Demokrasi hep zor olandır

Festival yöneticilerinden Ayten Akyıldız, her iki toplumu da yakından tanıyan biri olarak “Bazen iki arada kaldığım oluyor” diyor.

10 Mart 2020 Salı, 06:00
Demokrasi hep zor olandır
Abone Ol google-news

Tam 25 yıldır süren bir festival var, Almanya'nın Nürnberg kentinde: "Türkiye Almanya Film Festivali". Her yıl mart ayında, bahar beklentisinin doruğa çıktığı ama kar yağışının pek de eksik olmadığı günlerde yapılan bu özel etkinliğe geçmiş yıllarda da katılmış ve her seferinde festival yöneticileri Adil Kaya ve Ayten Akyıldız'ın neredeyse insanüstü sayılabilecek çabalarına hayran kalmıştım. Festival bu yıl 20-29 Mart tarihleri arasında yapılacak ve açılış gecesi Tunç Şahin'in yönettiği, başrollerini genco Erkal ve Tilbe Saran'ın paylaştığı "Refakatçiler" gösterilecek. Birçok sanatçının beklendiği açılış galasına katılması kesinleşenler arasında Türkiye‘nin önde gelen yönetmenlerinden Biket İlhan, gazetemiz yazarı Zeynep Oral ve yönetmen Selçuk Metin var. Her yıl hem Almanya'dan hem de Türkiye'den o yıl öne çıkan filmlerin katıldığı festivalde bir de yarışma var, kısa ve uzun film kategorilerinde. Her yıl Onur Ödülleri de veriliyor ve bu yılın ödülleri Genco Erkal ile Senta Berger'e sunulacak. Tüm bunları ve dahasını Ayten Akyıldız ile konuştuk. 

Bu yıl festivalin 25. yılı... Öncelikle tebrik ederim. 25. yıla özel neler planladınız bu yıl?

Çok özel programlar hazırlamadık, sade ve öz kalmaya çalışıyoruz... geçmiş yıllardaki gibi. Programı genişletmedik, yarışmalar ve yarışma dışı programlara da yer vermeye devam ediyoruz. Festivalin en büyük ödülü olan onur ödülü bu yıl Türkiye’den Genco Erkal’a ve Almanya’dan Senta Berger’e verilecek. Genco Bey ile bir de müzikal tiyatro düzenliyoruz, Nazm Hikmet ve Bertholt Brecht Nürnberg'de sahnede buluşacaklar. Zaten biz de hep buluşturuyoruz.  Zülfü Livaneli festivalimize katılarak çok destek veren bir dostumuz, onun söylediği gibi, bu festival sayesinde Nürnberg duruşmalar şehrinden buluşmalar şehrine dönüştü. Armin Mueller Stahl ile devam eden bir dostlukları var. 

Bizi uzun süredir destekleyen sanatçı arkadaşlarımız bu yıl daha yoğun olarak  fesivale katılacaklar. İsimleri saymayayım, Who is Who (Kim Kimdir) dedigimiz liste olmasa bile ona yakın bir grup Nürnberg’e gelecek, festivale katılacak. Bunların çoğunun, kendi imkanları ile bizlere, festivale 25. yılımızda destek olsun diye arayıp bunu bildirmeleri bizlere Umut verdi. 

Yıl 1995... En ön de oturanlar soldan sağa: Hilmi Etikan- Alper Güleç Sebahattin Çetin  Adil Kaya; orta sıra: Karaman Yavuz,  (?), Atıf Yılmaz, Ayşe Polat, Ayten Akyıldız, (?); arka sıra: (?), Canan Gerede, Halil Ergün, Haluk Özbergi

Festivalin 25 yıllık geçmişine baktığınızda hangi duygular öne çıkıyor, hangi cümleler geçiyor aklınızdan?

