'Gerekirse savaş da yapılır'

Amerikan PBS televizyonuna konuk olan Başkan Erdoğan, "İsrail'in saldırısını bir savaş sebebi olarak görüyorsunuz değil mi" sorusuna "Gereğinde bu da yapılır" yanıtını verdi.

22 Eylül 2011 Perşembe, 08:25
Abone Ol google-news

Erdoğan, Amerikan PBS televizyonunda ünlü sunucu Charlie Rose'un sorularını yanıtladı.

Türk-Amerikan ilişkileriyle ilgili bir soru üzerine Erdoğan, şu anda Amerikan yönetimiyle bir model ortaklık anlayışı içerisinde devam eden bir birlikteliklerinin olduğunu, böyle bir süreci yaşadıklarını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, ''Bu sürecin içerisinde, özellikle şunu ifade etmekte fayda görüyorum; gerek bulunduğumuz bölgede Türkiye'nin konumu, gerekse farklı ülkelerde, uluslararası camiada, G20 çerçevesi içerisinde birlikteliğimiz, bütün bunların yanında NATO'daki birlikteliğimiz, aynı şekilde yine uluslararası ekonomik alanda attığımız müşterek adımlar, Türkiye-Amerika münasebetlerini bir noktada tutmuştur. Bugün de model ortaklık kapsamı içerisinde gayet iyi bir konumdadır. Ve çalışmalarımızı bu noktada verimli bir şekilde sürdürüyoruz'' diye konuştu.

Erdoğan, "ABD Başkanı Barack Obama ile aranızda özel bir ilişki var mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Şu anda tabii bu Sayın Başkan'ın takdirleridir. Türkiye-Amerika olarak stratejik ortaklıkla başlayan ve çok eskilere dayanan bir süreç söz konusu. Fakat Sayın Obama ile model ortaklık süreci içerisinde devam eden ilişkilerimiz her alanda, siyasi, askeri, ekonomik, ticari artarak devam ediyor. Bu tabii bizler için de bir mutluluk vesilesi. Ve model ortaklığı sürdürdüğümüz Amerika ile bu sürecin her geçen gün daha iyiye gitmesi, bizim de arzumuz ve gördüğüm kadarıyla, tabii Sayın Başkan'ın böyle bir değerlendirme içerisinde olması da bizler için ayrı bir memnuniyet vesilesi. Birbirimizin gönlünü yaptığımıza göre, birbirimizi kırmadan bu uluslararası camialar içerisinde bir arada oluşumuz da zannediyorum buna zemin hazırlıyor.''

 

'Gerekirse savaş da yapılır'

Erdoğan katıldığı programda, “İsrail karşıtı söylemlerin arkasında, Arap devletleri arasında daha fazla saygınlık ve popülarite kazanma niyeti mi var?” şeklindeki soru üzerine, “Şunu açık konuşayım. Bizim bir popülarite derdimiz yok. Biz doğruyu, hakkı söylemek zorundayız. Adaletin gereği bu. Benim partimin adı Adalet ve Kalkınma Partisi. Önce adalet. Adalet olmadan kalkınma olmaz" dedi.

Başbakan Erdoğan sözlerini, "Eğer bir yerde zulüm varsa biz bu zulme seyirci kalamayız. Burada bir zulüm var. Hele hele benim 9 vatandaşımın öldürülmesi olayı aslında bir savaş sebebidir. Ama biz bunu bir savaş sebebi bile saymadık. Büyük devlet olmanın gereği sabrettik” diye sürdürdü.

“Ama bunu, İsrail'in saldırısını bir savaş sebebi olarak görüyorsunuz değil mi”
sorusunu Erdoğan, “Gereğinde bu da yapılır. Ama biz büyük devlet olmanın gereği olarak buna sabırlı davrandık. Acaba Amerika'nın vatandaşlarının böyle 9 tanesi uluslararası sularda herhangi bir devlet tarafından öldürülmüş olsa 'iyi yaptınız' der mi? Hoş karşılar mı? Bizim bakışımız, yaklaşımımız da şu anda budur” diye yanıtladı.



