'Gezgin filozof Uluğ Nutku'

Adından da anlaşılacağı üzere Gezgin Filozof Uluğ Nutku kitabı bir filozofu anlatıyor. Titiz bir editörlük sürecinden geçen kitabın bir başka özelliği “Cumhuriyet döneminde felsefe” dizisinin ilk kitabı olmasıdır. Kitabın girişinde Uluğ Nutku’nun yaşamı hakkında genel tanımlayıcı bilgiler verilmektedir. Kitabın kurgusu, Kişi/Kişilik Olarak Uluğ Nutku’ya Bakışlar, Uluğ Nutku’nun Felsefesine Bakışlar ve Uluğ Nutku’nun Ardından Yazılanlar/Söylenenler adı altında üç bölümden oluşmaktadır.

18 Mayıs 2021 Salı, 00:05
Abone Ol google-news

“Felsefe verilmiş kültür içinde eleştirel bir karşıt kültürdür.”

Uluğ Nutku

Türkiye’nin felsefe geleneğinde Uluğ Nutku’ya yönelik sessiz bir ilgi her daim olmuştur. Nutku’nun birçok felsefeciden farkı, İstanbul gibi merkezde varlık gösteren felsefeyi Anadolu’ya taşıma başarısı gösterebilmiş olmasından kaynaklıdır.

Kuşkusuz söz konusu taşra olunca, bilim insanı gibi davranmak ve bilgi üretmek bir bedel gerektirir. Bedelin en belirgin yanı ise “yalnız” kalmaktır. Bu anlamda Nutku’nun yalnızlığı çoğul ve özgürleştirici bir yalnızlıktır.

Gezgin Filozof Uluğ Nutku, 17 Kasım 2014’te aramızdan ayrıldığında çok önemli incelemeler geride bırakmış olmakla birlikte, yakın tanıklarını da bırakmıştır. İşte bu kitapta, o tanıkların, akademisyenlerin ve dostlarının kaleme aldığı konuları yakından görüyoruz.

1957 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne giriş yapan Uluğ Nutku, bilmeyenler için söyleyelim, Türkiye’de felsefenin duayenlerinden Takiyettin Mengüşoğlu’nun uzun yıllar yanında yer alırken, asistanlığını da yapmıştır.

Editör Mustafa Günay, kitaba başlarken okurun dikkatini Uluğ Nutku’nun toplumsal işlevine de göndermede bulunarak bir tanımlama yapar. Nutku, “akademik felsefenin sınırlarıyla kendini sınırlı görmeyip yaşadığı ülkenin ve dünyanın sorunlarını da yakından takip eden ve aynı zamanda yazılarında ve felsefi çalışmalarında güncel problemleri de irdeleyen, felsefenin genelliği ile güncelliğini buluşturan bir filozoftur” (s.13).

Kitabın Kişi/Kişilik Olarak Uluğ Nutku’ya Bakışlar isimli ilk kısmında, 12 yazı yer alıyor.

Uluğ İçin duygusal bir veda yazısı kaleme alan Afşar Timuçin, düşüncelerini şöyle dile getirir: “bir daha dönmemek üzere gitmiş bir dostun arkasından ne yazılabilir ki… felsefeden başka bir şey çıkmazdı ağzından… ölüm hesapta yoktu. Ölüm hesapta olmaz zaten. Gerçekten güzel zamanlardı. Keşke seninle yollarımız daha çok kesişseydi. Belki yarın üç beş kişi seni de beni de anar” (s.19-21).

Doğan Özlem, dostu ve hocası gördüğü Filozofun Beyefendisi Uluğ Nutku başlıklı yazısında, “…felsefeyi Anadolu’ya taşımak yolunda ısrarlı bir çaba gösterdi. Anadolu’daki bazı üniversitelerde kendisi felsefe bölümü kurduğu gibi başka bazı üniversitelerde kurulmasına da destek verdi. Ve her zaman halis bir filozof olarak kaldı” değerlendirmesinde bulunur (s.26)

İlk bölümdeki yazılardan Uluğ Nutku’yu yakından tanıyanların aktardıkları, bir anı demeti şeklinde okurun aklında yer edinirken, yer yer Nutku’nun felsefi birikimine de dikkat çekilir.

