Edebiyat; soyutlayım ve dönüştürüm...

“Bir yazar, işin başında anadili zanaatının ustası olmak zorunda. Ama ‘edebiyat için’ bu zanaatın aşılıp sanatçı olunması gerekir. Bunun için de anadilindeki iletişil diline dayalı kullanımın bırakılıp soyutlayım dönüştürüm temelli bir yazınsal dile dönüş zorunlu...”

19 Ocak 2021 Salı, 13:31
Abone Ol google-news

İyi kötü anlatım yetisine sahip biri, yazmak istediği herhangi konuyu, kullanımlık iletişim diliyle de olsa, roman düzeneği içinde kitaplaştırabilir kuşkusuz. Tahkiye anlamında hikâyeler de nakledebilir. Bu durum, yazılanların "roman gibi", “öykü gibi” anlatılmaya çalışıldığı düşüncesine yol açsa da, sözü edilen metni tek başına "roman" ya da “öykü” yapmaya yetmez hiçbir zaman.

Edebiyat yapıtı da öteki alanlarda görüldüğünce kendine özgü dile, mantığa dayanır ille. Bu, iletişim amaçlı gündelik konuşma diline sığdırılarak edebiyat yapılamaz, anlamına gelir. Homeros için de geçerlidir bu, Yunus Emre, Shakespeare, Kafka, Yaşar Kemal için de. Oysa bu adların yapıtları, kullanmalık dille çok çok bir iki paragrafta özetlenebilir. Zaten onları büyük kılan da, birkaç satırla özetlenebilecek izlekleri, konuları, sorunsalları özgün bireysel dil, kurgu, biçem hüneriyle büyük yapıtlar haline getirebilmesinde yatıyor. Edebiyata özgü matematik şunu söylüyor demek: Soyutlayımsız dönüştürümsüz edebiyat olmaz!

PROLETERLER İÇİN ‘PATAFİZİK DERSLERİ’

Onur Akyıl, tiyatro kökenli şair-yazar. Yayımladığı ilk romanı yukarıdaki düşünceleri doğruluyor: Proleterler İçin ‘Patafizik Dersleri (Can, 2020).

Romanda bir saat tamircisinin hikâyesine giriyoruz. Günün birinde “İçi eski saatlerle, kahramanlarla dolu” (39) dükkânına onarılması için getirilen guguklu saatle tahta kuşunun Matruşka bebek benzeri önüne serdiği olaylar dizisine karşı saatçinin, kedisiyle birlikte, toplumsal, sınıfsal, simgesel pek çok öğeyle teyellendiği bir serüvendir bu. “Şeyler kalabalığının ölümsüzlüğü ve ölümsüzlüğün eşyaya yerleşmiş katılığı ‘hayat’ adı altında müthiş bir sıkılıkla yaşanı(r)” (24) romanda. Soru, kendiliğinden gelecektir: “Baktığımız her şeyin önünde yeniden kendimizi bulmaktan başka ne olabilir ki, yeni bir gün?” (47)

Okurken bir çalım Bulgakof’u anımsamadan edemedim. Tumturaklı bir yabancılaşmaya dayalı kara anlatı temelinde denemesel metin gözüyle bakmak da olanaklı romana. Yapıtta zaman, özgürlük, kendilik vb. sorunların sorgulayıcı dille deşildiği bölümler için, anlatıya yer yer eklemlenmiş okuma parçaları gibi bakılabilir belki ama bu, okura, romanın kapsayıcı dili-mantığı içinde tartışmaya koyulma, sorulara kendince yeni açılımlar getirme olanağı tanıyor sonuçta. Zamanı berrak biçimde göstermeyen bir saatin merkezde olduğu, hep arandığı bir eğretileme girdabında gezinildiği görülebiliyor ayrıca romanda.

Sonuçta kendi gerçekliğiyle buluşamadığı öngörülen bir toplumcu kavrayıştan yayılan o tuhaf “şeyleşme”ye karşı (28), yabancılıktan yabanlığa siyasal bir eleştiri bütünü halinde alınabilir yapıt. Bu çerçevede anlatılandan, kurgudan, kişilerden çok bu üst dil dikkati çekiyor zaten. Tiyatro kökenli bir şair tarafından verimlenişi de önemli yapıtın. Biçemsel yanıyla dikkati çeken Proleterler İçin ‘Patafizik Dersleri’, sessizlikle karşılanılamayacak düzeyde bir roman.

