Filistin: Seküler direniş hattından İslamcılığa 2

1993 Oslo anlaşmaları, laik Filistin milli hareketinin en yüksek siyasi başarısıydı. Sonrasında, aralarında bazı Arap devletlerinin de olduğu müttefikleriyle İsrail, Filistin toplumunu bölme projelerini başarıyla hayata geçirdi.

14 Ekim 2020 Çarşamba, 02:00
Filistin: Seküler direniş hattından İslamcılığa 2
Abone Ol google-news

1993 Oslo anlaşmaları, laik Filistin milli hareketinin en yüksek siyasi başarısıydı. Sonrasında, aralarında bazı Arap devletlerinin de olduğu müttefikleriyle İsrail, Filistin toplumunu bölme projelerini başarıyla hayata geçirdi. Hamas’ın bu bölünmede faydalı bir araç olduğu inkâr edilemez. Arafat’ın ölümü ile El Fetih, yalnızca liderini değil, aynı zamanda var oluş sebebini de kaybetmişti. Onun, sağlığında yapmak istediği, FKÖ’yü Güney Afrika’daki Afrika Ulusal Kongresi gibi iktidar partisine dönüştürmekti ama yapamadı. FKÖ, öncü, lider bir örgüt olmasına rağmen yapamadı. FKÖ giderek temsil gücünü yitirdi.

Hamas, El Fetih ile diğer Filistin örgütlerinin silahlı mücadelenin yanı sıra diyaloğa da ağırlık vermesi üzerine sesini yükseltme fırsatı buldu. Ancak Hamas’ın silahlı direniş girişimi de tıpkı El Fetih gibi başarısız oldu. Hamas’ın Gazze’deki bunca yıllık yönetimi de yolsuzluklarla, beceriksizliklerle dolu.

İKİ BAŞLI FİLİSTİN, İSRAİL’İN İŞİNE GELDİ

Hamas’ın kurmak istediği devlet bir İslam devleti. Ancak adı “İslam” olsa da bu tam bir çerçeve çizemiyor. Hamas’ın ideolojik hedefleriyle ilgili belirsizlikler var çünkü. Hareket, şimdiye kadar İslam devleti demiş de olsa nasıl bir devlet kurmak istediğini açıkça ifade edemedi.

GAZZE: HAMAS’IN TÜKENDİĞİ BÖLGE

Filistin hareketi, destekleri sözde kalsa da birçok Arap ülkesinin “kendi davaları” kabul ettiği bir hareketti. Ancak bu “hareket”, özellikle 2010’lardan bu yana gittikçe marjinal bir hale büründü. Bu marjinalleştirme Filistin bölünerek başarıldı. Hamas’ın ellerine bırakılan Gazze’nin “tek Filistin” yönetiminden koparılması Filistin direnişinin gücünü azalttı. İstenilen olmuştu. Hamas yönetimindeki Gazze, başlı başına bir felaket bölgesine dönüştü. Dünyanın neredeyse en büyük toplama kampıdır bugün. İçme suyu sıkıntısı çekilir, gıdaya tam erişim yoktur. Hamas’ın burada hâkimiyet kurmasından sonra, mevcut Filistin liderliğinin de işine geldiği için dolaylı olarak göz yumduğu İsrail baskısı, sadece Hamas’ı köşeye sıkıştırmış olmadı, tüm Filistin direniş hattını pasifleştirdi. El Fetih önderliğindeki Batı Şeria, Gazze’den daha iyi durumda olsa da orada da strateji bilmeyen, sürekli taviz veren ama karşılığında herhangi bir şey kazanamayan, beceriksiz bir “hükümet” bulunuyor.

Ama durumun bu noktaya gelmesinde Filistin hareketini bölen Hamas’ın büyük sorumluluğu var. Amacı etnopolitik Filistin mücadelesini dini bir mücadeleye dönüştürmekti hep. Çoğunlukla laik olan Filistin toplumunu dinci, aşırıcı bir toplum haline getirme çabası içinde oldu sürekli. Bu çabasında El Kaide’den de Mısırlı İslami Cihat’tan da destek gördü.  

