Dilek Türker: ‘Bir direniştir yaşamak’

Dilek Türker, 26 Ekim’de Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde uzun yıllardır sahnelediği “Mustafa Kemal’le Bin Gün - Latife” oyunuyla tiyatroseverlerle buluşacak.

23 Ekim 2020 Cuma, 05:30
Dilek Türker: ‘Bir direniştir yaşamak’
Abone Ol google-news

Bazı kitaplar vardır, okudukça bir sonraki sayfayı merak ettiğiniz. Tıpkı bir kitap gibi insanlar vardır, konuştukça yeni bilgiler öğrendiğiniz, hayatı bir kitap gibi dediğiniz. Defalarca karşılaştığım ama daha önce uzun uzun sohbet etmeye fırsat bulamadığım Dilek Türker, inandığı değerlerden hiç vazgeçmemiş. Öyle lafı sözü gevelemeden, doğrudan söylüyor kimseden çekinmeden... Cesur kadın diyorum içimden. Çok hayatlara tanık olmuş, bizim hayran olduğumuz, yazar ve sanatçılarla güzel dostluklar kurmuş çok anı biriktirmiş. Ara Güler, Aziz Nesin, Muhsin Ertuğrul gibi...

26 Ekim’de Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde çok uzun yıllardır sahnelediği “Mustafa Kemal’le Bin Gün - Latife” oyunu ile saat 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Tüm gençleri bekliyor Türker, “Oyunumuza gençlerimizi, tüm tiyatroseverleri, Cumhuriyet severleri bayraklarıyla birlikte bekliyoruz. Gelin hep birlikte bu güzel haftada hem Cumhuriyet’imizin kuruluşunu kutlayalım, birlikte alkışlayalım, birlikte coşkuyu yaşayalım” diyor.

Ama özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem imamoğlu’nu eşi ve çocuklarıyla oyuna beklediğini söylüyor sanatçı.

- 19 yıldır “Mustafa Kemal’le Bin Gün - Latife” oyununu sahneliyorsunuz. 26 Ekim’de tekrar sahnede olacaksınız, neden bu oyunu tekrar sahnede görmek istiyor seyirci?

Evet, 19 yıldır oynuyorum, o gün doğan çocuklar bugün 19 yaşında, unutturulmaya çalışılıyor ama her sene bu “Latife” oyunu isteniyor. Tabii daha çok CHP’li belediyeler istiyor sahnelenmesi. Bir seferinde ramazan ayında oyunu sahnelemiş ve bir grup türbanlıya oynamıştım. Hepsi oyunu ağlayarak ayakta alkışlamıştı. Böyle bir anım da var. Ben bunları yaşamış biriyim. Her gittiğim Anadolu’daki şehirde, başörtülü, başörtüsüz, genç ihtiyar, herkes ağlayarak boynuma sarılıyordu oyundan sonra. Büyük bir sevgi Atatürk sevgisi. Atatürk kendini kurban etmedi, kendini adadı ve asker olarak da başardı. Ben de şunu başarmak istiyorum. Yeniden buluşmak, yeniden anlatmak, anlatmalıyız Atatürk’ü... 

- Atatürk’ün hangi yönünü göreceğiz oyunda?

Atatürk’ün insan tarafını göreceğiz. İnsan ilişkisini göreceğiz ama buradaki nezaketi, zarafeti, her hangi bir nezaketsizlik varsa, onun nasıl bir irade dışı yapıldığı ve bunun dışında altında ne kadar derin bir aşkın, sevginin olduğu, farklı aşklar olabileceğini, aşkın sadece hormonlarla idare edilen insan biyolojisindeki bir dönem içindeki bir olgu olmadığını, aşkın aynı zamanda bütün bir yaşamı anlamlamak, hayatla olan ilişkide sağlam durabilmek için en önemli enerji olduğunu, çünkü barış enerjisidir aşk aynı zamanda.