PKK ile mücadele

Başbakan Erdoğan, ''ABD'nin, Türkiye'nin terör örgütü PKK'yı Irak'ın kuzeyinde izlemesine izin verip vermediğinin" sorulması üzerine, 2007 yılında terör örgütü PKK'yı, Amerika, Türkiye ve Irak olarak ortak düşman ilan ettiklerini hatırlattı.

Bunun ABD'nin bir önceki başkanı George W.Bush döneminde olduğunu, aynı yaklaşım tarzının Obama'yla da devam ettiğini belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
''Ve bu dönemde de yine terör örgütüne karşı veya teröre karşı bir ortak mücadele platformunun olması ve bölgede özellikle anlık istihbarat paylaşımındaki dayanışmamız devam ettiği gibi, bu noktada bizim insansız hava aracı noktasında da bu istihbarat paylaşımından hareketle bu destekleri aldık ve alıyoruz''.

Burada Charlie Rose'un araya girerek, "predatörleri mi kastediyorsunuz?" şeklindeki soru yöneltmesi üzerine Erdoğan, "Evet, predatörler konusu" dedi.

Radar üssü

Erdoğan, "Radar kalkanı gelişmesine gelirsek, o nasıl gidiyor?" şeklindeki bir soru üzerine de şunları kaydetti:

"Şimdi bunu, isterseniz şöyle ele alalım. Radar kalkanı dersek yanlış bir yaklaşım içerisine girmiş oluruz. Bu radarın kurulmasıdır. Füze kalkanı farklı bir olaydır, radar farklı bir olaydır. Radarın kurulmasına yönelik yani füze savunma sistemi olarak radarın kurulmasına yönelik bu, NATO konsepti içerisinde atılmış bir adımdır. NATO konsepti içerisinde Amerika ve Türkiye NATO'nun birer üyesi olarak bölgede böyle bir radar üssünün kurulması kararı NATO tarafından da verildiği için bu adım atılmıştır. Ve bu konuda çalışmaları taraflar yapmıştır. Ve bu çalışmalar neticesinde en uygun yer Malatya Kürecik olarak belirlenmiş ki daha önce orada yine radar üssü vardı. Orada radar üssünün kurulmasına karar verilmiştir. Ve bu mutabakat çerçevesinde de bu iş yürütülmüştür. Bunun dışında füze kalkanı, radar kalkanı gibi yaklaşımların hepsi yanlıştır, bir. İki, 'şu şu ülkeye karşı, şu şu ülkeleri korumak için bu yapılmıştır' bu çok çok yanlıştır. Zira mutabakat metni içerisinde zaten böyle bir ifade asla söz konusu değildir. Bu NATO'nun kendi konsepti içerisindeki bir yatırımıdır.''

Arap Baharı turu

Başbakan Erdoğan, Mısır, Tunus ve Libya'yı son ziyaretinde kendisine gösterilen aşırı ilgiyi nasıl değerlendirdiğine ilişkin bir soru üzerine, ziyareti sırasında halkın çok büyük bir ilgi ve teveccühünü gördüklerini ifade ederek, ''Gerek havaalanındaki karşılama olsun, gerek ondan sonraki yaptığımız salon toplantıları olsun, bunlardaki ilgi alaka, gerçekten memnuniyet verici idi'' diye konuştu.
Arap Birliği'nde yaptığı konuşmanın da aynı şekilde ilgi gördüğünü ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ve buralarda tabi bizim verdiğimiz mesaj daha çok otokratik sistemler karşısında demokrasinin konumunu işledik. Sorular geldi. Laiklikle ilgili. Laikliğin tanımı üzerinde duruşumuz oldu. Ve özgürlükler noktasında halkın iradesinin karşısında hiçbir gücün dayanamayacağı konusunu işledik. Ve birlik beraberlik noktasında tavsiyelerimiz oldu. Tabii halk artık kendi iradesinin iktidar olmasını istiyor. Diktatörler tarafından idare edilmeyi asla kabul etmiyor. Otokratik sistemlerden kurtulmak istiyor. Ve bu konuda da dünyada uygulamalarının yapılmış olduğu ülkelerden tecrübe transferi istiyor. Ve oradaki bütün aday partilerden bizden talepleri olanlar oldu. Onlarla görüşmelerimiz oldu. Cumhurbaşkanlığına aday olan, aday adayı konumunda olanlar var, adaylar var. Bunlarla görüşmelerimiz oldu. Ve bu görüşmeler neticesinde de salon toplantıları ve 'Tahrir gençleri' ile görüşmelerim oldu. Mutlu bir şekilde Mısır'dan ayrıldım''.

