Demokrasiyle Çelişen İntikamcı Politikalar

20 Ağustos 2011 Cumartesi, 08:17
Abone Ol google-news

Grek dilinde, “demos-halk” ve “kratos-yönetmek” sözcüklerinin oluşturduğu “demokratia” deyiminin ilk olarak Atina site devletinde kullanıldığı düşüncesi yaygındır. Çoğu zaman demokrasiyle özdeş anlamda kullanılan “respublica-cumhuriyet” deyimi ise Latince kökenli olup, “res-şey-işler” anlamındaki sözcük ile, “publicus-halk” anlamına gelen sözcüğün bileşiminden oluşmakta ve halkın, toplumun işleri anlamına gelmektedir. Farklılıkları tartışılabilir olmakla birlikte iki deyim de toplumların yönetimiyle ilgili olarak türetilmişlerdir.

Toplumumuzun özlemini çektiği çağdaş demokrasilerin oluşması ise, sosyal evrime bağımlı olup, toplumlarda burjuva ve emekçi sınıfların gelişmeleriyle olanak bulmuştur. Burjuvazinin gelişmesi “Büyük Fransız Devrimi” ile laik ve hümanist yönetimlerin oluşmasını sağlamış, endüstri devriminin güçlendirdiği emekçi sınıfı da “komünist-sosyalist” düşüncelerin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Böylece, gelişen sınıfların sosyal ve ekonomik çıkarlarının gözetilmesinin zorunluluğu da siyasal partilerin gelişmesine neden olarak parlamenter demokrasilere çağdaş nitelikler kazandırmıştır.

Sosyal evrim sürecinde eğitim, bilim ve sanattaki gelişmeler toplumları da etkileyerek demokrasi için gerekli ortam ve kurumların gelişmesini sağlamış, siyasal partiler de sosyo-ekonomik sorunlara çözüm üreten niteliklere erişmişlerdir.

Demokratik yaşantıya doğal evrimle ulaşamayıp onu dış zorlamalarla şekil olarak alıp uygulamaya çalışan toplumlarda ise, gerekli eğitim düzeyinin olmaması, bilim ve sanat dallarındaki gelişmemişlik, özgür düşüncelere konulan sınırlamalar çağdaş demokrasi için gerekli toplumsal kurumların oluşmasını engellemiştir. Bu nedenle, gerçek demokrasilerde kaçınılmaz olarak benimsenen “karşıt düşüncelerin de haklı olabileceği” ilkesi zorlama demokrasilerde hep dışlanmıştır.

Zorlama demokrasilerde bilgi ve yetenek yoksunu politikacılar, yönetime gelebilmek için sorunlara çözümler üretmek yerine halka aldatıcı küçük çıkarlar sağlamak, inançlarını sömürmek ya da karşıtlarının kişisel yanlışlarını, özel yaşantılarının olumsuzluklarını kullanmaya yönelerek kavgacı, intikamcı duygularla başarı kazanmaya çalışmışlardır.

Osmanlı döneminin mülkiyet sistemi elvermediği için Batı’da yaşanan sosyal evrim aşamalarından geçmeyen toplumumuzda da çağdaş demokrasinin gerektirdiği sosyal kurumlar oluşamamış, siyasal partiler de bu olumsuzluk nedeniyle çağdaş nitelikler kazanamamıştır. Tarihimizde kurulan ilk siyasal partilerden beri politik yaşantıdaki amaç, sosyo-ekonomik sorunlara çözüm üreterek oy kazanmak yerine, karşıtlarını her yolu deneyerek yıpratmak, yıkmak olmuştur. Ülkenin köklü kurumlarının yozlaşması, etnik ayrışmaya ortam hazırlanması, gelir dağılımı dengesizliği gibi konuları önemsemeyen siyasal partiler, sürekli olarak geçmişten gelen yanlışların öcünü siyasal karşıtlarından alma duygusuyla politikada var olmaya çalışmışlardır.

Yaşadığımız günlerin siyasal sorunlarının da çağdaş demokrasinin özgür tartışma ortamında çözümlenmesi gerekirken eski alışkanlıklarla baskı ortamı yaratılarak gerçek aydınların suskunluğa itilmesi toplumsal bilinci olumsuz etkilemekte, gelecekte ölçüsüz tepkilerin oluşmasına ortam hazırlamaktadır.

Toplumların tarihsel sürecinde siyasal karşıtlarına düşmanca tutum içinde olanların başarılı olduğu görülmemiş, Sezar gibi davrananlar kendi Brütüs’lerini yaratmışlardır.

İç ve dış sorunların katlanarak çoğaldığı, sömürü düzeninin çöküşü belirtilerinin yaşandığı günümüzde emperyalist güçler acımasız eylemlere yönelmekte, ulusları parçalayarak kendi çıkarlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bu koşullarda ulusal birliğimizi korumak için tüm siyasal partilerimizin sorunlara gerçekçi çözümler üretmeleri gerekirken, birbirlerine ve ulusun varlığının özünü oluşturan “laik cumhuriyet”in temel dayanaklarına karşı intikamcı duygular içinde olmaları geleceğimizi karartmaktadır.

Ulusların varlığını yaratan kurumlarla çatışan ve onlara karşı intikam duyguları besleyen yönetimler tarihin hiçbir döneminde başarılı olamamıştır. Hâlâ kendi ulusal kurumlarıyla intikam duygularıyla çatışan yöneticilerin bu gerçekleri algılamaları ve Çinli bilgelerin, “intikam peşindeysen iki mezar kaz” özdeyişini hiç unutmamaları gerekir.