Halit Çelenk'i Anarken

10 Mayıs 2012 Perşembe, 06:21
Abone Ol google-news

Halit Ağabey ölmedi: Adaletin olmadığı yerde, insanoğlunu savunmaya çalışıyordu, ölür mü hiç? Halit Ağabey ölmedi, devrimci mücadelede çok önemli bir öğreticiydi ve örnek bir yeri vardı, ölür mü hiç? Halit Ağabey ölmedi

Şair Cemal Süreya’nın söylediği gibi, “İnsanlığa gönderilmiş bir mektuptur Halit Çelenk”. Bize düşen, bu mektubun içeriğine eğilmek, anlamından dersler çıkarmaktır.

Ölümünün birinci yılında, Cumhuriyet okurlarına bu mektubu okumak istiyorum.

Halit Ağabey’in “insan” yanı, hem o yiğit devrimci duruşunu, hem insanlığı kucaklayan ileri hukuk kavrayışını, hem de yaşam boyu tutarlı, güvenilir, sağlam bir insan olmasını kapsar. Ama bu sayılanlar yetmez:

Halit Ağabey, örnek bir Anadolu insanı, örnek bir demokrat, örnek bir bağımsızlıkçı, örnek bir hukukçu, örnek bir dost, örnek bir yurtsever, örnek bir eş, örnek bir baba, örnek bir dede, örnek bir ağabeydi.

Kitaplarını ve Cumhuriyet’te yayımlanan yüzlerce yazıyı unutmayalım: Araştırmacı, aydınlanmacı, irdeleyici, uyarıcı, kanıtlayıcı bir yazar ve kültür adamı olarak da örnekti.

Dağlar gibi güçlü müydü, mangal gibi yüreği mi vardı? Nasıl demeli, bilemem. Ama tanıdığım en yürekli insanların başında gelirdi: Saatler süren Deniz’lerin idamını, dünyanın bu en zor, en korkunç, en insanlık dışı sahnesini yaşamaya, müthiş bir görev anlayışı ve insanlık dayanışması adına, insanlığın şefkat duyguları adına, yoldaşlık duyguları adına, hatta babalık duyguları adına inançla katılmanın, bitmek bilmeyen bu korkunç sahneye katlanmanın nasıl bir yürek gerektirdiğini, bir düşünür müsünüz? Kendinizi onun yerine koyun ve devrimci yüreğin görev bilinci açısından hayata ve ölüm olgusuna bir bakın: Denizler, Halit Ağabey’le beraber, “Ölürüz, ama ödün vermeyiz” adlı trajedinin baş karakteriydi. Dağlar mı, sıradağlar mı, Himalayalar mı, bu yüreklerin adını siz koyun…

Halit Ağabey’i gözümün önüne getirdikçe, yüzlerce vasfı aklıma geliyor yeniden. Ama en başta şunu belirtmeliyim:

Bütün derdi “insanoğlu”ydu onun. Acaba insanoğlunu kurtaracak yola, o da sonuna kadar bağlansa ve o yöntemi sonuna kadar uygulayıp sonuca ulaşılsa, insanoğlu kötülüklerden, yanlışlardan, çirkinliklerden kurtulur muydu?

Kurtulurdu!

O zaman, bu yolu sonuna kadar izlemeli, hayata geçirmeliydi!

Ölümü kovalayıp yakalamak

2009 yılında bir gün, dostum Aydın Çubukçu gelmişti bana. Yenilerde, Halit Ağabey’i ziyaret ettiğini söyledi, gözlemlerini anlattı: Yatalak değildi, ancak yataktan hiç kalkmaması gerektiği için, yatağa bağımlı yaşıyordu.

Halit Çelenk gibi bir insan için zor bir yaşam biçimiydi bu.

Ertesi gün, Halit Ağabey’e telefon edip uygun olduğu bir saatte evine gittim… Doğrusunu isterseniz, beklediğimden çok daha iyi buldum onu. Doksan yaşındaki Halit Ağabey, bilinç, bellek ve hitabet yönlerinden her zaman olduğu gibi dinçti, cin gibiydi. Gözleri pek görmediği için okuyamadığını, gerektiğinde bu işi başkalarına yüklediğini söylemişti.

O günkü sohbetten pek de karamsar ayrılmamıştım. İzleyen aylarda yaptığımız telefon konuşmalarında da kötüye gidiş sezinlemedim.

Bir yıl kadar sonraydı, Halit Ağabey bir gün telefon etti. Uzunca bir hasbıhale daldık. Konuşmamızın sonlarında ise yaşamından, içinden kurtulamadığı yaşam koşullarından şikâyet etti. Dikkat kesilmiştim. Çektiği zorluklardan yalnızca biri olarak uykusuzluğu ileri sürüyordu. Şöyle anlattı:

“Akşamları saat 10’da uykum geliyor ve uyuyorum, ama iki saat sonra, gece tam 12’de uyanıyorum. Yeniden uyuyabilmek için, ertesi günün akşamında, saat 10’u bekliyorum. Gece ve gündüz, hep aynı çile…”

Halit Ağabey’in bu anlattıkları bir sızlanma değildi. Uyku sorunu bahanesiyle aslında tekdüze, tatsız, usandırıcı bir yaşam biçiminden yakınıyordu. Çevresiyle iletişim kurmasına karşın, iki metrekarelik bir yatağa bağımlıydı. Onca hareketli, çekişmeli, çarpıcı olaylarla geçen bir yaşamdan sonra, şimdi bütünüyle işlevsiz yaşamak durumuna düşmüştü. Bu anlamsız yaşam, zoruna gidiyordu. Olan bitene müdahil olamadıktan sonra, hayatın ne anlamı vardı?

Bu tarafıyla da hepimize örnek oldu Halit Ağabey…

Nasıl bir rastlantıdır ki, cenazesi Deniz’lerin 1972’de idam edilerek öldürüldüğü gün, işte o gün, tam 6 Mayıs günü kaldırıldı.

Ve şimdi, aradan bir yıl geçti, ama anlayacağınız gibi, Halit Ağabey ölmedi; ona ağır bir yük gibi gelen o işe yaramaz bedenden kurtuldu. Halit Ağabey ölmedi: O, “insanlığı koruma, insanlığı yüceltme hukuku”nu temsil ediyordu, ölür mü hiç? Halit Ağabey ölmedi: Adaletin olmadığı yerde, insanoğlunu savunmaya çalışıyordu, ölür mü hiç? Halit Ağabey ölmedi, devrimci mücadelede çok önemli bir öğreticiydi ve örnek bir yeri vardı, ölür mü hiç?

Halit Ağabey ölmedi…