"Laikliği anlattım"

Erdoğan, sunucu Charlie Rose'un, ''Kahire'den gelen manşetlerde sizin laik bir yönetimi (devleti) tavsiye ettiğiniz, bu yönetimin de belli bir dini olmayan, ama tüm dinlere saygılı olan bir yönetim olduğuydu, bu doğru mu? Laiklik tanımınız bu mu?'' şeklindeki sorusunu ise şöyle yanıtladı:

''Şimdi tercümede yanlışlıklar olmuş olabilir. Ama ben burada temenni ederim ki bu tercüme doğru yapılmıştır. Şimdi benim partimin tüzüğünde ve programında olan şudur: Türkiye'nin 1982 Anayasası'nın gerekçesinde olan bir laiklik tanımı vardır. Bu tanıma göre bir defa bireyler laik değildir. Devlet laiktir. Ve devlet tüm inanç gruplarına eşit mesafededir ve her inanç grubunun inancını yaşamasının da teminatıdır. Benim anlattığım budur. Tabi Amerika'daki laiklik yaklaşımı bir Anglosakson laikliktir. Batıda Batılı anlamda bir laiklik anlayışı vardır. Bunlar nasıl yaklaşıyorlar, nasıl bu işi tanımlıyorlar kısmen biliyorum bunu. Bunu tabi buralarda yaşayanlar çok daha iyi bilir. Ama hiçbir zaman bizim partimizin tüzüğündeki ve 1982 Anayasası'nın gerekçesindeki tanımda bir din düşmanlığı veya din karşıtlığı söz konusu değildir. Tabi Ortadoğu'da, özellikle Mısır gibi yerlerde laikliğin bir din karşıtlığı gibi ladinilik diye ifade edilir şekli söz konusu. Bunun olmadığını anlattım''.

''Müslüman Kardeşler'in bir üyesinin, bu laiklik görüşüne katılmadığı'' yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, ''Şimdi tabii o da sonradan yanlış anladığını, düzelteceğini söyledi. Çünkü ben hemen ertesi gün de Müslüman Kardeşler hareketinin başkan, başkan yardımcısı ve diğer üç üyesi ile sabahleyin bir arada olduk. Onlar bana hiç bu konuda bir şey söylemediler. Eğer bu konuda bir yanlış anlaşılma söz konusu olsaydı onlar da bana bunu sorardı. Ama onlar başkanları da dahil olmak üzere bana birşey söylemediklerine göre demek ki o zaman herhangi bir ciddi sıkıntı söz konusu değil'' dedi.

Ilımlı İslam kavramı

Başbakan Erdoğan, dünyada ılımlı İslam hareketinin yükselip yükselmediğinin sorulması üzerine ise ''ılımlı İslam'' ifadesini kabul etmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Erdoğan, ''Şöyle, ılımlı İslam diye bir ifade olmaz, bu yanlış bir şey. İslam aşırılıkları reddeder, asla kabul etmez. İslam orta yolu tavsiye eder. Çünkü, İslam kelime anlamı itibariyle Arapça (Silm) kelimesinden gelir ve bu barıştır. Barış dini olan İslam asla teröre müsaade etmez ve onun için de İslam;ın terörle bir arada anılması asla doğru değildir. Bir Müslüman eğer terörist olmuşsa onun sıkıntısı var demektir. Onun İslam;la da alakası yoktur. Çünkü İslam teröre müsaade etmez. Çünkü, bir insanın öldürülmesi tüm insanlığın öldürülmesi gibidir.''

