"Gözaltına alındım"

Katıldığı bir TV programında gündemdeki konuları değerlendiren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, kendisinin de 12 Eylül'den zarar gördüğünü, gözaltına alındığını ve davanın Türkiye'de bir dönüm noktası olduğunu dile getirdi.

06 Nisan 2012 Cuma, 09:01
Abone Ol google-news

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Siyaset Meydanı programında Ali Kırca'nın sorularını yanıtladı.

12 Eylül askeri darbesine ilişkin dava hakkındaki soru üzerine Arınç, davanın Türk siyasi tarihinde önemli yeri bulunduğunu belirterek, bu noktaya kolay gelinmediğini, kimsenin küçümsememesi gerektiğini söyledi. Arınç, yargılamanın Türk siyasi  tarihinde çok önemli bir nokta olduğunu ve ilk defa darbe yapanların yargılandığını dile getirdi.
 

"Darbeden ben zarar gördüm"

Darbeden sonra Milli Selamet Partisi'nin Manisa İl Başkanı olduğunu anlatan Arınç, "Ceza avukatıyım, hukukçuyum, yıllarca bu işi yaptım. Bundan kim zarar gördü dendiği zaman mesela ben kendimi söyleyebilirim. Bir partim, o zaman hükümet ortağıydı, iki ben il başkanıydım siyasi yasaklı hale geldim tam 7 sene. 1983-84 seçimlerine girmem engellendi. Gözaltında kaldım vesaire" dedi.

Arınç da DSİP'in adını yanlış söyledi

Darbecilerin yargılanmasının önünü açan "geçici 15. maddenin" anayasadan 1,5 yıl önce çıkarıldığını ifade eden Arınç, "AK Parti'nin bu noktada oynadığı role dikkati çekti. Arınç, "Biz o zaman tek başımıza 'evet' dedik. Saadet Partisi'ni unutmuyorum, HAS Parti haline geldi onu da unutmuyorum, BBP'yi unutmuyorum, Sosyalist Devrim Partisini de unutmuyorum ama ana gövde AK Parti tek başına yüzde 58'in meydana gelmesinde birincil rolü oynadı" diye konuştu.

Arınç'ın "Sosyalist Devrim Partisi" olarak adını yanlış söylediği "Devrimci Sosyalist İşçi Partisi"ni (DSİP), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 12 Eylül 2010 tarihindeki referandumdan sonraki teşekkür konuşmasında yanlış şekilde anmıştı. Başbakan Erdoğan da "Devrimci Solcu İşçi Parti'li kardeşlerim..." diye DSİP'in adını yanlış söylemişti.
 

Müvekkilleri idam edilmiş

12 Eylül'de idam edilen Erdal Eren ile müvekkilleri Halil Esendağ ile Selçuk Duracık'tan söz eden Arınç, "80 sayfalık iddianamenin ben güzel olduğunu söyleyebilirim" dedi
 

"Bizim çocuklar'ın hesabı sorulabilir"

"Bu darbeler başarıldığı zaman, Türkiye dışında 'bizim çocuklar işi başardılar' diye sevinildiği de yazılır, söylenir. Zaten bu tür olaylarda bir dış desteğin veya bir yönlendirmenin olması da çok doğaldır" diyerek darbenin dış bağlantılarından söz eden Arınç, "Türkiye'nin bunu dışarıya sorup, sorgulayabilmek için bugünkü trendini devam ettirmesi lazım. Yani güçlü bir devlet oldukça, söz sahibi oldukça, kendi içerisinde ekonomisiyle yönetimiyle toplumsal barışıyla ne kadar birbirine, iç içe geçmiş ve daha güçlenmiş ise dışarıdan bunun hesabı sorulabilir" diye konuştu.
 

"Suriye'ye müdahale düşünmüyoruz"

Bölgede yaşanan güncel sorunlara ilişkin de soruları yanıtlayan Arınç, "Biz kendimiz (Suriye'ye) bir müdahale düşünmüyoruz, baştan beri" dedi.

"BM ve NATO'daki taahhütlerden kaçınmak mümkün değil"

Suriye'deki şiddetin önlenmesi için ABD'nin de AB'nin de BM'nin de bir birlik meydana getirmeleri gerektiğini ifade eden Arınç, gerginliğin sıcak bir çatışmaya dönüşmesi olasılığına ilişkin de, "Gerek BM gerekse NATO gibi bu tür ikili ilişkilerle, sözleşmelerle bazı görev taahhütlerimiz içerisinde kalan herhangi bir uygulamada, Türkiye'ye pay düşerse bundan kaçınmak mümkün değil zaten. Yani BM bir karar alsa ve 'bu kararı şunlar şunlar uygulayacak' deseler, kaçınma ihtimali varsa kaçınırız, ama kaçınma ihtimali yoksa Türkiye üzerine düşecek bu görevi alır" şeklinde konuştu.
 

