Düş gücü ve edebiyat!

İnsanın var oluşundan beri gerçekleştirmeyi istediği düşler için daha iyi bir dünya özlemiyle kusursuz dünyalar tasarlamak edebiyatın vazgeçilmez tutkusu oldu. Yaşanandan daha iyi bir dünya özleminin önündeki engeller, yazarların bir gün gerçekleşeceğine inandıkları düşsel ülkelerle aşıldı. Özgürlükle, ölümsüzlükle birlikte insanın en büyük tutkusudur düş gücü. Yenile yenile yenmesini öğrenecek insanlık, yeter ki düş gücünü yitirmesin.

13 Şubat 2021 Cumartesi, 00:25
Abone Ol google-news

İnsanı diğer varlıklardan ayıran önemli özelliklerinden biridir düş kurması. İnsanı insanlaştıran, yücelten bilim ve sanat düş gücünün zorlanmasıyla gelişir. Düş olmazsa yaşam anlamsızlaşır. Büyük işleri büyük düşler kuran insanlar başarır.

Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’nde “vatanı için yasalar yaparken işe önce krallıktan vazgeçmekle başladı” dediği, ilk çağlarda eşitlikçi düzen kurmaya çalışan Lykurgos’un (bkz. Plutarkhos-Lykurgos’un Hayatı) düş gücü onu ütopik sosyalizmin bayrağı yaptı.

Düş gücüyle yarattığı Kadınlar Savaşı, Barış, Kömürcüler, Eşek Arıları gibi oyunlarıyla Aristophanes, ilk çağlardan bugünlere kadar geldi.

Lukianos edebiyat tarihindeki ilk bilimkurgu yapıtıyla (Gerçek Bir Hikâye) düşsel bir Ay yolculuğunu anlattı.

Adaleti arayan Platon’un düş gücü dünyanın üniversite düzeyindeki ilk kurumunu (Akademi) yarattı.

İnsanın özgürlük ve ölümsüzlük özlemleriyle birlikte en büyük tutkusu olan düş gücü, edebiyata 18. yüzyılın ikinci yarısında romantizmle, yaratıcılık, tarihsellik, bireysellik ve duyguyla girdi.


DOĞADAN İNSANA ARMAĞAN

Edebiyatın yaşamda daha etkin olmasını isteyen, sanatçıya yaratma gücü veren romantikler, var olanı yansıtırken kendi doğrularını da yarattılar. Bir yapıtın değeri, var olana benzemesinde değil uyandırdığı coşkuda, saçtığı aydınlanmadadır dediler.

Karşıtları (yerel-evrensel, maddesel-duyusal) bir araya getirerek bütünleştiren sanat yapıtlarının değerinin bunların yarattığı gerilimle ölçülmesini öneren romantizm, “güçlü duyguların birdenbire taşması” olan şiirin amacını, “gerçeği tutkulu bir biçimde insanların yüreğine ulaştırmak” diye tanımladı.

Shelley, şiirin “dünyanın üstünde görünen örtüyü alıp orada uyuyan çıplak güzelliği” ortaya çıkardığını; Hugo, sanatın güzelin yanında çirkine de yer vermesi gerektiğini, güzel bir sanat yapıtının çirkini de içerdiğinde yücelik katına yükseldiğini söyledi.

GOETHE’DEN EINSTEIN’A DÜŞ GÜCÜ

Goethe düş gücünün doğadan insana armağan olduğunu düşündü ve Şeytan Mefistofeles’e yenilmeyen bir insan olarak Faust’u, evrensel insan tragedyasını yazdı. Düş güçleri Da Vinci’yi, Sinan’ı, Verne’i büyük insan kıldı.

Einstein düş gücünün bilgiden daha önemli olduğunu söyledi. “Gözler az gördüğü, kulaklar az duyduğu ölçüde düş gücü artar” diyerek yazdı Zweig.

