermeyeceğiz. Ben buradan Fransa Parlamentosu'ndaki sağduyulu üyelere sesleniyorum. Buradan Fransız entelektüellerine, sağduyulu Fransız halkına sesleniyorum. Fransa Ulusal Meclisi'nde ardından Senato'da yapılan oylama ve kabul edilen teklif aleni bir ayrımcılıktır, ırkçılıktır. Çok açık bir şekilde düşünce özgürlüğü katliamıdır. Yapılan Türkiye düşmanlığı üzerinden oy devşirme çabasıdır. Yapılan Fransa tarihine olduğu kadar Avrupa tarihine da haksızlık, insafsızlıktır. Bu ırkçı, ayrımcı girişimlere karşı susanlar, tepkisiz kalanlar, sessiz kalanlar Avrupa'da faşizmin ayak seslerini duymamak gibi bir vebalin altına girerler. Bu mesele bir Türkiye Fransa meselesi değildir. Bu mesele bir Ermenistan Fransa meselesi de değildir. Bu mesele bir ayrımcılık bir ırkçılık meselesidir. Fransa Ulusal Meclisi'nin sağduyulu üyelerini, Fransa kamuoyunu bu tehlikeli tırmanış noktasında özellikle uyarmak istiyorum."
 

'Sarkozy'nin soyu Osmanlı'ya dayanıyor'

Başbakan Erdoğan, daha önce Sarkozy'nin dedesinin Osmanlı topraklarında Selanik'te doğduğu yönündeki sözlerini bir kez daha hatırlatırken, "Ne kadar Türkiye düşmanlığı yaparsa yapsın Nicholas Sarkozy soyu Osmanlı'ya dayanan tarihi Türkiye ile aslında kesişen biridir. Ne kadar düşmanlık sergilerse sergilesin, ne kadar ırkçı tutum takınırsa takınsın, Sarkozy geçmişini silip atamayacak, Osmanlı hoşgörüsüne gölge düşüremeyecektir" dedi.

Erdoğan Fransa'daki bu küçük ırkçı zihniyete Türkiye ile kavga ediyor payesini vermeyeceklerinin altını çizerek, sağduyulu ve vakur bir tavır takınacaklarını kaydetti. Erdoğan yaptırımlar konusunda ise şunları söyledi: "Etap etap yaptırımlarımızı uygulamaya koyacak, hiçbir geri adım atmadan bunları kararlılıkla uygulayacağız. Şu anda hala sabır dönemindeyiz. Sabrediyoruz ve sürecin nasıl şekilleneceğini hep birlikte izliyoruz. Gelişmelerin seyrine göre gereken tepkimizi ve tutumumuzu ortaya koyacak eylem planımızı kamuoyu ile paylaşacağız. Fransız dostlarımızın da Fransa halkının da tırmanan ayrımcılık noktasında çok daha duyarlı olacaklarına inanıyor Sarkozy ve dostlarını, yandaşlarını Fransız halkının takdirlerine havale ediyoruz."

 

'Talihsiz bir açıklama'

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin "Ne Suriye'de ne de Irak'ta herhangi bir etnik grubun ya da herhangi bir mezhebin yanında ya da karşısında olmadığını ve hesap kurmadığını" belirterek şunları söyledi: "Biz bölgemizdeki her meseleye istikrar huzur ve barış merceğinden bakıyoruz. Mezhep çatışmalarını yüzyıllar boyunca bu bölgeye ağır faturalar ödettiğin biliyor yeni mezhep çatışmalarını önlemek için samimi gayret çaba sarf ediyoruz Bölgemizdeki ülkelerin de böyle bir hissiyatla meselelere yaklaşmasını bekliyoruz. Irak Başbakan Maliki'nin Türkiye bizim içişlerimize karışıyor, karışmaması gerekir yaklaşımını da çok çirkin ve talihsiz bir açıklama görüyoruz. Zira biz Irak'ın içişleri ABD ve diğer ülkeler Irak'a girdiği zaman bize de davet geldiğini de hatta parlamentomuzda biliyorsunuz iki ayrı tezkere oylaması yapıldı birincide ret diğerinde olumlu bir netice çıkmasına rağmen Irak'ta ki kardeşlerimiz bizim girmemizi istemediği için biz Irak'a girmedik. Aksi takdirde Türkiye'de şu anda Irak'ta olacaktı. Ama girmedik neden çünkü biz istenmediğimiz yerde olmayız, bu böyle. Fakat Sayın Malikinin şunu bilmesi gerekir. Siz bir mezhep kavgası içerisinde eğer Irak'ta böyle bir çatışma sürecini başlatırsanız buna da bizim sessiz kalmamız mümkün değil. Çünkü biz sizlerle sınır komşusuyuz akrabalık ilişkilerimiz var. Sizler Irak'la uzaktan yakından ilişkisi olmayan binlerce kilometreden gelenlere (hoş geldiniz) diyeceksiniz, onlara en ufak sesiniz olmayacak, sınır komşunuz olar Türkiye'ye karşı (içişlerimize karışıyor) diyeceksiniz. Bu nasıl siyaset etme anlayışı. Bu nasıl ülke yönetimi anlayışı önce burada söylediklerini kulaklarının duyması lazım. Onun için talihsiz bir açıklama diyorum. Irak yönetiminin aynı şeklide mezhep ayrımcığını bir kenara bırakarak sorumlu bir tutum sergilemesini bekliyoruz. Aynı hükümette diğer siyasi partilerin bakanlarınızın evlerinin önüne tank yerleştirirseniz, herhalde kimse size adil bir başbakan ya da (adil bir yönetim sergiliyor) demez. Bunu ortaya koymak lazım. Bakanlar kalkıyorlar bakıyorlar ki evinin önünde tank var namluyu eve yöneltmiş. Bir başka bakan aynı şekilde bir başkası cumhurbaşkanı birinci yardımcısı aynı şekilde Allah aşkına böyle bir saçmalık, böyle bir yönetim anlayışı olur mu? Bunları maalesef Irak yönetimi sergiledi. Temenni ederiz bu yanlışlar bundan sonrada olmaz."
 