DÜNYA DAMLASI

WITOLD GOMBROWICZ: ‘BAKAKAI’

Witold Gombrowicz’in, bir bölümünü yirmili yaşlarında kaleme aldığı on iki öyküsünden oluşuyor Bakakai (Çev.: Ece Korkut, Everest, 2020).

İlkinin yıkımı, ikincisinin kışkırtısı arasında yitik kuşak olarak “manevi harabe” (23) bırakan bir savaşa nasıl bakılabileceğinin dersini de veriyor âdeta bize yazar. Büyümüşü, büyümekte olanı, gitmeye yakın duranı, küçüklüğünü sürdüreniyle yitik kuşaktan kişilerdir tümü bunların. Bu yüzden Gombrowicz, anlatıcısının gözlerini bağlamıştır da sanki, onu öylece salmıştır ortaya. Bu olgu, grotesk yapısına, kara anlatı damarına karşın açık biçimle kaleme alınan öykülerin yine de bir dramatik aks doğrultusunda yapılanmasını engellemiyor.

Böylece yazar, cinlik örülü zekâsıyla, öyküde en zayıf yanından avını yakalayıp bunların üzerine yüksek soyutlayımlı bombardıman indiriyor âdeta. “Her şeyi gövdeye indir(ip)” (89) böylesi yaşamı içine sindiren tüm toplum bir anomali tablosu çizerken bu tür bulaşla yalnız ülkesinde değil, tüm Avrupa’da, sonra tüm dünyada bunun bir “insanlık hali” olarak alabildiğine nasıl yaygın olduğunu gösteriyor bize, üstelik zengin alaysama-parodi eşliğinde. Balzac’tan Moliére’e uzanan kahırlı gülümseme, Gogol’den Çehov’a akan içli bir hüzünle.

Güçlü bir öykü kurucu Gombrowicz. Yirmi yaşlarından başlayıp kaleme aldığı bu öykülerinde sıçramalı sekmeli anlatısını oyunsu süreçlerle sürdürüyor hep, böylece ustalıkla öyküye bağlıyor okuru.

İşte yüzyıl önceden, genç-erişkin her öykücünün okuması gereken modern edebiyatın bir öykü devi Witold Gombrowicz ve Bakakai.

ÖYKÜDENLİK…

‘BİR GÜNÜ BİTİRME SANATI’

Banu Özyürek’in önce ikinci öykü kitabı Poz’u (2019) okumuş, notlarımı paylaşmış, “Bir yazarı daha öyküleriyle dikkate alacağız,” diye yazmıştım.

Öyküye, roman kadar yer açılamıyor edebiyatımızda. Oysa öykü sanatımız, romanın önünde, ne ki değerli pek çok öykücü, hak ettiği ilgiyi göremeden sürdürüyor yazında yolculuğunu. Hadi, dedim, bu düşüncenin dürtüsüyle, ilk öykü kitabını da okuyayım Banu’nun: Bir Günü Bitirme Sanatı (Raskol’un Baltası, Üçüncü Basım, 2017)

Banu, birer zekâ oyunu kuruyor öykülerinde. Nitekim anlatıcıya göre, “ölüm bile yaşamak için çevrilen bir oyun,” (33). Böylece deftere, kitaba sığmaz bir yalnızlaştırma olgusuna yaslanıyor öykülerinde yazar, üstelik oyunsu süreçlerle. Bireyin kendi yalnızlığını aşamayışının nefis örneklerine dönüşüyor bunlar. Yoksa kişinin, “insanlar(ın), “dilleri olmasa daha iyi olmayı becebil(eceklerini)” (44) düşünmesi ne anlama gelir?

Bu büyük yalnızlaşma, yabancılaşma eğretilemesi, örtük de tutulsa belirgin bir groteskle yol alıyor. Öte yandan olgunun kadın için taşıdığı anlam üzerinde de durmak gerekiyor. Çünkü kadınlığın bu yalnızlaşma-yabancılaşma içinde neredeyse tek paydaş halinde kaldığı söylenebilir. Banu, bu çerçevede kadının fiziksel, psikolojik yapısından gelen her ne rahatsızlık varsa bunların da ayrıca kökenine inmekte kararsızlık göstermiyor.

Aynı zamanda “bağlamlı öykü” niteliğiyle de güzel bir örnekçe oluşturan ve “bizim büyük yalnızlığımız”a (65) özgülenen bu öyküleri okuyun derim.

www.sadikaslankara.com, her perşembe öykü-roman, tiyatro, belgesel alanlarında güncellenerek sürüyor.