Çalışmak bana enerji veriyor

Damla Sönmez bu sezon iki film, bir dizi ve tiyatroyla karşımızda...

17 Mart 2013 Pazar, 16:11
Abone Ol google-news

Havanın güzelliğiyle denk bir yerde, Polenözköy’de, yapılan çekimden yeni çıkmış, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı okuyarak zaman dolduruyor Damla Sönmez. Henüz genç bir oyuncu ama oyunculuk üzerine yıllardır kafa yorduğu teklemeden verdiği yanıtlarından belli. Bu yıl iki sinema filminde, bir dizi ve de tiyatro oyununda izleyeceğiz onu. Şimdilerde bu dizinin çekimleri için yoğun çalışıyor. Bir Aşk Hikâyesi, ülkesinde reyting rekorları kıran Güney Kore dizisi “Özür Dilerim, Seni Seviyorum”dan uyarlanmış. Fox TV’de başlayacak dizinin başrollerinde onun dışında Seçkin Özdemir, Zuhal Olcay, Yamaç Telli ve Elçin Sangu var. “MF Yapım” Fatih Aksoy ve Faruk Bayhan’ın ilk dizi projesi bu. Sönmez’in tiyatro oyunu Yalnız Batı ise 16 ve 23 Nisan’da Asmalı Sahne’de. Gelin önce oyunculuğu ve hayatı ondan dinleyelim...

- Uzun Hikâye’de vardınız, şubatta birkaç bölüm oynadınız. Ay sonu Bir Aşk Hikâyesi başlayacak. Yazın Amerika’da A Sea Apart’ın çekimlerinde olacaksınız. Sizin de oynadığınız Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi vizyona girecek. Bu yıl sizin yılınız anlaşılan...

- İşimi çok seviyorum. Zaten çocukluğumdan beri yapmak istediğim şeydi ve sabah kalkıp âşık olduğunuz işe gidip eve dönmek apayrı bir huzur veriyor. O yüzden ne kadar yoğunsam, enerjim o kadar yüksek oluyor.

- Peki nasıl geldiniz bu noktaya?

- Oyunculukta doğru zamanda, doğru yerde olmak da önemli. Çok şanslı olduğumu düşünüyorum çünkü insan kendisine verildiği fırsatlar oranında kendini gösterebiliyor. Bir de ben mesleği de çok sevdiğim için hiç boş durmadım, okurken de çalıştım.
 

- Neden oyunculuk?

- Oyuncu olmaya karar verdiğimde çok küçüktüm, o yüzden bunla ilgili keskin bir cümlem yok ama varsayımlarım ya da şu anda yapmaktan neden zevk alıyorum, sorusunun cevabı var. Oyun oynamayı çok seviyorum. Bence empati kurabilmek de bir oyun. Bunun için illa oyuncu olmak gerekmiyor tabii, ama oyunculuk insana farklı deneyimler sunuyor.

- Oyuncu olmaya 8-9 yaşınızdayken karar vermişsiniz ve ondan sonra hayatınızdaki her adımınızı buna yönelik atmışsınız. Size bu kararlılığı ne verdi?

- Oyun oynama dürtüsü galiba. Bir de aile konusunda çok şanslıyım. Annemle babam, -nasıl olacak, geleceğini nasıl kuracak, kaygılarıyla bana bir şey söylemeden iç geçirdiklerini gördüm, ama ona rağmen- hep yüreklendirdiler, arkamda durdular. Biri mimar, diğeri mühendis olduğundan, gayet matematiksel düşünen insanlar ama bak bakalım yapabiliyor musun, dediler. Şartların bu şekilde gelişmesinden onlar da mutlu.
 

- Bu süreçte en büyük zorluk neydi?

- Uykusuzluk. Aynı anda hem konsevatuvara gidiyor, hem tiyatroda asistanlık yapıyor, hem de bir dizide oynuyordum. 4-5 yılım öyle geçti. Neyse okul bitti.
 

- Tiyatro devam ediyor mu?

- Geçen sezon ilk profesyonel oyunumu oynadım, Tiyatro Yan Etki’yle. “Yalnız Batı” bu sezon da devam ediyor, 16 ve 23 Nisan’da Asmalı Sahne’de oynayacağız. Yeni oyun provası için zamanım yok. Sahnede oyuncu olarak çok daha yalnızsınız ve ekiple konuşmadan anlaşabilmek gerekiyor. Bu da birlikte yoğun zaman geçirmekle mümkün. Bunu yapamadan, emin olmadan sahneye çıkmam çünkü tiyatro hata kaldırmıyor.

- Antalya Altın Portakal’da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülü aldınız. Şimdi art arda dizilerde, sinema filmlerinde yer alıyorsunuz. Hedefinize adım adım yaklaşıyor olmak size ne hissettiriyor?

