Cumhuriyet Devrimi Neydi, Kim Yaptı?

Devrimler değişik bağlamlarda ve tarihi konumlarda her zaman bir yerlerde vardır. Fakat çağdaş tarih içinde ve bildiğimiz Türk tarihi bağlamında bir tane Türk Devrimi var: Bu batmış bir İmparatorluğun Türkçekonuşan halkının Kurtuluş Savaşı sonunda gerçekleştirdiği, Birinci Dünya Savaşı sonrasında ayakta kalma savaşıdır.

27 Şubat 2015 Cuma, 17:16
Abone Ol google-news

Bunu yapanların çocukları henüz yaşarken ve bu uğurda yaşamını yitirmiş ya da sonuna kadar bir şey beklemeden yaşamış milyonlar yanında, son yirmi otuz yılda, bu devrimin hiçbir aşamasına katılmamış, bu bağlamda hiç bir fedakarlık yapmamış, hatta olan bitenleri bile öğrenmemiş, ama onun sayesinde köle olmadan yaşayan, kimi sonradan yetmeler, Cumhuriyet Devrimi dediğimiz, İslam dünyasında başka eşi olmayan olağanüstü tarihi olguyu yadsıyan bir söylem ürettiler ve bunu çoluk çocuğa gerçek diye belletmeye çalıştılar. Bu fiyasko ile sonuçlandı ama, toplumun geleceği için umut kırıcı bir politik sonuç doğurdu.

Onun için iyi niyetli, namuslu ve biraz insan sevgisi taşıyanların bu nitelikleri yerin dibine indirmek için çalışan soysuzlara karşı 23-38 yılları arasında Anadolu halkının Cumhuriyeti nasıl kurduğunu anımsamaları gerek. Çünkü bu savaş kişilerin değil Türk halkının savaşıydı.

KURUCULAR KİMLERDİR?

Cumhuriyetin kurucusu, bir simge olarak, Kurtuluş Savaşını kazanan ordunun başkumandanı Mustafa Kemal’dir. Ama onun komutasında çarpışan ordu, onunla birlikte savaşan Osmanlı ordusunun asker ve komutanları, Kurtuluş savaşında ölenler, Anadolu’ya gelen Osmanlı bürokratları, o ordunun inandıkları düşünceleri onlara anlatmış hocaları ve yazarları, ve aşağıda dile getireceğim hikayede görüleceği gibi Anadolu’nun en umulmadık köşelerinde uygarlık davranışları örnekleyen aydın ve çalışkan insanlar, Cumhuriyetin kurucularıdır. Karşı çıkanlar da kuşkusuz oldu. Mustafa Kemal’in dehası var olan bu ulusal potansiyeli yönlendirmek, yeni devlet örgütünü kurmak oldu.

Bugün aptal bir politik tartışmanın konusu olan Atatürkçülük (ya da Kemalizm) Kurtuluş Savaşının yönelim ve amacı değildir. Kurtuluş Savaşının amacı Mustafa Kemal’i peygamber yapmak da olmadı. Öyle olduğun sananlar ya söylediklerini anlamamış, ya da başka nedenlerle çarpıtanlardır.

Mustafa Kemal İlk kurulan partinin lideridir. Arkadaşlarına başka partiler de kurdurmuştur. Ama on yıllık bir devrimi engellemeye çalışanları hoş göremez, devrimi ya da ülkenin bağımsızlığını politik oyunlara kurban edemezdi. Kaldı ki dünya tarihinde böyle aptal bir hoşgörü yoktur.

O sırada Türkiye yüzyıllarca süren bir uykudan çıktıktan ve kendini yok olmaktan kurtardıktan sonra, çağdaş dünyaya katılmak için örgütlenmeğe çalışan bir toplumdu. 2000 yıllık bir göçer ve cehalet çağından çıkan ilk Türk devleti idi. Bunun bugünkü parti söylemleriyle ilişkisi yoktur. Cumhuriyet yanlısı olarak CHP’yi görerek AKP’yi de bir demokrası partisi gibi görmek türünden yorumlar, temelsiz ve yozlaşmış düşüncelerdir.

CUMHURİYETİN AMACI NEYDİ?

Cumhuriyetin amacı 20. yüzyıla kadar bağımsız yaşamış bir halkı, tarihi kimliğini koruyarak çağdaş dünyanın bir üyesi yapmaktı. Bu amaç yaşlı, genç, İstanbullu, Anadolulu, ve kökeni ne olursa olsun, bunu kendi iradesiyle kabul eden iyi niyetli ve namuslu insanlarının çabaları ile gerçekleştirdi. Dilimiz Türkçe idi. Dünya da bizi Türk olarak tanıyordu. O gün, dün, bugün bunu hâlâ anlamamış olanlar tarihin yüzyıl dışında kalmış olanlardır. Ama tarihi değiştirecek güçleri de olmayacak!

Anadolu insanı Cumhuriyetin kuruluşuna nasıl katıldığını çeşitli yayınlardar öğrendik. Bunun özel bir örneğini genç bir doktora adayının yaptığı çalışmada buldum.

