Hasan Erkek: ‘Şiir yazınımın temelinde, harcında!’

Hasan Erkek’in beşinci şiir kitabı Lal Destan; otobiyografi, öykü, roman, destan, fars, taşlama, anı, yazıt gibi türlerle, resim, müzik, sinema gibi sanat biçimlerini kendine dayanak yapan şiirlerinden oluşuyor. Lal Destan isminin aksine susmayan, iç çığlığını yüksek sesle duyuran, duygusal şiddetin etkisini al, kırmızı, kızıl renklerin simgeselliğiyle yansıtan, zıtlıklarla ve gelgitlerle masal tadında sunulmuş, içine tüm bir ömrün sığdırıldığı, bir söz simyası niteliğinde.

18 Şubat 2021 Perşembe, 00:21
Abone Ol google-news

GENCER AYTÜRE

İÇ İÇE ŞİİR VE FELSEFE

- Lal Destan'ı okuduğumuzda eski çalışmalarınızdan renkler gördüğümüz gibi daha çok özgün bir sıçrayış ağır basıyor. Lal Destan'ın bitmesi bu nedenle daha uzun mu sürdü?

Bu tür sanatsal yaratımlarda süreden çok süreç etkili oluyor. Kitaptaki en eski şiir 2012’de yazılmıştır. Demek ki 9 yıl olmuş. 9+40 demek belki daha doğru olur. Şiirler biriktikçe onları toplayıp bir kitap haline getirmiyorum. Öyle “yığma” kitaplardan pek hoşlanmam, doğru da bulmam. Bence, her şiirin olduğu kadar her kitabın da bir yapısı ve kişiliği olmalı.

- Şiirin edebiyat çalışmalarınızdaki yerini nerede görüyorsunuz?

Temelinde, temelindeki harcında görüyorum. Ortaokul ikinci sınıftayken, öğretmenlerimin girişimiyle basılan ilk şiir kitabım Biz Çocuk Değildik Çocukluğumuzda adlı kitabımı saymazsak, şiir kitaplarımı öteki kitaplarımdan geç yayımladığımdan yanıltıcı değerlendirmelere neden oluyor. İlk tiyatro oyunumu 1996’da, Beyaz Menekşe, Hayat Yenile Beni adlı şiir kitaplarımı ise 2013’te yayımladım. Arkasından Sevdadan Kanadım (2015) geldi. Gerek radyo oyunlarım, gerek sahne oyunlarım gerekse film senaryolarım incelendiğinde, hepsinin temelinde şiir olduğu görülecektir.

- Lal Destan zamanı anlama çabası taşıyan bir felsefi yana da sahip diyebilir miyiz? Çünkü çocukluk, aşk, pişmanlıklar, ölüm ve yeniden başlangıcın imgesel renklerini görebildiğimiz bir anlatım söz konusu.

Buna kuşkusuz okur karar verecek. Şiir ve felsefe insana, hayata, nesnelere, olaylara, olgulara farklı yollardan yaklaşmaya çalışırlar. Ama birbirlerinden çokça yararlanırlar. Kimi zaman iç içe geçerler. Birçok filozun metinlerini şiir olarak da okuyabiliriz. Bazı şiirleri de felsefi metinler olarak okumak olanaklı. Felsefe gibi şiir de, dar alana sıkıştırılmamalı, sınırlandırılmamalı, her alana girebilmelidir…

‘ŞİİR BİR VAROLUŞ SAHNESİ’

- Her kelimenin insanın iç dünyasında bir “bedel” ile kaleme alındığını düşünürsek sizce şiir nasıl bir sahne?

Kuşkusuz, şiir kurmacadır. Ancak kurmaca olması, onun sahiciliğini ortadan kaldırmaz. Şair her sözünün bedelini mutlaka ödemiştir. Şiirlerini ömründen toplar. O şiirlerin karşılığında ömrünü verir. Hayli acı dolu bir takastır bu. Şair bu takasa razı olandır. Çünkü şiir, bir varoluş sahnesidir.