'Yezid gibi'

Irak'ta bir mezhep çatışmasının ortaya çıkmasına sebep olanların, tıpkı "Kerbela'da peygamber torunun kanını akıtan Yezid gibi" tarihin kanlı sayfalarına bir kara leke olarak kazınacağını söyleyen Başbakan Erdoğan, "İster Sünni ister Şii ister Arap, Kürt, Türkmen olsun kim ki kardeşine silah doğrultuyor ibadet eden kardeşini katlediyorsa o Yezid'in yanındadır" dedi. Bu iki ülkede de kan akarken siyasi polemiklerin gereksizliğinin altını çizen Erdoğan şöyle devam etti: "Gün muhasebe özeleştiri yapma, kalbini dinleme ve sağduyulu yaklaşım sergileme günüdür. Bir Maliyi ve yetkilileri bu hissiyatımızı samimi şekilde aktardık. Umuyor ve inanıyorum ki Irak yönetimi Türkiye'nin dostane tavsiyelerine kulak verir ve Irak halkının yeni sorunlarla çile çekmesine fırsat vermez. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Irak yönetimi Hz. Ali efendimizin bu sözünü derhal dikkate almalı ve Yezit'in peşinde koşmaktan vazgeçmelidir."
 

Uludere olayı

CHP ve BDP'yi Uludere olayında "istismarcı çıkar odaklı siyasi parti hırsı içindeki tavır" sergilemekle suçlayan Başbakan Erdoğan, "Biz soğukkanlı acıyı paylaşan bir tavır sergiledik. Aradan geçen bir ayda Uludere meselesi samimiyetsizlikle istismar odaklı yaklaşanlar meseleyi unutup kenara çekilirken, biz büyük dikkatle meseleyi takip ediyoruz" dedi.

Erdoğan şöyle devam etti: "Biz Uludere yaşananların aydınlatılması için tüm imkanları seferber ediyoruz . Vatandaşlarımıza şu hatırlatmayı yapıyoruz, acaba Hakkari'de geçenlerde polis otobüsüne servis otobüsüne saldırırken öldürdükleri Zeki Yeşil kardeşimin, Bingöl'de şehit olan Hatice Belgen kardeşimiz, Batman da karnında 8 aylık bebeği ile Nergiz Doruk kardeşimizin hesabını verecekler mi? BDP'yi vekiller vicdan kavramını hatırladılar daha önce neredeyse. Gazetelere mektup yazıp çocuklarına sarıldıklarını iade diyorlar. O gözyaşını eğer samimiyseniz Hatice Belgen için niye dökmediniz. Eğer samimiyseniz Mizgin Doru ve bebeği için neden dökmediniz, İstanbul'da bir belediye otobüsünde 17 yaşındaki kızımız çocuk değil miydi? İnsan değil miydi? Neden tek kelime etmediniz? Hadi onları da geçtik. 14-15 yaşında dağa gönderip robot haline getirilen çocuklar, sizin için acaba gözyaşı dökülecek çocuklar değil mi? Neden sizin gözyaşlarınız orada akmaz? Yerin 150 metre derinliğinde o çocuklar ne yer ne içer? Neden bunu durdurmak yerine bu gençlere dağı adres gösterirsiniz. Uludere için güvencin oldunuz gözyaşı döktünüz, belki Diyarbakır da günlerce mağarada neden şahin kesilmediniz nede örgüte tek söz söylemediniz? Nerede gözyaşlarınız, terör örgütünün katliamlarına göz yumanların Uludere de akıttıkları gözyaşı timsahların gözyaşıdır.
Uludere'deki benim acılı kardeşim de bunların gerçek yüzünü görsün. Nasıl iki yüzlülük içinde oldukları görsün. Biz böyle bir çifte standarda asla tenezzül etmedik. Biz bu yola analar ağlamasın diye çıktık. Anneliğin ideolojisi yoktur diye çıktık. Çocuklarını kaybeden tüm anneler için biz bu yola çıktık. Biz insanı yaşat ki devlet yaşasın diye bu ola çıktık. 5 yıldır anemi görmüyorum diyen çocuk teröriste (seni annene götüreceğiz) denildiğinde o çocuğun nasıl hıçkırıklarla ağladığını gördünüz değil mi? Bunlar ölmeyi öldürmeyi teşvik ederler biz ise sağduyu ile kararlılıkla yaşatmanın mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Biz sadece bizim dönemimizde vuku bulan hadiselerin değil önceki acı hadiselerin de izini sürmede devam edeceğiz hiçbir hadise faili meçhul kalmasın diye uğraşıyoruz."