Üçüncü sayfa haberleri gibi aşağılık insan hallerini bırakıp o hakikaten insanı, insan olmaya yaraşır duyguyu kazandıran aşkı anlamak lazım, o aşk işte, Bekir Coşkun’un anlattığı gibi; doğa sevgisinde, hayvan sevgisinde, Cumhuriyet sevgisinde, “Biz bunların hepsine Atatürk diyoruz” diyor. Bayıldım yazısına, ağlayarak okudum. 

- Peki, siz bu oyunu neden oynuyorsunuz?

İşte ben, bunları beraber tekrar tekrar yaşamak, toplu yani  topluca dinlemek, topluca yeniden düşünmek, topluca yeniden sevinmek, topluca yeniden umut etmek için oynuyorum bu oyunu. 

- Bizler oyunda Latife Hanım’ın Atatürk’e olan aşkını mı göreceğiz.

Benim Atatürk’e olan bağlılığım, sevgim, aşkım! İki tane erkeğe âşık oldum hayatım boyunca biri Nâzım Hikmet, biri Atatürk! Biri devlet adamı ve siyasetçi, yeniden kuran, öbürü de bütün duyguları ve düşünceleri insanoğlu adına yeniden güzelleyebilen. Şimdi dedim ki bu Latife de ben şunu anlatabilirim: Atatürk Türkiye’ye, milletine âşık! Kimse önüne geçemiyor. Latife Hanım’da Atatürk’e âşık, onun da önüne geçemiyor. Yani millet falan sonra önce Atatürk! Atatürk’e dokunmak, Atatürk’ü öpmek, Atatürk’e sarılmak... Ben bunu bir kadın olarak ele aldım. Latife Hanım bedel ödüyor, 22 -23 yaşında, beş dil biliyor, zaten kendi yaşadığı toplumun kültüründen çok farklı, çok Batı da yaşıyor. Ödediği bedel bana çok dramatik, trajik ve insan olarak ve kadın olarak müthiş geldi, yani bir paradoksun, bir çelişkinin o kadar büyük uç noktalarını hayatında yaşamış bir kişilik. Büyük bir aşk ve bir gençlik ve ondan mahrum kalıp, 49 yıl susmak ve cinsinin özelliğini yok ederek, ona bağlı ve saygıyı koruyarak yaşamını sürdürmek. İşte o bedel de bir aşkın ne kadar büyük olduğunu anlatıyordu, bu beni çok etkiledi. 

- Bu yıl Tiyatro Ayna olarak, Nâzım Hikmet oyununuz da var.

Evet, iki tane oyunum var biri de “Mutlu ol Nâzım” bu seneki projem o, devlet yine yardım vermedi, destek vermedi. Ataol Behramoğlu yazdı, Vera Tulyakova, 23 sene evvel sahneye koydu. Son 17 senedir iki üç defa oynadı. Yani yeniden yapılacak şeyler var, Osman Şengezer yapmıştı dekorlarını... 

- Bunca yıl hiç yılmadan devlet desteği olmadan devam ediyorsunuz. Ne için, kim için...

Varlığımı tabii ki böyle besliyorum. Kendi çıkarım için yapıyorum. Ben kimin için yapıyorum. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim lafı yok kardeşim öyle bir şey, ben vallahi kendim için istiyorum önce... Önce kendim için istiyorum, para pul değil, özgürlük, barış, demokrasi istiyorum. Şiirler söyleyelim, şarkılar söyleyelim, yazalım, heykeller yapalım, resim yapalım. Sanatın bütün dallarından önemli insanlarla dostluğum oldu ve var hâlâ... 

(Mesela Muzaffer Akyol, Ertuğrul Ateş, Selim Turan, Avni Arbaş.....)

- Açıkhavadaki oyuna kimler gelsin istersiniz öncelikle, samimiyetle söyleyin. Çünkü fark ettim ki bilet fiyatı çok düşük diğer oyunlara göre...