''Ama Hıristiyanların içinde terörist yok mu? Yahudilerin içinde terörist yok mu? İşte Norveç;te olan olayı gördünüz, örnekleri çok, İngiltere;de olan olayları gördünüz, İspanya;da olan olayları gördünüz. Demek ki oralarda da teröristler var. Şimdi olaya böyle bakmak lazım ve asla İslam;ı da terörle özdeşleştirmek doğru değil. Anti-semitizm nasıl bir insanlık suçuysa, İslamofobia aynı şekilde bir insanlık suçudur. Bunu bu şekilde ifade etmek ve kafalara yerleştirmek gerekir."

Somali

Bugün BM Genel Kurulunda yapacağı konuşmada Somali'deki açlıktan söz edeceğinin hatırlatılması üzerine, Somali'ye bizzat ailesiyle beraber gittiğini, durumu yerinde gördüğünü belirterek şunları kaydetti:

''Yerinde inceledik, gördük ve 'İnsanlık dramına karşı seyirci kalmamamız gerekir' dedik. Ufacık yavruların nasıl öldüğünü gördük, gözlerimizle gördük ve oralarda hijyen diye bir şey yok, hastane diye bir şey yok, bunları gördük. Süratle sahra hastaneleri kurduk, kurmaya devam ediyoruz. Şimdi de 200 yataklı bir hastanenin kuruluş çalışmalarını sürdürüyoruz. Bu adımları atacağız ve halkımıza yaptığımız davet karşısında sivil toplum örgütleriyle beraber şu ana kadar 300 milyon dolarlık bir yardım, nakit olarak toplanmış vaziyette. Havaalanından, yollarına kadar hastane, okul, su gibi bütün bu ihtiyaçlarını giderecek yatırımları burada yapacağız. Bunun için şu anda ekiplerimizi oluşturduk. Zaten orada şu anda çalışan ekiplerimiz var ve orada bir büyükelçilik binasını hemen açıyoruz. Büyükelçimizi atadık ve bize ayırdıkları yeni bir alana da Büyükelçilik binamızın inşaatını inşallah süratle bitireceğiz, kuracağız. Ve ayni, nakdi olarak yardımlarımız devam ediyor, edecek. Çöp kamyonları göndermeye başladık. Buralarda traktörlerle tarım yapmayı da öğreteceğiz.''

Somali'de yatırımı teşvik edeceklerini belirten Erdoğan şöyle konuştu: ''(Somaliler'e) balık tutmayı öğreteceğiz. Bununla bir şeyi ifade etmek istiyorum. Balık yedirmek değil, balık tutmayı öğretmek, önemli olan bu. Bunun için de bazı yatırımları teşvik edeceğiz ve Türk işadamlarını orada yatırımlara teşvik edeceğiz. Ve böylece Somali;yi istiyoruz ki ayağa kaldıralım. Ama hiçbir insan ayırt etmeden, oradaki toplulukları birbirinden ayırt etmeden yardım elimizi oraya, hiçbir çıkar gözetmeksizin inşallah yapacağız ve burada Amerika;nın saygın işadamlarını, firmalarını, dünyanın değişik ülkelerinden firmaları Somali;ye el uzatmaya davet ediyoruz.''

AB üyeliği

Türkiye'nin AB'ye katılma niyetini sürdürüp sürdürmediğinin sorulması üzerine ise, ''50 yıldır biliyorsunuz bu işin takipçisi olduk. Şu anda Avrupa Birliği bu konuda bize bir tavır koymadıkça biz süreci koparan bir ülke olarak kesmek istemiyoruz. Avrupa Birliği kendi içinde bu konuda bir karar versin, bunun için de dersi çalışıyoruz, elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Temenni ederim ki AB yanlışından döner ve bir Güney Kıbrıs'a Türkiye;yi feda etmez'' dedi.

Doğu Akdeniz

Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın petrol ve gaz arama faaliyetleri kapsamında Doğu Akdeniz'de artan sayıda Türk gemilerinin varlığından sözedildiğinin hatırlatılması üzerine ise, garantör ülke olarak Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'taki Türklerin haklarını arayacağını belirterek ''Şu anda Türk donanmasının orada bulunmasının sebebi budur ve sismik araştırma gemisi de anlaşma gereği oraya gidecek. Ve o bölgede bizler de aynı şekilde KKTC ile birlikte araştırmaya başlayacağız'' dedi.