RADİKALLEŞTİRME YÖNTEMLERİ

Hamas, öfkeli olan, yıllardır verdikleri mücadelede hüsrana uğrayan kişileri “terör eylemleri”nin içine çekmekte çok önemli bir rol oynadı. Her intihar eylemini destekleyen bir sosyal çevre oluşturulmasında da Hamas başarılı oldu. “Şehit”in geride bıraktıklarına yapılan mali yardımlar da bireylerde “yalnız bırakılmadıkları” inancını pekiştirdi. Bunun insanlar üzerindeki etkisi elbette tartışılamaz. Tüm bunlar Hamas’ın etkili olduğu Gazze’de bir “radikalleşme kültürü”nün oluşmasına yol açtı.  

Hamas radikalleşme için tabandan bir destek oluşturmayı hedefledi önce. Bunun için Filistin’in ılımlı liderliğini Filistinlinin gözünde değersizleştirdi. Filistinliyi finansal açıdan kendine bağladı. Sağlık, eğitim başta olmak üzere (asla gerçekleştirmese de) refah projeleri sundu. Ama özellikle insani yardım temelli projeleri hep İslamcı terimlerle ifade ederek, dinci söylemi toplumda diri tuttu. FKÖ’nün yıllar boyunca bin bir zorlukla oluşturduğu sosyal hizmet ağlarından yararlandı Hamas. Bu ağlar sayesinde Filistinlilere ulaşabildi. Hamas’ın idealize ettiği İslamcı toplumda “şehit” en saygın figürdür, malum. Hamas bünyesindeki Filistinli çocuklara “Allah için ölümün erdemini” anlatan eğitimler verdi yıllarca. 2004’te İsrail Güvenlik Ajansı’nca (ISA) hazırlanan bir raporda, “teröre” karışan çocukların sayısında 2003’ten bugüne yüzde 64’lük bir artış olduğu vurgulanıyor. Gazzeli psikolog Fadl Abu Hein, “Şehitlik çocuklarımız için bir hırs haline geldi” derken bir gerçeğe işaret ediyordu.

FKÖ lideri Yaser Arafat’a Haziran 2000’de sunulan bir rapor vardır. Raporda, Şam’da yapılan, İranlı yetkililerle, Hamas liderlerinin de katıldıkları bir toplantıda “davanın kamuoyu oluşturmak için” kullanılması gerektiği kararı alındığına vurgu yapılıyor. 2001 yılında Hamas’a bağlı Gazze İslam Cemiyeti, 1650 anaokulu öğrencisi çocuğa bir mezuniyet töreni düzenledi. Törende asker kıyafeti giymiş küçük çocuklar, ellerinde oyuncak tüfeklerle resmi geçit yaptılar. Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin kılığına girmiş küçük bir çocuğun çevresi de “intihar bombacısı” kostümü giymiş çocuklarla çevriliydi.

‘TALİMAT KARTLARI’

Beytüllahim bölgesinde yine Hamas’a bağlı İslami Öğrenci Hareketi, genç öğrencilere, Hamas intihar bombacılarının resimleri bulunan “Talimat Kartları” dağıtmıştı. Kamp düzenlemek de Hamas’ın yöntemlerinden biri. Eğlenceyi radikal telkinle birleştiren kamplardı bunlar. Burada seküler kesimlerin çocukları da yoğun bir “eğitime” tabi tutuluyordu.

2003 yılında Bir Zeit Üniversitesi’ndeki öğrenci temsilciliği seçimlerinde, Hamas adayları İsrail otobüslerinin modellerini havaya uçurarak intihar saldırılarını canlandırmıştı.  Tahminen 12 bine yakın öğrencisiyle, Batı Şeria’da bulunan Nablus’taki El-Necah Üniversitesi, Filistin’in en büyük üniversitedir. Bu üniversitedeki öğrenci derneklerinin en bilineni Hamas’a bağlı Kutla Islamiya veya İslam Bloku’dur. 2004’te, Hamas Gazze’yi bölüp yönetimini ele aldıktan iki yıl sonra yani, El-Necah Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin on üç üyesinden, başkan da dahil sekizi Hamas İslam Bloku’nun üyesi idi. Hamas’ın silahlı gücü Kassam Tugayları’nın başkanlığını da yapan Kais Adwan, El-Necah’ta öğrenci konseyi başkanlığı da yapmıştı.

Hamas’ın Filistini İslamcılaştırma projesinin en önemli mekânları camilerdi. Hamas’ın yönettiği camilerin duvarlarında intihar bombacıları ile hapisteki militanların posterleri yer alıyordu. Eylül 2003’te El-Bireh’deki El-Ein Camisi’ne baskın düzenleyen İsrail polisi bu posterleri kamuoyuyla paylaşmıştı.

