Gündelik ve sıradan olanı incelemek

Graeme Turner’ın “İngiliz Kültürel Çalışmaları” kitabı, bu okulun hem tarihçesini hem de temel kuramsal ilkelerini ortaya koyuyor. Turner, söz konusu alana dair genel bir kavrayış sunarken alanda kilit öneme sahip pek çok birincil metnin altında ezilmeden genel bir fikir sahibi olunmasını sağlıyor.

07 Mart 2016 Pazartesi, 14:50
Abone Ol google-news

Günümüzde kültürel çalışmalar dendiği zaman ilk akla gelen, seçkin “yüksek” kültür formları değil de her gün ne yediğimiz, ne içtiğimiz, ne giydiğimiz ve bunları nasıl anlamlandırdığımızla ilgilenen gündelik hayat çözümlemeleri ise bu çalışma alanı varlığını büyük ölçüde İngiliz Kültürel Çalışmaları’na borçlu.

İngiliz Kültürel Çalışmaları, kendinden önce popüler kültürü hor gören, onu yüksek kültür formlarına karşı bir tehdit olarak algılayan bir edebi eleştiri geleneğini bir tarafa koyarak “gündelik ve sıradan olanı” incelemeyi amaçladı. Aslında Kültürel Çalışmalar ekolünün belki de en önemli katkısı, gündelik hayatta “doğal” ya da verili kabul ettiğimiz; bizi sınıfsal, ulusal, etnik ve toplumsal cinsiyet düzleminde kuran pek çok pratiği “inşa edilmiş gerçeklikler” olarak tanımlayıp inceleme konusu haline getirmesi. Özellikle Raymond Williams, Richard Hoggart ve Stuart Hall’un dâhil olduğu Birmingham Çağdaş Kültürel Çalışmalar Okulu’nun çalışmaları sayesinde, popüler kültür “ucuz” görülerek bir kenara atılmaktan kurtulur; akademik ve entelektüel alanın çalışma konusu haline gelir.

TEMSİLLERLE TANIMLANAN GERÇEKLİK

Graeme Turner’ın İngiliz Kültürel Çalışmaları kitabı, bu okulun hem tarihçesini hem de temel kuramsal ilkelerini ortaya koyuyor. İlk kısımda, okulun daha temel kavramlarına bir giriş ve zemin teşkil edebilmesi için göstergebilimsel ve yapısalcı çözümlemenin temel ilkeleri ortaya dökülmüş; kitabın ikinci kısmında ise metinler, izlerkitleler, gündelik hayat, ideoloji, ırk, toplumsal cinsiyet ve kimlik gibi temel kavramlar ele alınıyor. Turner, söz konusu alana dair genel bir kavrayış sunarken alanda kilit öneme sahip pek çok birincil metnin altında ezilmeden genel bir fikir sahibi olunmasını sağlıyor.

Elbette kültürel çalışmalar alanı “İngilizlerle” sınırlı değil. Saussure, Barthes, Levi-Strauss, Althusser, Gramsci, Foucault, De Certeau ve Bourdieu gibi özellikle Kıta Avrupası’ndan gelen pek çok zengin düşünsel kaynağın etkisi altında ve bunlarla alışveriş halinde. Ancak İngiliz Kültürel Çalışmalar Okulu, bu alanın kimi özellikleriyle ayrışmış ve etkili olmuş bir dalı yansıtıyor.

Kültürel çalışmalar okulunun en önemli katkılarından biri, toplumsal pratikleri ve kurumları metinler olarak okuması. Yapısal/ göstergebilimsel medya metinleri çözümlemelerinin başladığı bu dönem, aynı zamanda 1968’deki siyasal gösterilerle en belirgin ifadesini bulan bir yeni toplumsal hareketler çoğulluğuna denk düşüyordu ve medyanın “meşru” ve “gayrimeşru” ya da “normal” ve “sapkın” olanın tanımlanmasında oynadığı rol de çözümleme konusuydu.

Turner, kitabında İngiliz Kültürel Çalışmaları’nın, medyanın temsiller yoluyla gerçekliği nasıl tanımladığını ya da “inşa ettiğini” tartışıp altkültür gruplarının, bu metinlerin alımlanma ve anlamlandırılmasında oynadığı rolü inceliyor. Bu tartışmaları yürütürken örneğin, medya metinlerinin alımlanmasının farklı biçimlerini tanımlayarak söz konusu sürecin aslında ne kadar karmaşık ve öngörülemez olduğunu anlatan Hall’un “Kodlama/ Kodaçımı” makalesi, metnin gücüne ayrıcalık tanıyan meşhur Screen dergisi ve Kültürel Çalışmalar Okulu arasındaki kuramsal tartışmalara değiniyor.