Ben festivalin ilk yıllarında çok mutu bir seyirciydim, sonraları gönüllü olarak çalıştım, daha da sonra da kendi imkanları ile bütçesini oluşturan festivalde kadrolu olarak başladım. İlk yıllar bambaşka heyecanlarla doluydu, çok keyifliydi seyirci olmak, Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Mahmut Tali Öngören ve hep yol gösteren kısa filmler için koşturan Hilmi Etikan... Küçük festivalimizin yakın dostları oldular, tabii ki Tuncel Kurtiz, Halil Ergün ve mutlaka mutlaka Zülfü Livaneli var. Almanya'da, Armin Mueller Stahl, Mario Adorf, Hanna  Schygulla ve Hannelore Elsner'in festivale gelip iki üç gün sonrasında nasıl içten sarılarak 'Familye (aile) festivali, gene davet edin bizi lütfen' diyerek ayrılışları ve sürekli gelmeleri... Bizlerden başka festivallerde bahsetmeleri... Hepsi çok güzel duygular. Başka sayamadığım dostların bize verdikleri samimi destek, sonuç olarak bize görev bilinci olarak  dönüyor, Altın Ayı ödülü aldığın da Semih Kaplanoğlu’nun, 'Sayenizde gerçekleşti, yapımcımı Nürnberg'de tanıdım' demesi bizleri umutlandıran şeyler oldu. Derviş Zaim ve Seyfi Teoman,  festival afişinde fotoğraflarını kullandığımız Nuri Bilge Ceylan... Bunlar hep inanın seyirciyi sinemaya çeken şeyler oldu. Ve asla bizi desteklemeyi bırakmayan dostumuz, buradaki insanların hep beklediği Zeki Demirkubuz... İşte bunlar hep festivali mutlaka devam ettirme bilincine dönüşüyor, bu insanlık sevgisi dolu dostluklar... 

Tabii seyircilerimizin sevgi dolu festival bekleyişi de hepsinin üstüne geliyor.  Geçen gün yaşlıca bir Alman hanımefendi, 'Festivalimiz geliyor, çok heyecanla bekliyorum, kendimi sizin aranızda çok rahat hissediyorum' dedi. Her yıl sarılarak ayrılanlar var… İşte güneşin bu gri şehirde tekrar doğduğu anlar benim için. 

Yıl 1998... Soldan sağa, Atıf Yılmaz, İlyas Ayçiçek, Ayten Akyıldız, Ömer Kavur, Erkan Kaya, Nurdan Arca; önde oturan Kenan Akyıldız

EN ÇOK İKİ ARADA KALAN BENİM

Burada yıllardır yaşamanızın verdiği bir arada kalmışlık hissi de oluyor mu zaman zaman?

Olmuyor desem yalan olur. Şöyle anlatmaya çalışayım... Her program bittiğinde gururla gene buluşmalar, diyaloglar heyecanı sarar; 'Ne güzel bir program oldu' diye arkama yaslandığımda bu dünyada ırkçılık çok kültürlü toplumların bir arada tolerans ile yaşamasıyla yok olacak dediğimde burnumuzun dibinde birden insanlar öldürülür. Mölln, Solingen  ve sonra Hanau’da… bitmiyor... örneğin Hrant Dink katledildiği gün Belediye binasında herkes odama koştu, 'Aileden birisi mi öldü neden  bağırıyorsun' dediler... Türkiye'de bir şeyler olduğunda burada bakışlar bize karşı değişiyor, 'Neden sizin orada bunlar oluyor' sorusu, bakışlar… Ya da tam programı bitirmişiz, bir gazeteci arıyor 'Tahir Elçi öldürüldü ne diyorsunuz?' diye soruyor… 'Dipsiz bir karanlığa düştük gene, hiç bitmeyecek mi bu ırkçılık bu insanlık nefreti böyle' diye yıldığım anlar oluyor, bu festivallere verilen emeğin topluma faydasını sorguluyorum sürekli, bir avuç insan, bir kaç humanist için mi tüm bu kültürler arası buluşmalar, diyaloglar... Belki de tüm dünyada böyle ama Almanya'da , Türkiye Almanya Film Festivali’nde her iki ülkenin de sanki hesabını veriyormuşuz gibi. Sanıyorum en çok iki arada kalan Türkiyeli benim..

