Çilem Doğan: Kadın cinayetleri bitene kadar mücadeleye devam edeceğim

Türkiye'nin hatta dünyanın konuştuğu kadın Çilem Doğan'ı tahliyesinin ardından Adana'daki aile evinde ziyaret ettik.

25 Haziran 2016 Cumartesi, 14:22
Abone Ol google-news

Adana’da 33 yaşındaki eşi Hasan Karabulut’u tabancayla vurarak öldürmek suçundan yargılanan ve 15 yıl hapis cezasına çarptırılan, 50 bin TL kefaletle serbet bırakılan Çilem Doğan, şu an Türkiye’nin hatta dünyanın konuştuğu bir kadın. Kadın cinayetlerinin son 7 yılda yüzde bin 400 oranında arttığı ülkemizde Çilem, “Hep kadınlar mı ölecek, bir kere de erkekler ölsün” sözleriyle kazındı zihinlerimize. Üzerine giydiği tişörtte yer alan, “Sevgili geçmiş, verdiğin tüm dersler için teşekkürler” sözleri günlerce konuşuldu. Çilem’in tahliye edilmesinin ardından “Bugün et asfaltta pişti” geyiklerinin döndüğü bir günde Adana yolunu tutuyorum. Kafamda deli sorular ve bir kadının trajik hayat hikâyesini dinlemeye hazırlanma çabası var. Uzun uğraşlar sonucu Çilem’in evine varıyorum. Çilem benim için sıradan bir haber kişisi değil. Cezaevi sürecine mektuplar yazdığım, dertleştiğim bir kadın. O yüzden ona "sen" diye hitap ediyorum...

ÇİLEM'İN BABASI: 
 
‘Biri çıkıp demez mi Allah rahmet eylesin’
 
Beni kapıda Çilem’in babası karşılıyor. Kapıdan girer girmez minik bir prenses ile karşılaşıyoruz. Çilem’in babası Yusuf Bey, “Mira, Çilem’in kızı” diyerek tanıştırıyor bizi. Sevimli mi sevimli Mira evin içinde koşuşturup duruyor. Yusuf Bey ile Çilem’i beklerken başlıyoruz laflamaya. Söze Çilem’in yaptığı evliliği onaylamadığını söyleyerek başlıyor. Çilem’in evlilik sürecini ise şu sözler ile anlatıyor:
 
“Bir baba olarak, Çilem’in bu adamla evlenmesini istemedim. Adamın sabıka kaydını sorgulattığım için nasıl biri olduğunu biliyordum. Kızıma o adamla evlenmemesini söyledim. Kızım beni dinlemedi, kendi seçti. Kimse bir baba kadar çocuğunu düşünemez. Çilem evlenirken düğününe gitmedim. Evlendikten sonra da gelip gidiyordu fakat yakın davranmıyordum. Bizim geleneklerde öyledir, kızın senin istemediğin evliliği yapmışsa tavrın böyle oluyor. Eşimden zaman zaman kocasının Çilem’i dövdüğünü duyuyordum. Sonuç ortada. Öldükten sonra biri çıkıp demez mi Allah rahmet eylesin. Kimse demedi çünkü adam pislikti herkes bunu biliyordu.”
 
Yaşanan her şeye rağmen çocuğuna sıkıca sarılıp, sahip çıkan bir babanın gözlerinde hüzüne odaklanmışken Çilem içeri giriyor. Sıkı sıkı sarılıyor bana. Belkide güç alıyor sarıldığı tüm kadınlardan.

 
* Geçmiş olsun Çilem. 15 yıllık bir ceza ardından 50 bin TL kefaletle tahliye. Hüzünde, sevinçte peş peşe... Cezayı duyunca neler hissettin?
 
Ben ceza aldım. Babamın elini öptüm başımın üstüne koydum. Çıktım mahkeme salonundan. Herkese gülümsedim, selamladım. Tek damla gözyaşı dökmedim. Biliyordum, elbet bir gün tahliye olacağımı. Davamdan emindim. Yargıtay aşamasında beraat edeceğimi umuyorum şuan. Hep dua ediyordum ve milyonlar vardı benim için hiç tanımadan dua edenler vardı. Her şey dua ve sevgiyleydi.
 
* Zorlu bir süreç geçirdin ve nihayet özgürsün ne hissediyorsun?
 
Çok teşekkür ederim. Çok mutluyum. Bir sürü ziyaretçim oldu. Hiç tanımadığım insanlar ziyaretime geldi. Canlı yayınlara katıldık, gazeteciler ile görüştük. O kadar yoğun geçti ki anlatamam.
 
* Dışarı çıkınca neler hissettin?
 
Gökyüzünü özlemiştim fakat evlilik hayatımla cezaevi aynı şeydi benim için. Geçen gün dışarı çıktım. Aman aman cezaevinden çıkmış biri olarak etrafa bakayım gibi birşey yaşamadım. Ben zaten 2,5 yıl boyunca cezaevi gibi bir yerdeydim. Sonra cezaevi... Yani hayatımda yaklaşık olarak 3,5 yıl yok.
 