- Şiirlerinizde kelime seçimi ve imgelem disiplininizi iç içe mi inşa ediyorsunuz? Duyguların sizi kelime seçiminde tarafsız ve rahat kalmanıza sebep olduğunu düşünüyor musunuz?

Yaratma süreci hayli karmaşık bir süreç. Çoğunlukla bu sürecin nasıl işlediğinin farkında olmayız. Kuşkusuz “bilinçli” üretiyoruz. Bununla birlikte, bilişsel bir sıçramadan, bir çeşit “aşkınlık”tan söz edebiliriz. Özellikle “ilk esin” aşamasında beynimizin nasıl işlediğini henüz bilmiyoruz.

- Nurhan Karadağ'a ithaf ettiğiniz Karadağ Ağıdı şiirinizde “Hocamı gömdüm çaresi yoktu” dizesinde kabullenilmiş çaresizlik değil zamanı yeniden inşa etme görülüyor. Ruhunuza bu direnci veren şey çocukken yeni adımlar ve çözümler aramayı öğreten oynadığınız oyunlar olabilir mi?

Kuşkusuz içinde yetiştiğim kültürün bu “devr-i daim”i içselleştirmemde payı olabilir. Çocuk oyunlarında da bir döngüsellik vardır. Ama her devr-i daimde bir adım ileri gitmeyi kendim öğrendim. Sanatla ilgilenmek, hayatı sanat yoluyla alımlamak kabullenmişliği, teslimiyeti reddeder. Hayatın döngüselliği kısır bir döngüsellik değil, helezonik bir ilerlemeyi içerir. Şiirdeki çeşitlilik, yenilik de buradan beslenir.

‘ŞİİRİN DE TİYATRONUN DA ATASI EPİK ŞİİR’

- Fars şiirinizdeki “İsteseydin hatırlardın” dizesi başlı başına bir şiir olacak kadar etkili. Bu şiirde sinesteziyi (birleşik duygu) ve net betimlemeleri görebiliyoruz. Kelimelerinizin rengârenk olduğu yorumu sizi nasıl hissettiriyor?

Sanat yenilikçidir, devrimcidir. Kendinde devrim yapmayan bir sanatın, zihinsel ve toplumsal devrimlere katkıda bulunması düşünülemez. Her şiirin istediği sözcükler, beklediği sesler kendine özgüdür.

- Masal şiirinizde “Geceden bir giysi nasıl biçilir” dizesinde olduğu gibi devamında da “Hangi sönük yıldızlarla dikilir” dizesinde kelime seçim estetiği şiirinize sizce oyun yazarlığınızdan mı sızıyor yoksa şairliğiniz mi oyun yazarlığınıza derinlik kattı?

İkisinin de birbirini etkilediği, beslediği olasıdır. Oyun yazarlığının kökeni dramatik şiirdir. Ama kişileri içtenlikli konuşturduğunuz zaman lirik şiirden de yararlanırsınız. Ayrıca hem şiirin hem tiyatronun atası epik şiirdir.

- Şiirinizde hem Ece Ayhan kapalılığı, hem Oruç Aruoba derinliği hem de Shakespeare'i görebiliyorum. Bu görüşüme katılır mısınız?

Şiirimin kapalı olması, derin olması ya da tiyatral olması için özel bir çaba içinde değilim. Zaten böyle bir çabanın ürünleri sahicilikten uzak ve gösterişe yakın olur ki gerçek anlamda şiir denemez onlara. Yakından baktığınızda, insanın karikatür yüzeyselliğinde olmadığını, yaşamın melodram sığlığında akmadığını görürsünüz. İnsan derin, hayat örtük, zaman sırlı ve uzam çok katmanlıdır. Şiirle onlara uygun bir estetik dil yaratmaya gayret ederiz.

Lal Destan / Hasan Erkek / Kırmızı Yayınları / 140 s. / 2020.