Çöküşün başlangıcı 1979-3: Türkiye’nin zor yılı: 1979

2 Ocak 1979’da Kahramanmaraş’ta yeterince etkili davranmamakla suçlanan İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı istifa etti.

08 Ekim 2020 Perşembe, 06:00
Çöküşün başlangıcı 1979-3: Türkiye’nin zor yılı: 1979
Abone Ol google-news

4 Ocak günü Kahramanmaraş olayları ile hükümet hakkında verilen gensoru önergesi TBMM’de reddedildi.

12 Ocak’ta Hasan Fehmi Güneş İçişleri Bakanı oldu.

1 Şubat 1979’da Türkiye’yi yasa boğan bir terör olayı gerçekleşti.

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, İstanbul Nişantaşı’nda silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü. 5 ay sonra Mehmet Ali Ağca, İpekçi’nin katili olarak yakalandı.

Ağca, yakalandıktan üç gün sonra polis tarafından “serbest bırakılması” talebiyle sıkıyönetim savcılığına sevk edildi. Ancak savcılık, görgü tanıklarıyla Ağca’yı yüzleştirdi. Tanıklar, Ağca’yı teşhis edince 15 günlük sorgunun ardından “katil zanlısı” olarak mahkemeye gönderildi.

AĞCA KAÇIRILDI

Ağca, 5 Kasım 1979 günü Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Kelepçeleri çözülen Ağca, kim tarafından verildiği bilinmeyen tabancayı çekerek hemşireyi rehin aldı. Bir astsubayın müdahalesiyle olay önlendi.

Ağca, Selimiye Askeri Cezaevi’nden Maltepe Cezaevi’ne naklini istedi.

Ağca, bu cezaevinde 6 ay kaldıktan sonra 23 Kasım 1979 günü sahte kimlik ve pasaportla yurtdışına kaçırıldı. Pasaportlar, Nevşehir Emniyet Müdürlüğü’nce düzenlenmişti. Pasaport bürosunda görevli polis memuru İbrahim Şahin idi.

Ağca, 13 Mayıs 1981 günü Roma’da Papa II. Jean Paul’a suikast girişiminde bulunacaktı.

6 Mart 1979’da hükümet ATAŞ Rafinerisi’ni devletleştirme kararını aldı. Bir gün sonra da Sovyetler Birliği ile petrol anlaşması imzalandı.

Türkiye’de bu olaylar olurken Pakistan’da da ciddi sorunlar yaşanıyordu.

Pakistan’da eski başbakan Zülfikar Ali Butto, katı bir şeriat uygulanmasını isteyen darbeci askerler tarafından sosyalizm ve laikliği savunmakla suçlanıyordu. İdamı isteniyordu.

9 Mart günü Cumhurbaşkanı Korutürk ve Başbakan Ecevit, Pakistan Devlet Başkanı Ziya ül Hak’a telgraf çekerek Zülfikar Ali Butto’nun affedilmesini istedi.

Ancak bütün dış baskılara rağmen nisan ayı içerisinde Butto idam edildi.

10 Mart günü, Adıyaman MHP İlçe Başkanı öldürüldü.

Demirel, 19 Mart günü basına verdiği demeçte, Ecevit hükümeti için “Bu gidiş, Allende gidişidir” dedi.

‘İHANET’ SAYILDI

ABD Başkanı Carter, 26 Mart 1979 günü İsrail Başbakanı Menahem Begin ile Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ı Camp David’de bir araya getirdi. İki lider, İsrail’in Sina Yarımadası’ndan çekilmesi karşılığında Mısır’ın İsrail’i tanıması konusunda anlaştı.

Camp David Antlaşması, diğer Arap ülkeleri tarafından ihanet olarak karşılandı. Filistinliler için bir vatan bulunması sorunu askıya alınmış; Mısır, Arap dünyasında yalnızlığa itilmişti.