 

'Siz mazlumların umudu oldunuz'

Başbakan Erdoğan, "Nice insanlarımızı yitirdik. Bundan tam 19 yıl önce yine 24 Ocak'ta Uğur Mumcu katledildi. Yine 11 yıl önce bugün Gaffar Okan katledildi. Kimi vatan hasretiyle veda etti" dedi. Erdoğan daha sonra gözleri de dolarak Musa Anter'in oğluna ilişkin şunları söyledi: "Musa anter'in oğlu Anter Anter bana bir mektup görderdi. Diyor ki, 'Sayın Başbakanım 43 senedir memleketime gidemiyorum. 63 yaşıma geldim. Ülkeye girişimin yasaklanmasını sebebini hala bilmiyorum. Siz mazlumların umudu oldunuz, hiç olmazsa bir kere olsun babamın mezarına gidip Fatiha okumama izin verin' dedi. Böyle bir izin yetkimizin olduğun gördük. Geçen Hafta Anter Anter memleketine geldi. Bakın neler anlatıyor, 'Suadiyeye giderken arabayı durdurdum ağladım. Burası benim büyüdüğüm sokaklar çok değişmiş, çok özlemişim. Bağdat Caddesi'ne gittik özlemişim simit yedim'. Görüyorsunuz bu ülke çok büyük acılar yaşadı bu millet çok büyük acılar yaşadı son 50 yıl 100 yılda değil. Neredeyse 2 asır öncesinde gelen büyük acılara şahit olduk. Biz bazılarını sabırsızlığını çok iyi anıyoruz. Ama asırlardır acı yaşan bu torakları bir gecede gülistana çevirmenin mümkün olmadığını da görmemiz gerek."

Yapmaya çalıştıklarının çoğunluğunun karşısında oldukları için CHP ve BDP'yi ittihat ve Terakkiye'ye benzeten Başbakan Erdoğan, "CHP Genel Başkanı hakkında hazırlanan fezlekeden yola çıkıp darağacını telaffuz etmeye kadar gitti. Bu ülkede CHP sadece ve sadece bir nedenle darağacına çıkmıştır. Yağlı ipliği masum insanların başına geçirmek için" dedi. Erdoğan şöyle devam etti: "Kılıçdaroğlu bunları bilmiyorsa Ali Çetinkaya'nın idam kararlarına baksın, İstiklal Mahkemeleri Üç Aliler divanına baksın. Gitsin 27 Mayıs'a Yassıada duruşmalarına baksın. Gitsin 12 Haziran seçimlerinde eski başbakan döneminde asılan 3 gence baksın. Otomobil farıyla aydınlatılan. Seyit Rıza'nın nasıl idam edildiğine baksın. Sayın Kılıçdaroğlu gözlerin var ama göremiyorsun. Bizlere fezleke Silivri diyerek yargıya en bariz şekilde hakaret edeceksin, ama bunlar Dersimi unutturamaz"
 

Uludere tazminatı 123 bin

Uludere'de yakınlarını kaybedenler için terör tazminatı ödemesini hızlandırdıklarını söyleyen Başbakan Erdoğan, her aile için 123 bin lira olarak öngörülen paraların Şırnak valiliğine gönderildiğini söyledi. "Bu paranın ölenleri geri getirmeyeceğini bizler de çok iyi biliyoruz. Fakat bizim amacımız gönülleri kazanabilmek yaraları sarmaktır. Acılı ailelerinin anaların ak sütü kadar helaldir. Birilerinin iddia ettiği gibi bu ödemeler meselelerin üzerini örtme amaçlı asla değildir" diyen Erdoğan, soruşturmaların ve incelemelerin de üzerine hassasiyetle gidileceğini belirtti.

'Milli Güvenlik dersini kaldırıyoruz'

Eğitimin kendileri için önemli bir öncelik olduğunun altını çizen Başbakan Erdoğan, 9 yılda 169 bin yeni derslik açtıklarını belirterek, "Önemli bir adım attık. 1979 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla konulan Milli Güvenlik Bilgisi öğretimini yürürlükten kaldırıyoruz. AB raporlarında Türkiye'nin eleştirilmesine yol açan askerler tarafından verilmesi yadırganan bu dersin 2012-13 konularını sivil öğretmenler tarafından vatandaşlık dersleri içinde işlenecektir. Bu yeni uygulamanın da özellikle öğrencilerimiz için hayırlı olmasını diliyorum" dedi.