* Cezaevi koşullarını hepimiz az çok biliyoruz. Senin için bu süreç nasıl geçti, zorluklarla karşılaştın mı?
 
Allah kimseyi düşürmesin. Cezaevi bir kadın için çok zor bir yer. Tabiki de hiç kimse için kolay bir yer değil. Ne kadının, ne erkeğin ama kadın olunca daha da zorlaşıyor durum. Şartlar çok ağır. Anneler cezaevlerinde çaresizliğin en dibini yaşıyor. Ben cezaevinde hiç sorun yaşamadım. Hep bir içtenlik halim vardı. Oradaki kadınlara içtenlikle yaklaştım. Onlarla hep muhabbet ettim. Bir yıl boyunca onları hep dinledim. Mahkumluktan ziyade izleme ve dinleme modundaydım. Bir yıl içinde çok şey biriktirdim içerde. Yeni dostlar, güzel dostlar edindim. Benim için tahliye edilen arkadaşlarımı uğurlamak çok zordu. Arkalarından baka kalmak çok zordu.
 
* Duyduğum kadarıyla mutfak koğuşunda çalışmışsın, aşçılık yapmışsın...
 
Evet mutfakta çalışıyordum. Bir nevi aşçıydım çünkü mutfak koğuşundaysan sen de orada aşçısın. Herkes birer aşçıydı. Ben zaten ev işleri ile uğraşmayı çok severdim. En zor şey bir annenin evladından ayrı kalması olsa gerek. Sende,evladını 14 aylıkken bırakmak zorunda kaldın. Mira’yı cezaevine yanına almayı düşünmedin mi? Hiç düşünmedim. Gittiğimde gördüğüm tablo çok vahimdi. Cezaevleri çocukların kalabileceği bir yer asla değil. (Hüzünleniyor) Eğer gerçekten çocuğuma bakan birileri olmasaydı mecburen bende yanıma alacaktım. Çocuklu anneler de vardı. Durumları içler acısı.
 
İyiki annem ve  babam var.
 
* Mira görüşlerine getiriliyor muydu?
 
Sadece ayda bir kez. Ailem her hafta geliyordu. Ben onun kapalı görüşlere gelmesini istemiyordum. Onu camın arkasından görmeye dayanamazdım. Ona sarılamamak, dokunamamak beni yıkardı. Güçlü olabilmem için onu çok az görmem lazımdı. Yanımdan ayrıldıktan sonra yokluk arama gibi birşeyler yaşayıp hastalanıyormuş. Zaten Mira çok huzursuz bir evde dünyaya geldi. Olay esnasında o çocuk odasındaydı. O ses onu daha da huzursuzlaştırdı. Kapı her çakıldığında panikliyor. Çocuğumun bilinç altında bunun psikolojisi var.
 
* Birçok çocuk annesinin ardından ağlar. Görüşler bitince zor olmuyor muydu ayrılmak?
 
Çok zordu. Yavrum benden ayrılınca ağlamıyordu fakat boynu bükülüyordu. Zaten eve gidince o bir hafta hastalanıyormuş. Yokluğumu hissediyormuş. O cezaevine gelince annemlere çaktırmadan elini, ayağını kontrol ediyordum. Çocuğuma atlet giydirmişler mi diye gizlice bakıyordum. Gözüm arkada değildi fakat annelik işte farklı birşey. Herşey gerçekten çok zordu.
 
* Tahliye olduğun gün cezaevinin kapısında çekilen fotoğraflar efsane. Ailenin mutluluğu görülmeye değer. Peki eve vardığında Mira ile karşılaşmanız nasıl oldu?
 
Arabadan indiğimi görür görmez, ‘Çilem geldi, Çilem geldi’ diye bağırdı.  O bana anne demeyince, ben ona kız kardeşim demeye başladım. Herkese bu benim kız kardeşim diyorum. Adımız kız kardeş olarak kaldı. (Gülüşüyoruz) İlk gün yanımdan ayrılmıyordu. Bütün gün kucağımdaydı. Herkesin ilgisi bende olunca o dahada sıkı sarılıyordu.
 
* Cezaevleri özlemin en yoğun yaşandığı yerlerden biri. Sen bu süreçte en çok neye ve kime özlem duydun?
 
Aileme, 2,5 yıllık evlilik süresinde anlatamadığım birçok şey vardı. Paylaşamadığım şeyler çoktu. Kendi kendime diyordum ki birgün buradan çıkarsam bir yerde oturup ailem ile paylaşacağım bunları. Bunlar ailemden sakladığım değil paylaşamadığım şeylerdi. Tutuklandığımda Mira’ya anneliğe tam doyamamıştım. Mira’m küçücüktü. Bu iki özlem çok ağırdı benim için... Şunu yemedim, şunu yapmadım, şuraya gidememiştim gibi bir özlemim hiç ama hiç olmadı. Öyle küçük şeylerde mutluluk aramadım.
 * Hiç görmediğin arkadaşlıkların, dostlukların oldu. Sana gelen mektupları gördüm.