Washington, Mısır’a yılda 3 milyar dolara varan bir ekonomik yardım sağlarken Sedat’a müttefik bulmaya çalışıyordu. Suudi Arabistan, Fas, Tunus, Mısır ve Türkiye bir araya getirilebilirdi.

Bu gelişmeler, Batı açısından istikrarlı bir Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyordu.

ABD’DEN ‘CASUS UÇUŞLARA İZİN’ TALEBİ

ECEVİT NEDEN İRKİLDİ?

Ecevit, 1978’de iktidar olduğunda Carter’ın Ecevit’e karşı güveni doğmuştu. Bu nedenle de ambargonun kaldırılması çalışmalarına hız vermeye başlamıştı.

5 Şubat 1975’te başlayan ABD ambargosu, 26 Eylül 1978’de tamamen kaldırıldı.

Ancak zamanla ABD, Ecevit’in ne yapacağı önceden kestirilemeyen, kontrol edilemeyen bir lider haline dönüştüğünü değerlendirmeye başladı.

Ecevit ile Washington ilişkilerinin krize dönüşmesinin başlangıcı ise 7 Mayıs 1979 oldu.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Warren Christopher Türkiye’ye geldi. Ecevit ve Christopher, 7 Mayıs 1979 günü görüşmek üzere bir araya geldiler.

Christopher, 10 Mayıs günü Sovyetler Birliği ile Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşması’nı (SALT-II) imzalayacaktı.

İLİŞKİLERİN TONU...

Christopher, Sovyetler Birliği’nin anlaşmaya uyup uymadığını denetlemeye ihtiyaçları olduğunu, İran’daki istasyonlar kapatıldıktan sonra bunun güçleştiğini, tek yolun ise Türkiye’den casus uçuşlar yaparak U-2’ler ile bu denetimin sağlanabileceğini söyledi. Bu nedenle de Ecevit’ten bu uçuşlara izin vermesini istedi.

Ecevit irkilmişti. “Ambargo döneminde ben hükümet olsaydım, Türkiye’deki dinleme istasyonlarına dokunmazdım” dedi. “Ama şimdi Sovyetler, bu dinleme istasyonları konusunda çok duyarlılar ve sorun yapıyorlar. Bizden acısını başka yerlerde, örneğin terörü körükleyerek çıkarabilirler” dedi. “Bizdeki dinleme istasyonlarını Sovyetler’e kabul ettirin” dedi.

Christopher, “Sovyetler’den izin almamızı nasıl istersiniz, biz sizin müttefikiniz değil miyiz?” diyerek tepkisini gösterdi. “Eğer U-2 uçuşlarına izin talebimiz reddedilirse Türk-Amerikan ilişkilerinin tonu değişir!” sözleriyle konuşmasına devam etti.

GÖRÜŞME KESİLDİ

Ecevit ayağa kalktı:

“Mademki siz ABD yardımları ile bu uçuşlar arasında bir ilişki kuruyorsunuz, bana da bu görüşmeyi kesmekten başka bir şey kalmıyor” dedi.

Ecevit’in yanıtı, Washington’da ciddi ve sert tepkilere neden oldu.

Brzezinski, “Bu adam ne yapmak istediğini bilmiyor, gidip düşmanlardan izin alındığı görülmüş müdür?” diyerek ABD’nin tepkisini dile getirdi. 

Bu olay, ABD yönetimi ile Ecevit’in arasını açtı. ABD yetkilileri, “Bu adam ile Türkiye bir yere ulaşamaz, istikrarlı bir Türkiye istiyoruz, gelişmeler ise bu yönde gitmiyor” diye demeçler veriyorlardı.

Washington’un mesajı netti.

Terör olayları devam ediyordu. Bayındırlık Bakanı Şerafettin Elçi’nin “Ben Kürt’üm, Doğu’da Kürtler vardır” demesi, Ankara’da sorunlara neden oldu.