Schiller’in “Hava için gök gürültüsü neyse, insanın ruhu için düş kırıklığı da odur” ve Twain’in, “Düşlerinizi kovmayın, çünkü onlar gidince belki siz kalırsınız ama artık yaşamıyorsunuz demektir” sözü unutulmasın.

More, Ütopya; Companella, Güneş Ülkesi; Bacon, Yeni Atlantis; Huxley, Cesur Yeni Dünya; Orwell, Hayvanlar Çiftliği ve 1984; Baby, En Güzel Dünya; Havemann, Yarın’da düş gücünün götürdüğü yeni dünyalarla, Culliford’un (Peyo) düş gücü bizi Şirinler’le tanıştırdı.

DEVRİMLER!

İnsanlık, toplumsal ütopyalarla sömürüden, ezilmekten, mutsuzluktan kurtulmanın yollarını, eşitliğini aradı, başka insanlar tarafından köleleştirilmeyi engellemek istedi.

Fransız Devrimi (bkz. Jaures: Fransız Devrimi’nin Sosyalist Tarihi, Hazan: Fransız Devrimi Tarihi, Hobsbawm: Fransız Devrimi’ne Bakış, Tanilli: Dünyayı Değiştiren On Yıl, Serebryakova: Fransız Devriminde Kadınlar ve Rude, Doyle, Lefebvre’nin Fransız Devrimi adlı kitapları) devrimci insanların düş güçlerini gerçekleştirmesi için büyük bir adımdı.

Paris Komünü (bkz. Lissagaray: 1871 Paris Komünü Tarihi, Vautrin-Tardı: Halkın Çığlığı/ Paris Komünü) düş gücünün yaşama geçirilmesi deneyimiydi.

Marks-Engels’in Komünist Manifesto’su insanlığın yaşamını toptan değiştirmeyi amaçlayan, tüm dünyayı sarsan bir ütopya oldu. Bu ütopyayı yaşamla somutlayan Sovyet Devrimi de ne yazık ki yenildi (bkz. Carr: Bolşevik Devrimi, Troçki:  Rus Devriminin Tarihi, Reed: Dünyayı Sarsan On Gün)…

ANADOLU’NUN ÜTOPYASI CUMHURİYET DEVRİMİ

Mustafa Kemal, Namık Kemal’i, Tevfik Fikret’i anlayarak, onların düşlerinin üzerine yeni büyük düşler kattı. Çok zor olan “vatanı kurtarma” düşleriyle genç yüreğini doldurdu. Ulusal Kurtuluş Savaşını gerçekleştirdi.

O’nun “Bugün, ufukta güneşin doğduğunu nasıl görüyorsam, uzakta bütün Doğu uluslarının uyanışını da öyle görüyorum,” diyen büyük düş gücü, Afrika’nın, Asya’nın, Latin Amerika’nın birçok toplumunda yankısını buldu.

Nâzım Hikmet’in müthiş düş gücü, ciltler dolusu şiirlerini, Memleketimden İnsan Manzaraları’nı yazdırdı. Şiirimizi taçlandırdı, dilimize olan güvenimizi doruğa taşıdı. Büyük düşlere sahip olan Tonguç, Atatürk’le, İnönü’yle, Arıkan’la, Yücel’le bütünleşip gerçekçiliği ve ilişkileriyle oluşturduğu insan zincirini yarattı, 80 yıldır aydınlatan köy enstitüleri sistemi’yle efsaneleşti.

Gözyaşını gülmeceye çevirdi Aziz Nesin. Pencere’sinden güller serpti İlhan Selçuk. Tekerlekli sandalyede sürdürdüğü ömrü boyunca felsefeye, düşünceye, bilime, uygarlığa, sanata, insanlığa, aydınlığa, Cumhuriyet’e bilgelikler sundu Server Tanilli…

Anadolu’nun ütopyası Cumhuriyet Devrimi, insanlaşma savaşımını sürdürüyor. Özgürlükle, ölümsüzlükle birlikte insanın en büyük tutkusudur düş gücü. Yenile yenile yenmesini öğrenecek insanlık, yeter ki düş gücünü yitirmesin.