Metin çözümlemelerinin kimi zaman aşırı akademik ve seçkinci olabilen dili, bir tepki olarak Kültürel Çalışmalar içinden izlerkitle çalışmaları kolunun doğmasına yol açmış ve Turner’ın tabiriyle “kültürel çalışmalar araştırmalarını anlamayı en çok istediği hayatlarla yeniden ilişkilendirmiştir”. İzlerkitle çalışmaları bölümünde Turner özellikle, metinlerin alımlanma sürecinin karmaşıklığı ve öngörülemezliğini, Hall’un kodlama/kodaçımı modelinden bir adım öteye taşıyan fakat yine de kısmen de olsa toplumsal olarak belirlendiğini kabul eden David Morley’nin ve Charlotte Brunsdon’ın çalışmalarına değinir. Bu noktadan itibaren Kültürel Çalışmalar’da etnografik yöntemin tercih edildiği örnekler vermeye başlar. İngiliz işçi sınıfının gündelik hayatının klasikleşmiş etnografileri olan Hoggart’ın Okuryazarlığın İşlevleri’nden Paul Willis’in Emeği Öğrenmek’ine, oradan da Phil Cohen ve Dick Hebdige’in altkültür çalışmalarına uzanan bir çizgideki çalışmaları konu edinen Turner, kültürün ve gündelik hayatın inşasında rol oynayan sınıfsallığın giyim, argo, müzik ve ritüellerde nasıl cisimleştiğini anlatır. Bu arada James Curran, Graham Murdock ve Peter Golding gibi medyanın siyasal ekonomisi alanında çalışan yazarların, aslında Kültürel Çalışmalar Okulu’yla sanıldığı gibi her zaman çatışma içinde olmadığını, iki gelenek arasında kurulan köprüyü ya da işbirliğini de ortaya koyar.

SADECE OKUL DEĞİL, AYNI ZAMANDA SİYASAL TAVIR

Okulun üzerinde pek çok tartışma olsa da kesinlikle merkezi kategorilerinden biri olmaya devam eden ideolojiyi Turner, hegemonya kavramıyla ilişki içerisinde ve Hall’un, “Baskı Altında Tutulanın Geri Dönüşü” makalesi gibi okulun klasikleşmiş metinlerini ayrıntılı bir şekilde ele alarak tartışır. İdeoloji ve hegemonya kavramları okulun çalışmalarının siyasallaştığı alandır; zira Turner’a göre, kültürel çalışmalar aynı zamanda siyasal bir projedir ve bunu katkı yapılan alanlarda görmek mümkündür. Örneğin, medyada sendika ve sermayenin temsil ediliş biçimleri, AIDS’in anlamının kamusal inşası, etnik altkültür incelemeleri gibi çalışmaların yanı sıra feminizm, ırkçılık karşıtlığı ve LGBT kimliklerle kurulan söylemsel ittifaklar, Yeni Sağ ve Yeni Muhafazakârlık eleştirileri, İngiliz Kültürel Çalışmaları’nın hâkim siyasal duruşunu da belli eder. Zira, Turner’ın çalışmasını değerli kılan noktalardan biri, İngiliz Kültürel Çalışmaları’nı safi kuramsal bir okul olarak ele almayıp aynı zamanda siyasal tavır olarak anlatması.

Sonuç olarak, Turner’ın da söylediği gibi İngiliz Kültürel Çalışmaları, sosyal bilimlerdeki ortodoksilere güçlü bir biçimde meydan okumuş, disiplinler arasındaki sınırların aşılmasını ve kültürün karmaşıklığını görmemizi sağlamıştır. Turner’a göre Kültürel Çalışmaları’nın tüm bu çabasının arkasında, “yaşamlarımızı iyi yönde değiştirme” hedefi vardır çünkü “toplumsal adaletsizlik ve bölünmelerinin doğallaştırılmasına” tepki duyar ve bunları ifşa edebilmek için de o zamana değin “ihmal edilmiş kanıtlar, öznel deneyimler ve hor görülen toplumsal pratiklere” bakar. Ancak bu, sürekli olarak zamanın gerekliliklerine göre yeniden düşünülmesi ve tasarlanması gereken bir proje ve süren bir mücadeledir; Graeme Turner’ın İngiliz Kültürel Çalışmaları kitabı da bu proje ve mücadelenin en önemli tarihsel akademik uğraklarından biri olan bir okulun yetkin ve akıcı bir anlatısı.

İngiliz Kültürel Çalışmaları/ Graeme Turner/ Çeviren: Deniz Özçetin, Burak Özçetin/ Heretik Yayınları/ 348 s.