Cemevleri Bahane...

22 Mart 2013 Cuma, 07:40
Abone Ol google-news

Sorunun çözümü, Aleviliği İslamdan az veya çok etkilenen yönleri bulunmakla birlikte kendine has -sui generis- inanç, itikat, ibadet ve pratikleri olan bir öğreti olarak kabul etmekten geçiyor.

Alevilere yine belli çevreler tarafından yeni bir tuzak hazırlanıyor. Bu tuzağın adı, 30 Kasım 1925 tarihinde Atatürk’ün devrim yasaları kapsamında çıkarılan 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun’un kaldırılmasına yönelik girişimlerdir. Peki, tuzak ve hile bunun neresinde?

Şurada: Aslında cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesinin önündeki en büyük engel Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun değildir. Çünkü tekke ve zaviye kavramı Alevilikte mevcut değildir. Aleviler cem yaptıkları mekâna kutsal bir anlam atfetmedikleri gibi, buraları “pirevi”, “meydanevi” ya da “dergâh” diye isimlendirmişlerdir. Kaldı ki zaten cemevlerinin resmen ibadethane kabul edilmesinin önündeki engellerin başında da söz konusu yasadan çok Türkiye’yi yönetenlerin tekçi zihniyet sorunu gelmektedir. Bu tekçi zihniyetin başını da hükümet, Diyanet ve yargı çekmektedir ve ortak yorumları, cemevleri camiye eşit ve denk konumda bir ibadethane olamaz şeklindedir. Buradan hareketle de cemevlerini bir ibadet yerinden çok tarikatlara has tekke ve zaviye kurumlarıyla bir tutarlar. Aslında bunu da tam yapmazlar. Yani bu zihniyetin mensupları Aleviliği tarikat olmaya bile layık görmediklerinden kendileriyle de çelişirler. Çünkü Alevilik onlara göre tarikatın da altında, İslamın bir alt kolu ve meşreptir. Böyle olunca da ana gövdenin yani İslamın Şiisiyle Sünnisiyle ortak ibadet mekânı sayılan cami ve mescitler otomatikman Alevilerin de ibadet yeri ilan edilir. Hâkim İslam yorumuna göre cami-mescit, bir kere ortak ve birincil ibadethane sayılınca da ikincil nitelikteki tekke ve zaviye gibi mekânlara doğrudan ve öncelikli bir ihtiyaç kalmaz.

Dolayısıyla Alevi ibadet ve erkânının yürütüldüğü cemevleri kendiliğinden lüzumsuz hale gelir. Bu yorumdaki gizli amaç ise Sünni tarikatların camiden sonra vazgeçilmez ayin ve zikir mekânı olan tekke ve zaviyelerin üzerindeki yasağı kaldırmaktır. Yani bir taşla iki kuş vurulmak istenmektedir. Böylelikle aslında yerine getirmeyecekleri cemevlerinin statüsünü tanıma vaadi öne sürülerek tekke ve zaviyeleri yasaklayan kanun iptal edilecektir. Tarikat sınıfına bile sokulmayan Alevilik ise görmezden gelinecek, zaten fiilen bu kanunu çiğnemiş olarak faaliyetlerini sürdüren pek çok Sünni tarikatın önü açılacaktır. Hatta yasağın kaldırılmasıyla bunlar 1925’te el konulan mülk ve vakıflarına tekrar kavuşabilecekler ve kendilerine çok geniş bir rant alanı doğacaktır.