Almanlar bana 'Türkiye’ye gitmekten korkmuyor musun?' diye sürekli endişeyle soruyorlar; Türkiye’deki arkadaşlar da 'Almanya’da nazilerden korkmuyor musun?' diye her seferinde bıkmadan soruyorlar.  .Burada doğan kızım Sinem, festivalin program yönetmeni, iki ülkenin kültürel zenginliğine daha farklı bakıyor, buralıyım demekten ödün vermiyor.

SEYİRCİ ARTIK BAŞKA BİR SEYİRCİ OLDU

Yıllar içinde festivali organize etmek daha mı kolaylaştı, yoksa artık daha mı zor?

Evet, hem çok daha kolay, hem çok daha zorlaştı festival durumu. Değişmeyen bir konu varsa o da festival bütçesi için her yıl adeta bir savaş vermek, uğraşmak, her yıl yeniden risklere girmek. Bu tabii festivalin 25. yılında sıkıntı veriyor bize. Ama festivalin bir takım sevimsiz, sanattan uzak düşünen politikalardan bağımsız kalabilmesi için bu bütçe mücadelesi hep olacak gibi. Yani kolayına kaçmadan dik durmak olmayacağına göre...

Festival benim açımdan kolaylaştı bir bakıma. 25 kiloluk 35mm kopyaları para yok diye valizde taşımaktan kurtuldum mesela. Bu yüzden iki omuzumdan da  ameliyat oldum. Şimdi anlatsam, yeni kuşak pek anlam veremez buna.  Kargo değil de bavulda getirmenin dayanılmaz cazibesi...(gülüyor) Film üretiminin daha da artması,  daha az maliyetlerle film yapılması, bağımsız filmlerde  küçük ekiplerle çalışılması gibi şeylerle sanki bu alan  daha demokratlaştı gibi. Kısa filmler, belgeseller, uzun metrajlar, hepsini toplarsak, eskiden 100 tane filmi ön izlemede değerlendiriyorsak, bu rakam şimdi 1000 film oldu. Evet 1000 film izliyoruz, 1000 yönetmen demek bu, 1000 sanat üreten arkadaş demek bu.

Bir de seyirci başka bir seyirci oldu, sinemaya getirmek için daha çok ikna etmek lazım, festivale gelince, çok özel bir şeyler bekler oldu. Bu da demokrasinin getirdikleri galiba. 

Sosyal medya tanıtımı da kolaylaştı. Herkes kendi yayın kanalını  kurmuş, Radyo/TV kuruluşu gibi yayın yapıyor. Burada da 'rekabet' arttı. İlgi toplama daha da zorlaştı.  Evet festival kolaylaştı ve zorlaştı... Hangisini tercih edersiniz diye sorarsınız, eskisini mi, yenisini mi, ben demokratik olanı derim yine de. Ama demokrasi hep zor olanıdır.

FESTİVALİ 20-25 YILDIR TAKİP EDENLER VAR

Nürnberg'deki izleyici profiliniz nasıl? Türk ve Alman nüfusu karşılaştırdığınızda kimler, hangi filmlere daha çok ilgi gösteriyor?

Toplam seyirci sayısı on bin civarında sabit. Ama profili sürekli değişiyor. Alman seyircilerimiz gittikçe artıyor. Seyircinin yarısından  fazlası Almanlardan, ya da başka ülkelerden gelen kişilerden oluşuyor. Bir yandan festival seyircisiyle yaşlanırken, yeni kuşağın katılımını da gözlüyoruz. Bu tabii heyecan verici, festivalde gençler için her şey yeni, her şey heyecan verici. Bizi 20 -25 yıl takip eden kişiler var tabii. Onlar da artık, sanatçı konuklar gibi ağırlanmak istiyorlar nerdeyse. Espri bir yana, seyirci kitlesinin Almanlaşması  bizim için sevindirici bir gelişme. Türkiye ile Almanya politikacıları sertleştiği dönemde, Alman seyircileri bizim festivale tereddütsüz daha çok sahip çıktılar. Almanya’daki toplumun tam ortasında olduğumuzu hissediyoruz.. Ama genel olarak, seyircilerimiz sanatın yaşam içindeki politika üstü rolüne inanıyorlar, sanatçıya  güveniyorlar, sanatın işlevine inanan bir seyirci kitlemiz var.