Cumhuriyet ve Kazanımları Tersyüz Edilemez

11 Kasım 2012 Pazar, 07:24
Abone Ol google-news

Atatürk düşüncesi, emperyalizme karşı bağımsızlıktır; şeriat sistemine karşı laik düzendir; ümmetçiliğe karşı ulusçuluktur; biat kültürüne karşı vatandaşlıktır, kadını köle olarak gören düşünceye karşı kadının eşit haklara kavuşmasıdır. Eleştirel aklın öne çıkarılması ve aklın yol göstericiliğinin kabul edilmesidir.

10 Kasım’lar sadece Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’ü anma günü değildir. Ona bağlılığımızın yinelenmesi ve geçmişin “muhasebesi”nin, gözden geçirilişinin ve özeleştiri yapılmasının da günüdür.

Ölümünün 74. yıldönümünde, bir devlet kurucusu ve çağdaş bir toplum yaratıcısı olarak Atatürk’ün değeri her geçen gün daha fazla artıyor.

Öte yandan, günümüzde bir zamanların sosyalist ama günümüzün dönek liberalleri için Atatürk’e, Cumhuriyete ve Cumhuriyet kazanımlarına saldırmak, çok önemli bir “misyon”, vazgeçilmez bir görev haline geldi.

Ayrıca son on yıldır, siyasal iktidar her geçen gün aydınlanma kazanımlarını birer birer geriye almaya çalışıyor. En çarpıcı örnek, Atatürk’ün büyük devrimi olan “Eğitim Birliği Yasası”na karşı girişilen yıkıcı saldırılardır.

Hiç eğip bükmeye gerek yok. Atatürk ve O’nun aydınlanma devrimlerine karşı bir “rövanş” hareketi, laiklik ilkesinin törpülenmesi, hatta yok edilmesi için planlı bir tasarımla karşı karşıya olunduğumuz artık biliniyor.

Eğitim Birliği Yasası’nı torpilleyen son 4+4+4 yasası; yasakçı bir zihniyetle bağımsızlık savaşımızı ve Cumhuriyeti simgeleyen 19 Mayıs ve 29 Ekim gibi milli bayramların kutlanmalarının önlenmeye çalışılması bu konudaki en son girişimlerdir.

Atatürkçüler birleşti

Ancak bu süregelen saldırılar, Atatürkçüleri, Cumhuriyetçileri birleştirdi, ayağa kaldırdı. Bir dip dalgası, tüm toplum içinde harekete geçti. Atatürk’ün aydınlanma devrimlerine karşı yürütülen “rövanş” istemlerine karşı, Atatürk gençliğinin önderliğinde toplumsal bir hareket başladı.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, kararnamelerle halktan koparılmaya çalışılınca, halk katmanları içinde dalga dalga yayılan direnme, 29 Ekim’de Ulus Meydanı’nda kendisini bir şahlanış olarak gösterdi. 10 Kasım’da da aynı şahlanış devam etti.

Barikatların açılması için o mu, yoksa bu mu emir verdi söylemleri temelsizdir. Barikatları halkın “azim ve kararı” açmıştır. Tıpkı, Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’dan hemen bir ay sonra Amasya Bildirisi’nde söylediği gibi:

“Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir...

Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır...”

Cumhuriyet yıkılamaz

Şurası açıkça bilinmelidir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet asla yıkılamaz. Onun önderliğinde gerçekleştirilen aydınlanma devrimleri tersyüz edilemez.

Bu devrimleri yıkmak, tekrar din devleti kurmak istemleri başarılı olamayacaktır. Belki kimi devrimler üzerinde törpüleme yapabilirler, çentik atabilirler ama temelde bunları Türk toplumundan söküp atamayacaklardır.

Gençler, Atatürkçü kadınlar, çağdaşlaşma yandaşları, böylesi geriye gidişlere set çekeceklerdir.

Atatürk’ün Aydınlanma devrimlerine karşı yürütülen girişimler, yeni direnç noktaları yaratıyor. AKP iktidarının Atatürk’ün aydınlanma devrimlerine karşı yürüttüğü tasarımlar, Atatürkçüleri, Cumhuriyetçileri gün günden çoğaltıyor.