- İyi bir oyuncu olmak istiyorum. Hep istedim ama şurada olacağım, çok ünlü olacağım ya da çok para kazanacağım gibi bir hedefim olmadı hiç. En büyük avantajım, hayatın gerçekten keyif aldığım şeyi fark etmemi sağlamasıydı. Ödül çok gurur verici. Size birileri, diyor ki, o yaptığın şeyi çok sevdik ama bu korkutucu da çünkü oyunculuk öyle bir şey ki ana kaptırıp bir şey yapıyorsunuz ama aslında yaptığınızın çok da farkında değilseniz en iyisi oluyor. O yüzden çok iyi bir şey yapmışım, ne yaptım ve ben onu tekrar nasıl yapacağım, diye bir dönem kayboldum. Sonra kendime “Damla oyun oynuyorsun, sen zaten oynamayı seviyorsun ve bu işi mutlu olduğun için yapıyorsun, oyuna dön” dedim.

- Sizin için hedef ne, iyi oyuncu olmanın içini nasıl dolduruyorsunuz?

- Beni etkileyen ve bunları insanlar görmeli, duymalı, deneyimlemeli dediğim hikâyeleri aynı dili konuştuğumuz, anlaşabildiğimiz yönetmenlerle, ekiplerle anlatmak.
 

- Gelelim Bir Aşk Hikâyesi’ne... Dizide yer alma hikâyeniz nasıl gelişti?

- Şubattaki hikâyemle okulum aynı dönem bitti. Tatil mi yapsam, derken bu iş geldi ama çekim tarihleri Amerika’da çekeceğim filmle aynı olunca vazgeçmem gerekti. Sonra film çekimi ertelendi ve diziye başladım. Yine yoğun bir tempoya girdik ama mutluyum. Birinci bölümü Almanya’da çektik. Çok tatlı bir ekibimiz var. En zorlu günümüzde bile otelde kahkalarla günün analizini yapıyoruz.
 

- Dizinin bize sorduğu soru, “Birbirine dokunamadan, kavuşamadan aşk olur mu”? Sizce?

- Olur. Aşk; sizin neyi, nasıl yapmak ya da yaşamak istediğinize bakmıyor. O gelip ben burdayım, diyor. Siz ona göre hareket etmeye başlıyorsunuz. Hayatınızdaki o akışa onun ayak uyduruyor ya da ayak diriyor olmasına göre de, mutlu ya da mutsuz eden aşk oluyor.

- Uyarlama diziler risklidir, üstelik Kore kültürü bize çok uzak. Senaryoda sizi ne çekti?

- Kültürümüze uymayan noktaları Makbule Kosif ve ekibi çok güzel uyarladı. Genelde bizdeki dizilerde esas karakterler değişmez ama bunda öyle değil, değişiyorlar. Hepsi birbirilerini etkileyerek başka hikâyeler yaratıyorlar.

- Mutlak iyi ya da mutlak kötü yok yani...

- Şaşırtıcı ama dizide kötü karakter yok. Senaryoyu bu yüzden de sevdim. Herkes bildiği yolda, hayatına devam ediyor. Sadece bazı olaylarda, bazı karakterlerin yaptıkları öbürlerine ters düşüyor, doğal çatışmalar var.

- Kısa sürede birbirinden farklı kakarterlerde oynama fırsatı yakaladınız. Şimdi de saf ama güçlü bir kadını oynayacaksınız. Role nasıl hazırlanıyorsunuz?

- Aslında hepsi farklı. Mesela, Mahpeyker’de Kösem Sultan’ın gençliğini oynarken dönemin mekânlarını gezdim, Harem’in açılmayan kısımlarında kendimi dinledim. 60’ları-70’leri anlatan Uzun Hikâye ve Türkan için annemle, halamla sohbet ettim, albümlere baktım. Senaryoya “Ben nasıl hissederdim, düşünürdüm” diye bakıyorum. Sonra “Bu karakterin benden farkı ne” diye düşünüyorum, “Benim yaşadığım bir şeyi o nasıl karşılardı.” Öyle bakınca bazı şeyler üst üste oturuyor, bir şeyler havada kalıyor. “Hah, tamam, o” diyorsunuz. Bazen karakter kendi kendine ağırlığını koyuyor. O yüzden çok kurcalamamaya çalışıyorum. Hazırlığı abartınca organikliğini kaybedebiliyor. Karakterle ilişkimi en iyi anlatan; Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde Bornova Bornova ile Genç Cadı ödülünü aldığımdaki sevincimdir çünkü ödül anonsu; Damla Sönmez’e ve filmdeki karakterim Özlem’eydi. Bu şizofrence ama biz Özlem’le birlikte bir şeyler yaptık.

Fotoğraf: Serkan Engin