İğreti denklik

Cemevlerinin payına ise ibadethane olmak yerine sadece tarikat zikir ve ayinlerinin yapıldığı mekân sayılan tekke ve zaviyelere eş, iğreti bir denklik statüsü düşecektir. Ancak bu yeni statü pratikte hiçbir işe yaramayacaktır. Zira Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılmasına Dair Kanun’un çıktığı 1925 yılında, şehirlerde cemevi benzeri mekânlar henüz oluşmadığından, Alevilere iade edilecek neredeyse hiçbir mal mülk ve vakıf bulunmamaktadır. Daha da önemlisi, cemevlerine statü kazandırılması bahane edilerek tekke ve zaviyeleri yasaklayan ve kaldıran devrim yasalarının en hassas olanlarından birinin kaldırılmak istenmesi, cemevlerine ve dolayısıyla Aleviliğe büyük bir darbe vuracaktır. Eğer bu kanun yürürlükten kaldırılırsa, artık cemevlerinin cami, kilise ve sinagoglarla eşit bir ibadethane statüsüne kavuşması hayal haline geleceği gibi buralar ibadethanedir demenin zemini bile ortadan kalkacaktır. Hatta böyle bir iddiayı sürdürenlere ceza bile verilebilecektir. O takdirde cemevleri, tekke ve zaviyelerle yalnız görünüşte eşit bir yapıya kavuşacağından, yine birincil (primary) değil ikincil-tali (secondary) bir dini mekân seviyesinde kalmaya mahkûm olacaktır.
Bu durumda, “Gidin İslamda birinci derecede önemli, temel ve farz bir ibadet kabul edilen namazlarınızı camilerde kılın, arkasından da isterseniz bizim ayin-zikir saydığımız erkânlarınızı cemevlerinizde yerine getirin” denilerek Alevilere yine cami ve mescitlerin yolu gösterilmeye devam edilecektir. Sonuçta, mevcut statüko değişmeyecektir. Bir de üstüne üstlük devlet ve belediyeler imar planlarında sadece cami, kilise ve sinagoglar için bir yer gösterebildiklerinden ve cemevi bu yeni statüde de şimdiki gibi adı geçen ibadethanelerle eşit sayılmayacağından yine devlet nezdinde üvey evlat muamelesi görecektir. Devletin cemevine biçtiği (yeni) rol nedir öyleyse? Cemevi özele aittir. Tekke ve zaviye gibi dinen zorunlu olmayan, isteğe bağlı faaliyetlerin yürütüldüğü kültürel bir mekândır. O nedenle bir hak iddiası durumunda kolaylıkla çıkıp “Nasıl ki, diğer tarikatlar tekkelerini kendi öz kaynaklarıyla yürütüyorsa, Aleviler de öyle yapsın” denilecektir. Kısaca devlet olası bu yeni konumda da sadece birincil ibadet mekânı saydığı camilere ve mescitlere desteğini sürdürecek, cemevleri yine şimdiki mevcut sorunlarıyla baş başa kalacaktır.

O halde sorunun çözümü, Aleviliği İslamdan az veya çok etkilenen yönleri bulunmakla birlikte kendine has -sui generis- inanç, itikat, ibadet ve pratikleri olan bir öğreti olarak kabul etmekten geçiyor. Keza cemevleri de bu Anadolu’ya özgü inanç biçiminin özgün ibadethanesidir diye resmen tescil edilmelidir. Zira camisiz Alevilik olur/oldu/oluyor ama cemevi olmadan Alevilik olmaz ve varlığını sürdüremez. Bunun en büyük kanıtı da Alevi köylerinde, yasak olduğu halde cem yapılmak için kullanılan şahsa ait veya ortak kullanılan çok sayıda yapı bulabiliceğiniz halde adı cami olarak geçen hiçbir mekâna rastlayamayacak olmanızdır. Bulduklarınız ise Hacıbektaş’taki gibi genellikle sonradan yapılmıştır ve cemaatsiz camilerdir.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken Alevilerin somut gerçeklikleri kabul edilmeyecekse, sorunlarının çözümü için en kolay adımlar bile atılmayacaksa söylenen ve yapılan her şey laftan ibaret kalır. Çözümsüzlük ve gerginlikler devam eder gider…

Sonuç:

Tekke ve zaviyelerin yasağının kaldırılmasıysa ancak Türkiye’yi laiklikten daha da uzaklaştıran ve şeriat devletine yaklaştıran bir adım olmaktan öte bir işe yaramaz. Tekke ve zaviyeler üzerindeki yasak illaki tartışılacaksa da, ki ben tartışılmasından yanayım, bu cemevleri üzerinden değil, bir başka zeminde yapılmalıdır. Zira Alevilik bir tarikat olmadığı gibi cemevleri de tekke-zaviye cinsinden ikincil bir ibadethane değildir. Cemevleri aynen cami-kilise-sinagog gibi Alevilerin birinci dereceden ibadethaneleridir.