Bunun nedenleri sosyolojiktir ve toplum biliminin tunç yasası, tez-antitez çelişkisine dayanır.

Bir kez, toplumsal ilerleme durdurulamaz.

Aydınlanma devrimleriyle bir kez iletişim kuran ve o devrimlerin ürünlerini ve değerlerini bir kez tadan toplumları, elde ettikleri çağdaşlık düzeyinden geriye döndürmek çok güçtür.

Türk aydınlanması

Türk aydınlanması, ortaçağlarda yaşayan bir toplumun çağdaşlaşma projesidir. Toplum dönüşmüş, laik ilkelere dayalı çağdaş bir devlet kurulmuştur. 21. yüzyılda Cumhuriyet kaldırılarak, padişahlığa ya da halifeliğe geri dönülemez.

Türk aydınlanması, hukukun laikleşmesini sağlamıştır. Şeriat temellerine dayalı hukuk sistemi kaldırılmış, laik esaslara dayalı yurttaşlık, borçlar, ticaret ve ceza yasaları kabul edilmiştir. Bu yasalar 85 yıldır her gün uygulanıyor. Bu laik yasaların ortadan kaldırılarak din esaslarına dayalı kanunların geleceğini sanmak sadece saflık değil, aynı zamanda aptallıktır, bilime de aykırıdır.

Türk aydınlanması, kültürün laikleşmesini sağladı. Türbe, tekke, zaviyeler kaldırıldı. Harf devrimi yapıldı. Hangi zavallı kafa, 21. yüzyılda modern Türk alfabesini kaldırıp Arap harflerini geriye getirebilir. Bunu düşünmek bile okunaklı değildir. Sosyolojinin temel kurallarına aykırıdır.

Türk aydınlanması, eğitimin laik temellere oturmasını sağladı; mahalle mektepleri ve medreseler kaldırıldı.

Dine dayalı devlet düzeni arzulayanlar, özellikle eğitimin birleştirilmesi yasasını hedef almışlardır. 1950 yılından bugüne daima bu temel eğitim devriminin yozlaşması ve delinmesi için uğraş veriliyor. Başarılı oldukları en önemli alan burasıdır. Ama gelişim ve değişimin tunç yasaları, ne yaparlarsa yapsınlar laik eğitimin tümünü egemenliklerine alamayacaklarını bu önemli devrimi tersyüz edemeyeceklerini kanıtlamaktadır.

Atatürk, Türk toplumunun çağdaşlaşmasını temel almıştı. Atatürk’ün amacı, “Tam bağımsızlığa ve ulusal egemenliğe dayalı, laik, çağdaş ve uygar bir Türkiye Cumhuriyeti kurmak ve çağdaş bir toplum yaratmaktı.”

Atatürk Cumhuriyeti ve Atatürk idealleri neyi temsil ediyor. Gazete köşelerini tutmuş, TV söyleşilerini egemenliklerine almış kimi yorumcuların Atatürkçülük, Kemalizm var mıdır, yok mudur biçimindeki tartışmaları, ayakları yere basmayan, temelsiz değerlendirmelerdir.

Atatürk, dogmalara karşı savaşan bir liderdi ve ben dogma bırakmıyorum dedi.

Atatürk düşüncesi, emperyalizme karşı bağımsızlıktır; şeriat sistemine karşı laik düzendir; ümmetçiliğe karşı ulusçuluktur; biat kültürüne karşı vatandaşlıktır, kadını köle olarak gören düşünceye karşı kadının eşit haklara kavuşmasıdır. Eleştirel aklın öne çıkarılması ve aklın yol göstericiliğinin kabul edilmesidir.

Bu düşünceler o derece güçlüdür ki, ona karşı gelen hareketleri, kendi düşünce gücü ve nitelikleri çerçevesinde yoğurur ve uzun dönemde etkisizleştirir.

Evet, Türk toplumunu çağdaşlaşma ideallerinden geriye çevirmeye hiçbir güç ve kudret yeterli olamayacaktır.