Gençleri görmeyi çok isterim. Ben gençlerin çok güzel şeyler yapacağına inanıyorum ülke için. Evet doğru tespit etmişsiniz, sırf gençler gelsin diye bilet fiyatını 20 TL yaptım.

Bir de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu, eşi ve çocuklarıyla oyunda görmek isterim. 

Marşlar söyleyeceğiz, beraber ağlayacağız, beraber güleceğiz, beraber ibadet edeceğiz. Bizim ibadetimiz o hayallerimiz, cumhuriyet değerlerinin üzerinden, o Atatürk’ün getirdiği ışık yolundan yürüyerek, üstüne koya koya bütün bu karanlıkları, çirkinlikleri, bu vakıfları, ırzına geçilen çocukları, üç yaşında başörtüsü içinde, bilmedikleri bir dilde, bilmedikleri dünyaları ezberletilen çocukları, İslam dinin o derin felsefesinin asla anlaşılamayacağı, birtakım kuruluşları ve soygun düzeninin biteceğini, var olmayacağını bu hastalıkları GATA Başhekimlerinin, o entarili adamların, sonunun zaten gelmiş olduğunu...

- Açık yürekli ve cesursunuz, tüm bu söylediklerinizi toplum içinde de söylediğinizi, haksızlığa karşı çıktığınızı biliyoruz. Siz sanat politiktir yani muhaliftir diyen sanatçılardansınız...

Sanat muhaliftir ve sanat politiktir, evet. 

- Neden? 

Sanat en samimi en masum muhaliftir, çünkü iktidar olmak gibi bir derdi yoktur. Sanat muhaliftir ve muhalif olmazsa bir şeye yaramaz. (Namusuyla, zekâsıyla kazanana bir lafımız yok) Muhalefeti ben yapacağım “kral çıplak” diyeceğim. Bunu benim elimden alamazsınız. 

Ama şunu da söylemem gerekir; İmamoğlu bir umut yeşertti ben de. İktidara gelmeden önce The Marmara’da yapılan seçim konuşmasında beraberdik ve bende şöyle bir şey demiştim. İlk defa umutlandım, ilk defa Atatürk’ten sonra bir siyasetçi çıktı, kültür politikasıyla ilgili düşünceleri olduğunu söyledi, yapmak istediği projeler olduğunu, sanatçılarla birlikte olmak

 istediğini söyledi çok umut verdi bana. 

‘HAKKIMIZ YOK UMUTSUZLUĞA’

- Umudunuzu hiç yitirmiyorsunuz?

Nâzım Hikmet’in dedigi gibi: Yok, öyle; umutları yitirip karanlıkta savrulmak... Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak...

Demek istediğim şu: Bugün yapılacak şey öyle oraya buraya savrulmak değil arkadaşlar, bunu siyaset içerisindeki ve medyadaki arkadaşlara da söylüyorum. Bu genlerinde bu ülkenin, aynı zamanda bir sürü aydının geni var. Yani aydınlar yıllarca kesildi, hapse atıldı çürütüldü, eziyet gördü. Bizim gibi ucundan bir şeyler, ben kendimi aydın sayıyorum doğrusu, bu evi nasıl idare edeceğiz telaşımızın dışında, devam edebiliriz çünkü ben Uğur Mumcu’lara, Bahriye Üçok’lara Aziz Nesin’lere, onlara vazgeçtim diyemem zaten onlar hep arkamda duruyorlar.  

Hakkımız yok, aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak, çok büyük ve çok anlamlı ve çok güçlü bir kavram, biz yaşamak için direneceğiz. Nasıl yaşamak? Sevgiyle yaşamak, barış için yaşamak, anlatmak, anlamayanlara, ötekileştirenlere kindarlara! Kindarlara ve kinci dincilere, anlatmak! Anlamazlarsa da anlatmaya devam etmek, anlamazlarsa varlığımızı göstererek, üretimlerimizi gerçekleştirerek, anlatmak, sonunda anlaşılacaktır, bu umudu asla kaybetmemek gerek.