Cihat Aşkın: ‘Hayatımın en önemli köşe taşlarından biri’

Müzik hayatına kurumsal olarak birçok yapı kazandıran Türk keman okulunun uluslararası temsilcisi Cihat Aşkın’ın İKSV 49. Müzik Festivali Onur Ödülü heyecanını paylaştık.

16 Şubat 2021 Salı, 06:00
Cihat Aşkın: ‘Hayatımın en önemli köşe taşlarından biri’
Abone Ol google-news

İstanbul Müzik Festivali 2012 Onur Ödülü Prof. Dr. Cihat Aşkın’a, “keman sanatçısı, besteci ve akademisyen olarak ülkemizde çoksesli Batı müziğinin gelişip yaygınlaşmasına yönelik çalışmaları, Türk bestecilerin eserlerinin seslendirilmesi ve yurtiçi ve yurtdışında tanıtılmasındaki uğraşları, eğitimci kimliği, Türkiye’nin dört bir yanında keşfedilmeyi bekleyen nice yetenekli çocuğun eğitimi ve gelişimi için gösterdiği eşsiz çabaları ile kültür sanat ve müzik eğitimi alanına yaptığı katkılardan ötürü” sunuldu. Ödül töreni, 3 Haziran 2021 akşamı yapılacak açılış konseri öncesinde gerçekleşecek.

- Bu ödülü anlamlı kılan nedir?

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın (İKSV) 49. İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü’ne layık bulunmak, hayatımın en önemli köşe taşlarından biri. İstanbul âşığı olarak onun kültürler arası eşsiz yerini sanatla en güzel ve dokunaklı olarak ifade edebilirsiniz. İKSV ise ülkemizin, dünyada kültür alanında en fazla tanınan, takdir gören ve sürekliliğe sahip kurumu. İKSV ve bünyesindeki festivaller dünyadakilerle yarışacak ölçekte. Benim bu ödüle layık görülmem ise festivalde artık yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Neredeyse yaşıt olduğum festival ile büyümüş olmak, festivalin sadece İstanbul’un değil, o günün genç kuşaklarına ve sanatçılarına neler kattığını, ne gibi kapılar açtığını görmek bakımından çok önemli. Geçmişte bir müzik öğrencisi olarak festival gişelerinde saatlerce ve coşkuyla sıra beklediğim günlerden festivalin genç yıldızlarından biri olarak sahnelerde yer aldığım günlere, yıllar içinde bir genç sanatçı olarak uluslararası kariyerimde olumlu katkıları olacak projelere davet edilmem, festivalin eğitim, kültür ve sosyal komitelerinde yer almam ve adeta kültürel kimliğimin İstanbul kültürü ile özdeşleşmesi, iki dünyanın merkezi olan bu güzel şehrin sanatının uluslararası temsilcisi olan İKSV İstanbul Müzik Festivali tarafından onur ödülüne layık görülmem benim için çok anlamlı. Bu toprağın kültürünü uluslararası ölçekte yarım yüzyıldır temsil eden İKSV hiç kuşkusuz dünyaya açılan en önemli penceremizdir.

- Festivalin yaratıcısı Nejat Eczacıbaşı ile de tanışmış olmalısınız?

Kendisiyle Uluslararası Rektörler Konferansı sebebiyle vermiş olduğum konserde tanıştım. Nejat Bey çalmış olduğum Mozart Sonat esnasında yanıma gelerek müziğimi bir dakika olsun gözlerini ayırmadan dinledi; o zamana kadar keman çalmış olduğunu bilmiyordum. Bu konser sonrasında YÖK’ün kurucusu Prof. Dr. İhsan Doğramacı ve zamanın Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ergün Tuğrul bir araya gelerek benim Prof. Ayhan Turan ile başladığım eğitimime İngiltere’de Royal College of Music’de Rodney Friend ve The City University’de Yfrah Neaman ile devam etmem için gerekli adımları attılar. Araştırma görevlisi sıfatıyla beni yurtdışına göndermek ve ileri derecede eğitimimi tamamlayıp yurda dönerek ülkeme faydalı olmam gerektiği konusunda bana nasihatlerde bulundular. Onlar, Cumhuriyet kuşağı insanları olarak çok farklıydı. Onlar sayesinde kültür ve sanat alanında çok büyük mesafeler kat ettik.

- Bu yıl festival açık hava konserleri ile yapılacak. Ödül de böyle bir konserde verilecek. Klasik müzik için açık hava konserleri verimli olur mu?