"Askeri anlamda değil"

Arınç, "Askeri anlamda da mı" sorusuna, "Hayır şu açıdan söylüyorum, Suriye'deki bu olayları bitirme noktasında dışarıdan bir şekilde bir ambargo, bir yaptırım, o ülkeyi zorlayacak bir mekanizmanın içerisinde. Türkiye komşusu olmak hasebiyle, bölgedeki geleceğini düşünmek hasebiyle, rol oynamak istemez. Bu bize yakışmaz" yanıtını verdi.
 

"İran'ın Kandil ile anlaşma yaptığı rivayetleri var"

Bölgedeki bir diğer krizin aktörü olan İran'a ilişkin soruları da yanıtlayan Arınç, İran'ın dış siyasetinde zaman zaman dalgalanmalar görüldüğünü ifade etti. Arınç, şunları söyledi:

"PKK meselesinde de böyledir. PEJAK'ı sona erdirdiler onlar ama sona erdirirken Kandil ile nasıl bir anlaşma, sözleşme yapıldığı konusunda rivayetler var. PEJAK'a karşı çıktılar, bombalamalar başladı, bulundukları bölgelerde neredeyse yok etme durumuna gelmişlerdi ama şimdi onların bir başka yöne doğru gittiğini duyuyoruz. Kendileri mi gitti yönlendirildi mi bilemiyoruz."
 

"Nokta operasyonları devam edecek"

Buradan konuyu Kürt meselesine taşıyan Arınç, kamuoyunda "Kürt açılımı" olarak adlandırılan "Milli birlik ve kardeşlik" projesinden faydalı sonuçlar aldıklarını belirtti. Arınç, ancak her şeye rağmen terörün varlığını sürdürdüğünü ve bununla mücadele etmeleri gerektiğini söyledi. Önleyici tedbirler sayesinde pek çok olayın önlendiğini ve istihbaratın bu konuda "çok başarılı" olduğunu ileri süren Arınç, Uludere'de 35 sivilin ölümüyle sonuçlanan hava saldırısının, bu süreçte yarattığı sıkıntılardan ve duydukları üzüntüden bahsetti. Arınç, "Ama bunun dışında nokta operasyonları, güçlü bir istihbarat ve birtakım operasyonlarla çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Bu, devam edecek" dedi.
 

"BDP'den 'terörle mücadelede' yardım istedi"

Arınç, Başbakan Erdoğan'ın "Sizinle neyi konuşacağız?" dediği BDP'ye de şu mesajı verdi: "(BDP) İmralı ile konuşmadan, şiddet dilini kullanmadan, sadece siyasetin diliyle bu konuları birlikte konuşalım deseler, inanın hepimiz onları kucaklayacağız. Ama her defasında, 'bizim tabanımız budur' anlamına gelebilecek şeyleri ortaya koymaları onları çok sevimsiz kılıyor. Keşke kendilerini bireysel olarak, partilerini de bu konuda yetkili olarak görebilseler ve terörle mücadele konusunda bize yardımcı olsalar, yol gösterseler" diye konuştu.
 

"İmralı ve Kandil'le görüşme yolu kapandı"

Arınç, "Artık İmralı ya da Kandil'le görüşme yolu kapanmıştır diyebilir miyiz?" sorusu üzerine de "Diyebiliriz. Ben şu anda böyle bir temasın olmadığını biliyorum" dedi.
 

"Savcı bizi mecbur etti"

Oslo görüşmeleri ve sonrasında yaşanan MİT'in ifade krizine de değinen Arınç, şunları söyledi:

"Bu, çok hoş bir şey değil. Çünkü MİT Kanunu diyelim ki 30 yıldan beri var. O zamandan beri, 26. maddesi MİT görevlilerinin Başbakan'ın izni olmadan yargılanamayacağına dair. Ama savcı özel yetkili sıfatına dayanarak 'gel bakalım' diyor. 'Siz bunları sorgulamaya doğru giderseniz, kanunu hiçe sayarak, böyle bir yetkinizin olduğunu kabul ederseniz, ben bir başbakan olarak, bütün gizli açık faaliyetlerin nasıl koruyucusu olabilirim' dedi ve kanunu değiştirdik. Buna mecbur kaldık. Sayın savcı mecbur etti bize bunu. Başsavcıya haber bile vermeden yaptı bunu."