Çok kültürlü ve kimlikli Güney sineması

Prof. Dr. Şükran Kuyucak Esen’in editörlüğünde hazırlanan çalışma üç bölümden oluşuyor. İlk bölümü, Çukurova-Adana bölgesinin ekonomik ve kültürel gelişmişliğini, bu gelişim seyri içinde farklı faktörlerin etkileri anlatıyor. İkinci ve üçüncü bölümler ise özellikle Adana ve Çukurova’da çekilen Yılmaz Güney filmlerine ayrılmış.

21 Ekim 2020 Çarşamba, 19:13
Abone Ol google-news

Pandemi sürecinden geçtiğimiz şu günlerde; malum kitabevlerinin birçoğu ya kapalı ya da yarı zamanlı çalışıyor. Bunun yanı sıra dövizde oluşan kur artışı; bunun kâğıda, matbaaya yansımasına karşın inatla kitap yayımlamaya çalışan yayınevleri... Bunlardan biri de Prof. Dr. Şükran Kuyucak Esen’in ikinci kitabı, Yılmaz Güney Sineması ve Çukurova Gerçeğinin Estetiği’ni yayımlayan Su Yayınları. Geçekten de bugünlerde bu koşullarda kitap yayımlayan yayınevlerini kutlamak gerek.

Yılmaz Güney Sineması ve Çukurova Gerçeğinin Estetiği adlı çalışma, Yılmaz Güney kadrajda olmasına rağmen, genelde Çukurova’nın, özelde Adana halkının ve Adana’nın sosyoekonomik, politik, kültürel ve tarihi fotoğrafını çekip önümüze koyuyor.

Kitapta, Çukurova’da ırgatlığın, yoksulluğun, sıtmanın anlatımı yanın, Adana ve Çukurova’nın Yılmaz Güney’i nasıl yarattığını, Yılmaz Güney’in de Adana ve Çukurova’yı yeniden nasıl yarattığı, bölgenin tarihi, kültürel ve ekonomik boyutuyla beraber anlatılıyor.

Prof. Dr. Şükran Kuyucak Esen, editörlüğünü ve yazarlığını yaptığı kitabı öğrencileri Doç. Dr. Zeynep Özarslan, Doç. Dr. Ayşe Toy Par, Dr. Öğr. Üyesi. Aydın Çam ve Erman Bostan birlikte hazırlamış. Beş yazar, Çukurova’yı, Adana’yı ve Yılmaz Güney’i farklı konular ve farklı filmler üzerinden, araştırıp inceliyor.

ÇOK KÜLTÜRLÜ ÇUKUROVA-ADANA

İlk bölümü Yılmaz Güney’i besleyen bereketli topraklarda; 1940-50’lerin Çukurova’sı ve Adana’sı anlatılırken, Adana’nın, 1937’de yani Yılmaz Güney’in doğduğu yıllarda, nüfusunun 400 bin olduğunu, bu rakam 1950’lere gelindiğine 650 bin olduğunu belirtiyor.

Bölgenin ekonomik zenginliğini; bir geçiş bölgesi olması, Ceyhan ve Seyhan nehirlerinin Çukurova’yı beslemesinden aldığını, kültürel zenginliğini ise, farklı kültürel ve dini etnik yapıların yaşadığı bir bölge olmasından aldığının altını çiziyor yazarlar.

Şöyle ki; 1940-1950’lerde, Çukurova’da, Ermeni, Rum, Süryani, Türk, Kürt, Türkmen, Arap, Fellah, Nusayri gibi farklı etnik ve dini kimliklerin bir arada yaşadığı bir bölge söz konusu.

Bölgenin kültürel zenginliğine bir başka örnek ise, ilk yerleşik sinema salonunun 1907’de Adana merkezde faaliyette olduğu, oysa Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da (Konstantinopolis) ilk yerleşik sinema salonu, 1908’de açılıyor.

Avrupa’nın 3. büyük şehri İstanbul’dan önce sinema salonuna sahip olan bir bölgenin gelişmişlik düzeyini siz düşünün. 1940’lara gelindiğinde Adana’da küçük sinemaların, yazlık sinemaların dışında 5 büyük sinemanın varlığından bahsediliyor. Ve bu sinema salonlarının 12 ay boyunca dünya ve Ortadoğu filmlerinin Adana seyircisine gösterildiğini belirtiliyor.

BAŞKALDIRI SİNEMASI

Yılmaz Güney Sineması ve Çukurova Gerçeğinin Estetiği, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümü, yukarıda da bahsettiğimiz gibi Çukurova-Adana bölgesinin ekonomik ve kültürel gelişmişliğini, bu gelişim seyri içinde farklı faktörlerin etkileri anlatıyor.

İkinci ve üçüncü bölümlerde ise kitap tamamen Güney filmlerine ayrılmış. Adana ve Çukurova’da çekilen Güney filmleri ki, ben buna erken dönem Yılmaz Güney filmleri diyorum. “Aç Kurtlar”, “Seyithan”, “Hudutların Kanunu”, “Toprağın Gelini”, “Umut”, “Kozanoğlu”, gibi filmler feodaliteye, İnce Mehmedvari karşı çıkış filmleri. Düzene, düzenin yereldeki temsilcisine, derebeylerine, tek başına bir karşı çıkış.

İkinci kent çelişkisi ve sisteme, sistemin kokuşmuşluğuna tekil karşı çıkış, tekil başkaldırı ve mücadele; “Baba”, “Vurguncular”, “Bana Kurşun İşlemez”, “Çirkin Kral” gibi. Güney’in üçüncü dönem filmleri ise düzene ve onun yozlaşmış, çürümüş yönetimine, toplumcu, topyekûn, devrimci karşı çıkış filmleri; “Duvar”, “Düşman”, “Endişe”, “Sürü”, “Yol”.

Yılmaz Güney’in filmlerini kronolojik sıraya göre dizip izlediğinizde, Türkiye’nin geçmişten günümüze gelişim seyrini de izlersiniz. Yılmaz Güney’in de tekil başkaldırıdan ‘eşkıya’lıktan, devrimciliğe, toplumcu mücadeleye geçişini görürsünüz.

Yılmaz Güney Sineması ve Çukurova Gerçeğinin Estetiği / Şükran Kuyucak Esen / Su Yayınları / 136 s. / 2020.