Adnan Gümüş, Nutku’nun yaşam ve eğitim anlayışına paradoks, karşı kültür ve dostluk etmek üzerinden hareketle bütünsel olarak eğilir. Bora Erdağı “hatıralar ölümsüzdür” diyerek başladığı yazısını, Uluğ Nutku ile aralarındaki paylaşımları, onun çalışmalarına göndermelerde bulunarak tamamlar.

Hülya Can Nutku, Ataraksia ve Epokhe’de Nutku’nun kavramsal dünyasına değinir. Haluk Erdem Gezgin Bir Filozof: Uluğ Nutku’da felsefe tarihine dair saptamalarda bulunarak, felsefeye bakışındaki genişliğin “onu felsefe tarihinin bütün temel sorunlarını anlamaya ve kendi dilini kurmaya götürmüştür” düşüncesini iletir (s. 94).

Kitabın ikinci bölümü Uluğ Nutku’nun Felsefesine Bakışlar adı altında 15 çalışmaya ayrılmış. Engin Delice, Özebakışçı Tutum ile Diyalektik Bakış ya da Öz ile Biçimalışlar Sarmalı’nda Uluğ Nutku’nun yapıtlarından yola çıkarak, derinlemesine bir analizde bulunur.

Sinan Özbek, Ad Nutku…metninde Nutku’nun “özcü düşüncede” kalmasının olanaklarını ve sınırlılıklarını kritik eder.

Celal Gürbüz, Uluğ Nutku’da Özbelirlenim Olarak “İnsan Oluş”un Tarihselliği’nde pek çok yazısından ‘izmcilik’ten kaçınmaya özen gösteren “Nutku’nun felsefede izlediği düşünme yolu, felsefenin binlerce yıldır açık ya da örtük izlediği, olanda veya olmakta olanda gerçekten neyin olup olmadığını veya ne olması gerektiğini görme ve gösterme yoludur” der (s.189).

Özlem Duva, Olanaklar Varlığından Özgürlükler Varlığına: Uluğ Nutku Felsefesinde Kantçı Antropolojinin İzleri yazısında, Türkçeye “felsefeylemek” terimini kazandıran Nutku’nun bir filozof olarak ürettiği kavramları ele alırken, Kant felsefesiyle ilişkisini masaya yatırır.

Kitabın bu bölümünde ağırlıklı olarak Nutku’nun felsefi paradigmasının akademik düzeyde tartışıldığını belirtmek gerekir.

Kitabın son bölümünde Uluğ Nutku’nun Ardından Yazılanlar/ Söylenenler’e yer verilmiştir. Bu bölümde, Gezgin Filozof’un büyük vedasından sonra bazı dostlarının kaleme aldığı metinleri okuyoruz.

Engin Delice, Yücel Kayıran, Mustafa Günay, Adnan Gümüş, Hıncal Uluç ve Afet Ilgaz, Nutku ile ilgili anılarını anlatırken; onun felsefe konusundaki özgünlüğünü, şiir anlayışını, çalışma hayatını, felsefeye bakışını, dostluğunu açık yüreklilikle kaleme dökmüşlerdir.

Felsefe disiplini açısından kuşaklar arası bir köprü görevini üstlenen kitabın bütününde Takiyettin Mengüşoğlu isminin sıkça geçtiğini görürüz. Mengüşoğlu’nun Türkiye’de felsefenin kimlik kazanmasında öncü bir isim olmasının yanı sıra Nutku’nun da hocası olmasının da bunda payı bulunuyor. Kitapta Mengüşoğlu’nun felsefedeki önemi ve değeri birçok yönüyle ayrıca işleniyor.

Sonuç olarak, Gezgin Filozof Uluğ Nutku’yu tüm yönleriyle tanımak ve onun felsefesini öğrenmek, felsefe disiplinine katkısını araştırmak ile felsefi düşüncenin gelişimindeki etkisini yakından takip etmek isteyenlerin başvuracağı bu oylumlu kitabın, önemli bir bilimsel çalışma olduğunu söylemek mümkündür.

Gezgin Filozof Uluğ Nutku (2020) (Mustafa Günay, Ed.). İstanbul: Çizgi Kitabevi. 447 sayfa.