Evde kal, kitap oku

Korona günlerinde evde kalmayı fırsata çevirip kitap okumaya sığınabilir miyiz? İnternetten kitap sipariş edip büyülü dünyalara yelken açabilirsiniz, TV tartışmalarıyla nereye kadar! Kırmızı Kedi Yayınevi Sahibi Haluk Hepkon’la kitap dünyasını ne yazık ki yüz yüze gelemeden konuştuk. “Sesi kısılmak istenen yazarlara kucak açan, tehditlere ve her türden zorbalığa rağmen yayıncılıktan ödün vermeyen bir yayınevine ihtiyaç var. Bu ihtiyaç Kırmızı Kedi’nin var olma nedenidir.”

31 Mart 2020 Salı, 06:00
Abone Ol google-news

Biz biraz kitap okumayı unutmuş, ya da ihmal etmiş miydik? Korona krizine girmeden önce, halkımızın kitap okuma alışkanlığı ve sıklığı neydi? Siz, sadece yayıncı değilsiniz, aynı zamanda mağazalarınızla, internet satışlarınızla büyük de bir dağıtımcı ve satıcısınız. Türk insanı, yılda ortalama kaç kitap okuyordu, kaç kitap satın alıyordu desem? Tabii kastettiğim kitaplar içinde okul ve test kitapları yok! Türkiye’de kitap okuma alışkanlığı ne yazık ki çok iyi değil. 2020 yılının ilk iki ayında 65 bin civarında bandrol alınmış. Edebiyat, araştırma-inceleme ve çocuk yayıncılığı alanlarına kültür yayıncılığı deniyor. Alınan bandrollerin 34 bini bu alana ait. Geçen senelere göre artış var ama bu rakamlar dünyanın diğer ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok yetersiz. Son yıllarda dünya çapında süren kültürsüzleşme dalgası yayımlanan kitapların niteliğini iyice düşürdü. Öte yandan çok sayıda basılıp adeta bedava dağıtılan dini kitapların bu sayılardaki oranını bilemiyoruz. Belki de bu soruya “durum çok parlak değil” demek en doğrusu.

BİR TÜR CAHİL CESARETİ 

- Gelelim korona günlerinde kitap okumaya. Evde sıkılıyoruz ve kitap okumaya hazırız. Nasıl kitap alabilirim? 

Korona salgınının ardından yayınevindeki arkadaşlarımızdan çalışmalarına evden devam etmelerini istedik. Kitabevlerimizi geçici süre kapattık. Kitapseverlere şimdilik kirmizikedi.com adresinden ve diğer kitap satış sitelerinden hizmet veriyoruz.

- Kriz sonrası için muhtemel projeksiyonlarınız vardır, neler? 

Krizden sonra hayat devam edecek. Şu an üç yazarımız maalesef cezaevinde. Onların bu süreci sağlıklı bir biçimde atlatmalarını ve özgürlüklerine kavuşarak üretmeye devam etmelerini istiyoruz. Şu anda iki dergi çıkarıyoruz. “Yeni Deniz Mecmuası” ve Çin Uluslararası Radyosu (CRI) ile birlikte çıkartığımız “Modern İpek Yolu”. Bu dergilerle ilgili yeni projelerimiz var. Özenle hazırladığımız bir klasikler projemiz var. Duyurularına başladık bile. Kitabevi sayımızı hızla artırmayı planlıyoruz.

- Bu kadar az kitap okuyan bir toplumda nasıl oluyor da bu kadar çok yazar ve bu kadar çok kitap basılabiliyor? Örneğin şiir kitapları... Sorsanız herkes şair ve şiir sever. Şiir kitapları en az satılan kitaptır. 

Bu giderek artan kültürsüzleşme ile ilgili. İnsanlar yazmanın bir meleke olduğunu ve disiplinli çalışmayla geliştirilebileceği gerçeğinin üzerinden atlamayı tercih ediyor. Bir tür cahil cesareti. Yazar ya da şair olmanın, bu alanda ciddiye alınmanın yolu yıllarca okumak ve inatla yazmaktan geçiyor. Aslında şöyle olması gerekir. İnsanlar okur, arkasından yazar, bunu bir dergiye gönderir, oradan aldığı olumlu ya da olumsuz tepkilere bakarak daha iyi yazmaya ve daha çok okumaya çalışır. Kültür dergilerinin olmadığı ya da çok az olduğu bir ortamda maalesef yayınevlerine yeni yazar ve şairleri eğitme ve geliştirme misyonu yüklenmek isteniyor. Eh, bu da çok mümkün değil.

- Sadece kitap yazarak yaşayabilen, kitaplarının geliriyle yaşayabilen yazar sayısı nedir? Bilinen birkaç yazarın dışında kimler var, 10 mu, 20 yazar olabilir mi? O zaman yazarlık ikinci bir iş mi olabiliyor ancak? Bu, yazılan kitaplar için de bir nitelik düşüklüğü demek midir? 

Türkiye gibi çok az kitap okunan bir ülkede kalemiyle hayatını kazanmak her babayiğidin harcı değil. Çok okunan yazarlara bakıldığında hemen hepsi çalışkan ve öz disipline sahip; en azından ben öyle görüyorum. Ben düzenli çalışmanın yapılan işin niteliğini artıracağına inanıyorum.

- Kırmızı Kedi olarak işe önce yayıneviyle başladınız. Ama iki yıl sonra kitap basmanın yeterli olmadığını görüp kitapçı açmaya başladınız. Kitabı siz satmadığınız sürece bu iş yürümüyor galiba? 

Türkiye’de yayıncılık sektörü büyük zorluklarla mücadele ediyor. Bir yayınevinin bugünkü koşullarda ayakta kalması çok ama çok zor. Eğer hakikaten uzun yıllar faaliyet göstermek istiyorsanız bir şekilde dağıtım sorununuzu çözmeniz ve okurla buluşmanız lazım. Kırmızı Kedi olarak bunu erken fark ettik ve bu alanda ciddi bir faaliyet yürüttük. Korona salgını öncesi bu sene 30 kitabevine ulaşma hedefimiz vardı. Umarım ülkemiz bu salgından en az yarayla kurtulur, bizler de hedeflerimize ulaşabiliriz.

OKUR ARADIĞINI BULABİLMELİ 

- Kitapçılarınızda sadece sizin bastığınız değil, başka yayıncıların da kitaplarını bulmak mümkün. Zaten bir kitapçının, okuru ve müşterisine hizmet sunmasında kriter bu olmalı herhalde? 

Türk yayıncılığının en büyük sorunlarından biri de hiç kuşkusuz her sektörde olduğu gibi tekelleşme eğilimi. Çok iyi kitaplar yayımlayabilirsiniz ama kitabevlerinin raflarına çıkamıyorsanız, geçmiş olsun. Eğer kitap yayımlıyorsanız, doğru kitabı bulmak kadar onu tanıtmak ve raflara çıkarmak da sizin göreviniz. Bu işin sancısını geçmişte çok çekmiş bir yayınevi olarak kitabevlerimizde bütün kitaplara yer vermeyi çok önemsiyoruz. Kitabevlerinde okur adına karar vermeyi doğru bulmuyoruz. Okur, Kırmızı Kedi kitabevlerine geldiğinde ya da internet satış sitesine girdiğinde her kitabı bulabilmeli. Neyi okuyup neyi okumayacağına, hangi yayınevinin hangi kitabını tercih edeceğine okur kendi karar verir.