Cezaevinde bu kadar mektup almak nasıl bir duygu?
 
 Çok ama çok farklı bir duygu. Sadece Türkiye değil, Almanya, Fransa, İngiltere dünyanın dört bir yanından mektup aldım. Mektupları denetleyen görevli bile espiri yaparak takılıyordu. ‘Tıkandım artık diyordu’ Ne yapabilirim diyordum. Ne kadar gelirse o kadar vermeniz gerekiyor. Okumadan ver abi diyordum. Geçirdiğim zor günlerde en büyük destek mektup dayanışmasının olmasıydı. Kadınlar beni hiç yalnız bırakmadı. Hepsine çok teşekkür ederim.
 
* Ülkemizde her gün birkaç kadın öldürülüyor. Sende, 'hep kadınlar mı ölecek bir kere de erkekler ölsün' diyerek öz savunmaya dikkat çektin. Mücadeleye devam edek misin?
 
Tabiki devam edeceğim. Nevin Yıldırım, Yasemin Çakal yalnız değiller. Ben onlardan güç aldım. Yasemin Çakal'ın duruşmasına İstanbul'a gelmeyi planlıyorum. Tüm kadınlar özgürlüklerine kavuşana kadar mücadele etmeye devam edeceğim.
 
* Karşı tarafın avukatı tahliyeye itirazda bulundu bu konu hakkında ne düşünüyorsun?
 
Tabiki onların empati kurmasını beklemiyorum. Ölen onların evlatları. Şiddet gördüğümde onun aileside illaki oğullarına mani olmaya çalışıyordu ama engel olunabilecek biri değildi. Anne babasının sözünü dinleyecek biri değildi. 
 
* Hep seni, Mira’yı ve cezaevini konuştuk. Birazda senin annene dönelim. Gözünaydın Emine Teyzecim. Kızın yanında neler hissediyorsun?
 
Duygularımı anlatamam ki... Çilem cezaevindeyken telefonlar benim gecem gündüzüm olmuştu. Çilem arayacakta konuşacağım. İlk gün Çilem’e benim yanımda yat dedim. Rüya gördüm sonra bir kalktım Çilem yok! Hemen kalktım baktım etrafıma rüya mı görüyorum dedim. İçeriye bir baktım Çilem, ‘Anne Mira'yla birlikte uyuyayım’ dedi.
 
* Bu olay ben yanarım yavruma, yavrum yanar yavrusuna gibi olmuş... (Gülüyoruz) Çilem cezaevine girdikten sonra gözleriniz görmemeye başlamış galiba?
 
Evet... Şeker hastasıyım. Üzüntü gözüme vurdu. Diğer çocuklarımda var ama Çilem’in yeri bende ayrı.
 
Bana, ‘sen Çilem için dünyaları yakarsın’ diyor. Gerçekten Çilem için dünyaları yakarım. Ben onun cezaevine düşmesine üzülmedim. Ceza almasına üzüldüm.
 
* Gerçekten cezaevine düşmesine üzülmediniz mi?
 
Ben öyle şeyler yaşadım ki gerçekten insanlık dışıydı. Çilem bana diyor ki, ‘Anne, gerçekten hiç üzülmedin mi?’
 
Gerçekten hiç üzülmedim. Ben sadece kızıma üzüldüm... Eşi nasıl yapıyordu biliyor musun? Gece üçte dayak atarken beni arayıp bana dinletirdi. Çilem'in çığlıklarını duyduğum zaman eşime, ‘kalk yine kızı dövüyor’ derdim. Eşim ise, ‘O beni dinlemedi götür şu telefonu’ diyordu. Mira diğer kızımın kocasına baba diyor. Üzülüyorum o öyle dedikçe..
 
* Çilem tehdit ediliyor. Karşı tarafın ailesi de bu şehirde yaşıyor. Sizi zor bir yaşam bekliyor. Göç etmeyi düşünmüyor musunuz?
 
Çocuklarım gidelim buradan başka yere yerleşelim diyorlar.  Şimdi Çilem eskisi gibi çarşıda gezebilir mi, eskisi gibi yürüyebilir mi sokakta? Ama benim işim, bizim işimiz ekmeğimiz burada... Allah'a şükür işimiz iyi. Ben gitmeye kalksam benim beş yüz çalışanım var. Onlar ne olacak? Ben onları da düşünmek zorundayım. 
 
* Tekrar sana dönelim Çilem son sorum var. 'Keşke' diyor musun?
 
Keşke diyorum ama çıkar yolum yoktu. Mecbur kaldım. Başka ne yapabilirdim diye kendimi çok yokladım. Son çare, artık kurtuluş yok. Çıkış yolu yok, çıkar yol yok. Pişman olabilmek için bilerek yapmak lazım o yüzden pişmanım diyemiyorum. Keşke...