İKSV ailesi son derece yetenekli, birbirinden üretken ve inovatif kişiliklerle doludur. Ben yıllar içerisinde sadece sanatçı olarak değil eğitim, burs ve çeşitli sanatsal komitelerinde de onlarla birlikte oldum. Çalışma sistemleri ve yaratıcılık yetenekleri sayesinde festivalin sürekliliğini sağlayarak her sene yeni bir tat kattılar ve bu sene dünya çapında salgın sebebiyle açık havayı değerlendirmeye karar verdiler. İstanbul, tarihi ve doğal güzelliklerle dolu bir dünya şehri. Dolayısıyla bu tarihi güzellik, sanatla ve üstelik İKSV’nin yaratıcı gücüyle birleşince ortaya muhteşem bir tablo çıkacak. Açık hava konserleri zaten daha evvelki yıllarda da verildi ve izleyicilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı.

- Çok yoğun yurtiçi, yurtdışı konser ve eğitim çalışmaları olan bir sanatçısınız. Pandemi süreci sizi nasıl etkiledi?

2020 yılı benim hayatımın önemli turnelerle dolu bir yılı olacaktı. San Francisco konserim, Londra Cadogan Hall konseri, Brezilya turnesi ve Almanya Beethoven 250 turnesi gibi büyük etkinlikler yanı sıra Avrupa, ABD ve Rusya’da resitaller ve konserler olacaktı. Tüm bunların bazıları ertelendi, bazıları ise iptal oldu. Salgın başlar başlamaz, başlıca görevimin halka umut ve yaşama sevinci vermek olduğunu düşündüm. Başlıca vazifem, konser salonlarının açılmasını beklemek değil, olduğum yerden sanatımı icra ederek halka ulaşmak idi. Elimizdeki telefonlar, bilgisayarlar bunun için biçilmez kaftandı ve ilk online konserlere başladıktan sonra tam 144 konser verdim. Ücretsiz olarak verdiğim bu konserler, ücretsiz dersler, konuşmalar ve halkı birlik içerisinde salgının kötü etkisinden kurtarma yolunda sarf ettiğim çabalar hem beni ayakta tuttu hem de bana inanmış kitlelere umut verdi. İmkânlar ölçüsünde canlı konserler, konser ve CD kayıtları, besteler ve düzenlemeler yaptım. Bu arada değerli besteci piyanist Aydın Karlıbel benim için bir keman konçertosu besteledi. Salgın döneminin ürünü olan bu konçertoyu ilk fırsatta seslendireceğim.

- Öğrencilerinizle nasıl bağ kurabildiniz?

Tüm bu geçirdiğimiz süreçte Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları (CAKA) projesi devam etti. Bunun yanı sıra Cihat Aşkın Gençlik Atölyeleri’ni (CAGA) kurdum ve yetenekli gençlerden oluşan Aşkın Ensemble’ı, Aşkın Academia şemsiyesi altında bir araya topladım. Dünyanın en büyük ölçekli ilk online yaz okulunu gerçekleştirdik. Otuz uluslararası öğretmen ile yaptığımız yaz okuluna katılım oldukça ilgi çekti. Bu süreç zarfında öğrencilerimizle sağlık koşulları gereği sanal ortamda çalıştık.

‘ARADIĞIM ÜÇ ŞEY: ÖZGÜN FİKİR, LİYAKAT VE SÜREKLİLİK’

- Yerel yönetimlerin kültür sanata desteği nasıl olmalı?

Bizim ülkemizde devlet ya da belediyeler hemen hemen aynı zihniyete sahip. Kurumlaşma adına bürokrasiden kurtulamazlar. Bürokrasi gerekli ama yaratıcılığı öldüren bürokrasi faydalı değil. Bizde mevzuatlar incelendiğinde bir işin nasıl ve neden yapılmaması gerektiği sonucu çıkarılır. Bugün devlet ya da belediye bir fikir üretmiyor; dış paydaşlardan bekliyorlar. Onlar da ürettikleri fikirleri bürokrasi engeli yüzünden gerçekleştiremiyor. 21. yüzyılda vizyon sahibi olan ve fikir üreten kurumlara ihtiyacımız var. Bunu da demokratik paylaşımlarla, yani özel teşebbüs fikir sahiplerinin projelerde kurumlarla birlikte paydaş olması ve önlerindeki bürokratik engellerin kaldırılması ile olacağı kanaatindeyim. Aradığım üç şey ise özgün fikir, liyakat ve süreklilik.