Ceza profesörü: Yargıtay infazı durdurabilir

TCK’nin mimarlarından Prof. Sözüer, Yargıtay’dan çıkacak yeni bir içtihatla 5 yıl altında ceza alanlara temyiz yolunun açılabileceğini belirterek, ‘Yargıtay aynı olay kapsamında yargılanan kişilerden beş yıl altında ceza alanların da temyiz talebini kabul etmeli ve bu durumda infazın durdurulması kararı vermelidir’ dedi.

25 Şubat 2019 Pazartesi, 21:32
Abone Ol google-news

<haber-dikey:1264448,1264625,1263217,1262024>

2004 yılında hazırlanan yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mimarlarından olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer, istinafın Cumhuriyet davasında 5 yıl altında hapis alanların cezasını onaması, 5 yıl üzeri hapis verilenlere ise Yargıtay yolunun açık olmasıyla ortaya çıkan “hukuk garabeti”yle ilgili dikkat çeken öneride bulundu. Yargıtay’dan çıkacak yeni bir içtihatla 5 yıl altında ceza alanlara temyiz yolunun açılabileceğini belirten Sözüer, “Şu anda böyle durumlarda çözüm, kanun değişikliği olmasa bile, Yargıtay aynı olay kapsamında yargılanan kişilerden beş yıl altında ceza alanların da temyiz talebini kabul etmesi ve bu durumda infazın durdurulması kararı verilmesidir” dedi.

Ceza Hukuku Profesörü Adem Sözüer, son dönemde toplumun muhalif kesimleri üzerinde “Demoklas’in kılıcı” gibi sallanan Türk Ceza Yasası’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında düzenlenen “örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçu ve buna bağlı olarak istinafın gazetemiz eski yazar ve yöneticilerinin davasında verdiği onama kararını Cumhuriyet muhabirine değerlendirdi:

İfade özgürlüğü örgüte yardım olamaz: TCK’nin 220’nci maddesinin 7’nci fıkrası örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek fiilini cezalandırılmaktadır. Bu suç ancak ve ancak suç örgütü veya terör örgütünün varlığı, bu durumdan haberdar olarak ve bu örgüte yardıma yönelik fiillerin “bilerek ve isteyerek” icra edilmesi durumunda oluşabilir. Örneğin örgüt yöneticisinin yargılamada savunmasını üstlenen avukat veya örgüt üyesini hasta olduğunda tedavi eden hekim, suç örgütüne yardım etmiş sayılamaz. Benzer durum, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında mütalaa edilecek açıklamalar bakımından da geçerlidir. Eğer yapılan bir açıklama, sarf edilen bir söz ifade özgürlüğü kapsamında ise şiddeti övmek meşru göstermek vasfına sahip değilse, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan veya terör örgütü propagandasından bahsetmek imkânı da bulunmamaktadır.

İstinaf kararları gerekçeli olmalı: Gerek ilk derece mahkemelerinin gerekse istinaf mahkemeleri ile Yargıtay’ın tüm karar ve hükümlerinin gerekçeli olması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk sadece bozma kararları için değil onama kararları için de geçerlidir. İstinaf mahkemesi veya Yargıtay bir hükmü onuyorsa, o hükme karşı sanık veya katılan tarafından ileri sürülen iddiaları ciddiyetle değerlendirmeli ve neden bu talepleri yerinde görmediğini izah etmelidir. Nitekim Anayasa Mahkememiz, ancak bu şartlarda etkili bir kanun yolu denetiminin, hak arama özgürlüğünün, çelişmeli yargılama ilkelerinin bulunduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle yıllardır gerek Yargıtay’da gerekse istinaf mahkemelerinde görülen “usul ve yasaya aykırı görülen temyiz/istinaf isteminin reddine” şeklindeki kararların anayasada düzenlenen gerekçeli karar hakkına uygun olduğunu söylemek imkânı yoktur. Maalesef halen hukuk uygulamamızda gerekçeli karar yazımına uyan tek mahkeme Anayasa Mahkemesi ile bozma kararlarında Yargıtay’dır. Onama kararlarında tarihimizin hiçbir döneminde gerekçe yazılmamıştır ve yargı uygulamamız bu hukuka aykırı ve kötü gelenekten kurtulmalıdır. Hakkında mahkumiyet kararı verilen bu karara karşı istinaf veya temyiz başvurusunda bulunan insanlar, en azından neden başvurularında ileri sürdükleri hususların isabetli olmadığını bilmek hakkına sahiptirler.

‘5 yıl altı’na temyizin kapalı olması sorundur: Temyiz kanun yolunu düzenleyen CMK’nin 286. maddesi 5 yılın altında ilk derece mahkemesi kararlarını artırmayan istinaf mahkemesi kararlarının kesin olduğunu ve bu kararlara karşı Yargıtay’a başvuru imkânını kapatmaktadır. Değerlendirmeye konu birden fazla sanığın bir arada ve benzer fiillerden yargılandığı olaylarda bu düzenlemenin bir sorun olduğu kabul edilmelidir. Ancak CMK’nin 306. maddesi temyiz kanun yolundan sanık lehine sonuç alınması durumunda, temyiz isteminde bulunmamış sanıkların da bu hükümden yararlanmalarına imkân vermektedir. Esasen CMK 306. maddesindeki bu hüküm, cezanın beş yıl altında olması nedeniyle temyize başvuramayan sanıklar bakımından uygulanabilir gözükmemektedir. Ancak temyiz mahkemesi ile istinaf mahkemesi kararlarında olası çelişkilerin giderilmesi amacıyla kıyasen temyize başvuramayan sanıklara uygulanmasının önünde bir engel bulunmamaktadır.

Yargıtay temyizi kabul etmeli, infazı durdurmalı: Diğer yandan aynı soruşturma ve kovuşturmada ve aynı olay kapsamında yargılanan kişilerin farklı suçlardan mahkûm edilse dahi beş yıl altındaki suçlarında bu gibi hallerde temyiz yoluna başvurabilmeleri mümkün olabilmelidir.

CMK’nin 296/2 fıkrası aracılığıyla Yargıtay içtihatla bu yolu açabilir. Çünkü temyiz aşamasında Yargıtay’ın vereceği olası bozma kararı, sadece beş yıl üzeri ceza almışları değil, beş yıldan az ceza alanları da etkileyebilir. Bu zaman aralığında kararın infaz edilmesi sorununun ise bu gibi durumlar için infazın ertelenmesine ilişkin bir kanun değişikliği ile çözümlenmesi daha doğru olur. Aksi durumda, aynı veya benzer fiillerden cezası 5 yıldan az olan sanıklar cezaevine konacak ve infaza başlanacak, sonradan bozma kararı verilse bile geri dönülmez ve giderilmez zararlara uğrayacaklardır. Şu anda böyle durumlarda çözüm, kanun değişikliği olmasa bile, Yargıtay’ın aynı olay kapsamında yargılanan kişilerden beş yıl altında ceza alanların da temyiz talebini kabul etmesi ve bu durumda infazın durdurulması kararı verilmesidir.