Hamas, haftalık bir çevrimiçi çocuk dergisi de yayımladı. Örgütün yaklaşık 20 internet sitesi var. Bunlardan El Fetih adını taşıyan, bir çocuk dergisidir. Diğer Hamas web sitelerine bağlantı sağlıyor, terör eylemlerini gerçekleştirmenin değerini öğütleyen makalelerin yanı sıra iyi huylu çocuk hikâyeleri de yayınlıyor bu site. İntihar bombacılarını küçük çocuklar için ideal rol modeli olarak sunuyor. Çevrimiçi derginin 38. sayısında, 22 Eylül 2004 tarihinde bir intihar eylemi gerçekleştiren El Aksa Şehitleri Tugayı’nın kadın intihar bombacısı Zeyneb Abu Salem’in kesik başının fotoğrafı yayımlamıştı. Salem bir Hamas üyesi değildi ama Hamas onu da kullanmaktan çekinmemişti.

MÜZAKEREDEN KAÇMA FIRSATI

Filistin direnişinin Hamas tarafından bölünmesi İsrail’e büyük fayda sağladı. Hamas’ı bahane ederek her türlü müzakereden kaçma şansı buldu her şeyden önce. İsrail devlet aklı hayli kurnaz. Batı Şeria, İsrail açısından çok önemli ama Gazze’ye o kadar önem veriyor değil. Bu nedenle Gazze’yi her anlamda hedef almayı sürdürdü, Hamas’ın orada olması da iyi bir gerekçeydi. Oysa bölünmeden önce İsrail Filistin’in tek yönetimi ile müzakere etmek zorundaydı. 

Gazze de İsrail için önemli olmasa da seküler “tek merkezli Filistin yönetimi” için kurtarılması gereken bir vatan toprağıdır. Bu nedenle Filistin’in iki başlı bir yönetime sahip olması İsrail’in çıkarlarına son derece uygundur. İsrail, El Fetih yönetimindeki Batı Şeria’ya, anlaşmalar gereği elbette, mali yardım yaparken Gazze’yi Hamas bahanesiyle cezalandırıp, Filistin direnişini zayıflatmayı başardı. Direnişin devrimci süreci geri sarmaya başladı.

NASIL BİR DEVLET

Hamas’ın kurmak istediği devlet bir İslam devleti. Ancak adı “İslam” olsa da bu tam bir çerçeve çizemiyor. Hamas’ın ideolojik hedefleriyle ilgili belirsizlikler var çünkü. Hareket şimdiye kadar İslam devleti demiş de olsa nasıl bir devlet kurmak istediğini açıkça ifade edemedi.

Hamas’ın Haziran 2007’den itibaren Gazze Şeridi’ni nasıl yönettiğine bakıldığında bile, İslam ile siyaset arasındaki ilişkiyi doğru kavrayamadığı görülüyor. Gazze’nin tek egemen gücüydü, İslamcı ideolojisini hayata geçirebilirdi. Ama, kadınları hedefleyen İslami uygulamalar koymasına rağmen egemen olduğu bölgede İslami bir devlet kurmak için çaba göstermedi. Tek isteği iktidarda kalmak oldu. Şiddeti tekeline aldı, kendisi dışındaki diğer İslamcı ya da laik hareketlere baskı uyguladı. Hamas’ın tarzı hesaplanamaz, otoriter, açık bir ideolojik yönü olmayan bir tarz.

Söylemi de pratiği de İslamın siyasetteki rolü ile ilgili niyetlerini belirsiz bırakıyor. Bunu yapmasının nedeni başta Batı olmak üzere dünyada olumsuz bir imaj bırakmamak. Aşırı dini hedeflerini gizleyerek siyasi pragmatizm yapmak demekti bu. Çünkü İslamcı söylemiyle, tüm dinamikleri yok sayan pratiğiyle “Filistin Davası” ciddi bir çıkmaza girdi. Bu pragmatizminin nedeni belki de bunun farkına varmasıdır.

Ancak açık olan şu ki 1980’lerden itibaren İslam, Filistin siyaseti ile Filistin kimlik oluşumunda giderek daha önemli bir rol oynamaya başladı. Bu gelişme tüm Filistin siyasi yelpazesini laiklikten dindarlığa doğru kaydırdı.