'Çocukluğum onun filmlerinde'

Eleni Karaindrou, bu akşam birçok filminin müziğini bestelediği Theo Angelopoulos anısına konser verecek.

06 Ekim 2012 Cumartesi, 12:04
Abone Ol google-news

Eleni Karaindrou, günümüzün en önemli film ve tiyatro müziği bestecilerinden, ama elbette tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ilk anda “Sonsuzluk ve Bir Gün” filminin müziğiyle akla geliyor. Bu akşam Ender Sakpınar yönetimindeki 31 kişilik orkestrayla 22. Akbank Caz Festivali kapsamında, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda vereceği konserde de daha çok Theo Angelopoulos filmlerinin müziklerini seslendirecek.

Bu yılın başında geçirdiği motosiklet kazası sonucu hayatını kaybeden Theo Angelopoulos’un sinemasında çocukluğunu bulduğunu söyleyen Karaindrou, film müziklerinde kelimelerle ifade edilemeyenleri görüntü ve müziğin bileşimi ile anlam kazandırmanın peşinde. Yine de “müziğin sinemadan daha derin bir anlamı var” diyor. Gerisini ondan dinliyoruz...

Müzik ve kamera

- Angelopoulos ile nasıl bir işbirliğiniz vardı?

Farklıydı... Onun için önemli olan, çok yakın estetik, bakış açısı ve ideolojiyi paylaşabilmekti. Filme başlamadan önce mutlaka fikir alışverişinde bulunurduk ama ben senaryoyu okumazdım. O, filme başlamadan önce müziğinin yapılmasını isterdi ve müziği filme koyup, bunun karşılığında fantastik bir koreografi yaratırdı. Ben bir bestenin birçok varyasyonunu oluştururdum ve o, yalnızca bazı bölümleri kullanırdı. Aslına bakarsanız ben film müziği albümlerimden çok, o varyasyonları seviyorum.

- Bestelerinizi senaryoyu okumadan yaptığınıza göre, bir filmde asıl ilgilendiğiniz, hikâyesi olmasa gerek.

Bir filmin müziği elbette onun hikâyesini kavramalı, ama beni ilgilendiren daha çok kameranın hareketi. Kelimelerle ifade edilemeyen şeyler, görüntü ve müziğin bileşimi ile anlam bulmalı. Müzik, bir filmin tüm bileşenlerine ses vermeli. Bir Amerikan filmi düşünün, müzik biraz sonra yaşanacak olayın gerilimini vurgulamak için kullanılır. Benim yapmaya çalıştığım müziklerse filmdeki gizli duyguları vurgular, “anima” dediğimiz, filmin ruhunu vermeye çalışır.

Bir çift göz

- Peki film müzikleriniz, diğer bestelerinizden nerede ve nasıl ayrılıyor?

Hiçbir şekilde ayrılmıyor. Ben bir müziği, güzel bulduğum bir şiirden ya da bir çift gözden yola çıkarak bestelerim. Müziklerini yaptığım filmler de benim için aynı anlama geliyor, hepsi birer şiir ya da göz. Angelopoulos filmleri örneğin, onlarda hep bir kayıp arazi söz konusudur. Benim doğduğum Yunanistan’daki Teichio kasabası da öyle, dağlar arasında kayıp bir arazidir.

- Yani siz Angelopoulos filmlerinde çocukluğunuzu buldunuz. Aranızdaki uyum biraz da bundan kaynaklanıyor olabilir mi?


Evet doğru, ben onun filmlerinde çocukluğumu buldum. Bizi bağlayan, paralel yaratım sürecine girmemizi sağlayan nedenlerin başında geliyor olabilir bu durum.

- Film müziklerinizi, bestelediğiniz filmlerden bağımsız olarak dinlediğinizde bugün ne hissediyorsunuz?


Aslında görüntü olmayınca daha özgür hissediyorum. Çünkü görüntüyü bilmediğimde, görüntünün estetiği hakkında daha fazla fikrim oluyor, bu çok daha özgürleştirici.

‘Müzik daha derin’

- Peki ya dinleyici?


Verdiğim konserler oldukça coşkulu geçiyor. Müzik tek başına, insanları çok derinden etkiliyor. İnsanların önce sessizlik içinde bekleyip sonra gözyaşlarına boğulduğuna şahit oluyorum bazen. Müziğin sinemadan daha derin bir anlamı var bana kalırsa. En son albümümün 40 bin kopya satmış olmasının da bunun bir göstergesi olduğunu düşünüyorum.

- Bu akşam İstanbul’da uzun bir aradan sonra ikinci konserinizi vereceksiniz. İlk konserden farklı olarak ne ile karşılaşacağız?


Angelopoulos anısına vereceğim bu konserde, Ender Sakpınar yönetiminde 31 kişilik görkemli bir orkestra eşliğinde sahnede olacağım. Konser, üçte iki oranında Angelopoulos filmlerinin müziklerine yer verecek. Üçte bir oranında ise İstanbul’da daha önceki konserde yer vermediğimiz eserler olacak.