Sevgili Okuyucular,

Bu olgu Tokat Müzesi’nin kuruluşu ve halen bu müzede bulunan, 1931 yılında (Harf Devrimi’nden sadece 3 yıl sonra!) Latin alfabesiyle yazılmış bir müze defteriyle ilgilidir. Bu defteri yazan Sivaslı hattat Mehmet Besim Karagülle 1889 doğumludur ve 1928 yılından 1937 yılına kadar Tokat Kütüphanesi ve Tokat Müzesi Müdürlüğü’nü yürütmüştür. Karagülle Tokat’taki tarihi yapılara ilgi duymaktadır ve şehirdeki Selçuklu döneminden kalan binaları, bezemeleri, yazıtları, mezar kitabelerini fotoğraflayıp, bazı yapıların planlarının çizip, bahsi geçen müze defterinde belgelemiştir.

HALKIN KURUCU FAALİYETİ

Cumhuriyet hükümetinin 1926 yılında kurduğu küçük bir kent müzesi olan Tokat Müzesi’nin iskeleti birkaç kişinin çabası ile ortaya çıkar. Türkiye’de bu şekilde birçok müze kurulur. Bunları üniversite mezunu uzmanlar kurmaz. Uygarlığa inanmış yerel halk kurar. Müzenin ilk müdürü Halis Cinlioğlu’ndan sonra Sivaslı hattat Karagülle kendini bu işe adamıştır. Bu insanlar cumhuriyetin kurucularıdır.

Bugün bilmem ne partili, bilmem ne üniversite mezunu sözde uzman, araştırma yapanlara müze arşivlerini açmıyor, bakanlık yöneticileri gerekli çalışmalara ellerinden gelen yardımı yapmıyorlarsa, bu sözüm ona yeniler, ilk cumhuriyetin mütevazi başarılarını kendi çabaları ile bir araya getiren amatörler kadar uygar ve Cumhuriyet amaçlarına daha doğrusu ülkeye yardım etmiyorlar. O alçak gönüllü öncüler bizim cumhuriyetimizin kurucularıydı.

Benim kuşağımın yarısından çoğu küçük Anadolu köylerinden geldiler. İlkokulun üçüncü sınıfını Elaziz’de okudum. Mamuret el-Aziz, Sultan Abdülaziz’in Harput dağının eteğinde ovada kurduğu yeni bir kentti. Orada sadece bir ilkokul olduğunu hatırlıyorum. 1934 yılında o okulda çok genç kadın öğretmenler vardı. İlkokul dördüncü ve beşinci sınıflarını Eğirdir’de okudum. Orada da gencecik, Anadolulu genç kadın öğretmenler vardı. Ortaokulun birinci sınıfını Denizli’de okudum.Orada da bir kaç kadın öğretmenimiz vardı. Onlar da Cumhuriyetin kurucularıdır.

Subaylar, memurlar, hâkimler, hekimler, ilk görevlerini Anadolu’nun bütün köşelerine, köylerine kadar giderek yapanlar da yurdun her yöresinden geliyorlardı. Köy Enstitüleri mezunları, onlar da Cumhuriyetin kurucularıdır. Gazi öldüğü zaman ağlayanlar Cumhuriyetin kurucuları idi.

ÖNCE CEPHEDE ÖLENLER SONRA HALK

Cumhuriyeti önce cephede savaşan ve ölenler, sonra da halk kurdu. Cumhuriyetin okuma yazma bilmeyen kurucu halkı, Gazi Mustafa Kemal Paşanın elinden yeni Cumhuriyetin alfabesini öğrendi.

Halk Partisi politik bir örgüttür. Fakat cumhuriyet düşmanlığının temellerini ilk kez kendi milletvekilleri, hatta kendi partilerinden gelenler attılar. Bundan dolayı Cumhuriyete bir şey olmadı. Fakat cumhuriyeti halka yazı-tura gibi bir seçim oyunu olarak sundular. Halk bunun yaşamsal bir tedavi olduğunu anlamadı.

DEMOKRASİ MASKESİ

1950 İkinci Dünya Savaşı galipleri, Ortadoğu İslam dünyasında,Yahudi devletini kurdukları zaman, ‘tavşana kaç, tazıya kovala!’ oyununun İslam’ın uluslaşamamış halklarını birbirine katan mezhep kavgası manivelasını öğrendi. Buna zorbalık da eklendi. İslam ülkelerinin yöneticilerini de ortak ettiler. Sovyet emperyalizmi de öcü ödevi gördü. Emperyalizm’in en büyük başarısı bu oyunların demokrasi maskesi altında sunulması oldu.

Bunun ilk örneği Demokrat Parti’dir. Ham halkların partileri de ham oluyor. Demokrasiyi yazı tura olarak görmeye devam ediyorlar. Fakat yeni bir şey öğrendiler: Cahil halkları büyüleyen oyuncakları ithal edip halka satıyorlar. Bu Osmanlının esir ticaretine benziyor. Seferden birkaç esirle dönersen, köşeyi de dönüyorsun! Biz Batılı kumarbazlara kumar masaları döşüyoruz. Onlar gelip para kazanıp gidiyorlar. İşin acıklı tarafı bunun propagandasını yerli çevirmenlerin yapması.

Ne güzelmiş Anadolu’nun o alnı öpülesi, alçak gönüllü, inançlı ve dürüst halkı!