Hayatı kendi cümlelerimle yaşıyorum...

'Umutsuz Ev Kadınları'nda rol alan Özge Özder, farklı kadın portrelerinin anlatıldığı dizide rol aldığı için mutlu. Ona göre bu dizi, kadınların dünyasına tanıklık ediyor ve bu tanıklık önemli. 'Çünkü bu topraklarda kadın olmak zor' diyor.

20 Kasım 2011 Pazar, 07:58
Abone Ol google-news

Özge Özder, Ömre Bedel’den sonra şimdi de Umutsuz Ev Kadınları ile ekranda. Bugüne kadar oynadığı drama rollerinden sonra böyle hareketli ve renkli bir diziye dahil olduğu için çok mutlu. Çünkü artık dramada bir doygunluk ve yorgunluk hissine ulaşmış. “Özlemek istedim dram oynamayı. O yüzden farklı bir projenin olması önemliydi” diyor. Dizi, kadınlar üzerine bir proje. Beş farklı kadının yaşadıklarını, ilişkilerini, iletişimlerini konu alıyor. Bu anlamda farklı kadın portrelerini de izleyiciyle buluşturuyor. Başlarda yabancı bir yapımın Türkiye versiyonu olması nedeniyle, her şeyi tüm açıklığı ile yansıtamayacağı yönünde eleştiriler almıştı. O yüzden biz de röportaja bu eleştiriyle başladık. İşte anlattıkları.

- Umutsuz Ev Kadınları dizisine dahil olurken dizinin Desperate Housewives’ın Türkiye versiyonu olması sizde tedirginlik yarattı mı?

- Ben o tedirginliği hiç yaşamadım. Daha uyarlamayı okumadan bile proje bazında çok beğendim. Beni tek korkutan, bu kadar kaliteli ve marka olmuş bir işi Türkleştirmek adına aşırı alaturkalaştırma ihtimaliydi. Ama o tuzağa düşmeden çok tadında bir uyarlama oldu.

- Peki kadınların nasıl bir dünyasına tanıklığa davet ediyor dizi?

- Bu işin güzel yanı, kadınların içinde yaşattıkları esas benlik ile dışavurdukları benlikleri arasındaki farklılıkları vurguluyor olması. Canlandırdığım karakter, cesur, net ve cinsel hayatını bir erkek kıvamında şeffaf yaşayan bir kadın. Hikâyesiyle, varoluşuyla dizide işaret ettiği önemli noktalar var. Alttan alta savaşmıyor, açık bir savaş onunki.

- Bir yandan da yaşananlara, mahalle baskısına, kadın-erkek ilişkilerine de tanık oluyoruz. Türkiye’de kadın olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Türkiye’de kadın olmak, sana doğduğun gün yetiştirilecek bir evlat değil, kollanacak, sahip çıkılacak ve namusundan hesap sorulacak bir varlık gözüyle bakılması demek. Özellikle doğuda çoğunlukla okuyamaman ya da deden yaşında biriyle evlendirilmen demek. Tacize uğradıysan sana tahrik edici obje faturası çıkmaması için susman, tecavüze uğradıysan suç indirimi alıp seninle evlenecek ve namusunu temizleyecek tecavüzcünü sevmen demek. Kılık kıyafetinin, hatta saç telinin üzerinden herkesin senin nasıl biri olduğun hakkında fikir beyan edebilmesi demek. Ölüm tehdidi aldığın kocandan korunma talebin devlet babanın masasında bürokrasiye takılı beklerken, sırtından bıçaklanarak ölmek, hatta 13 yaşında 26 kişinin tecavüzüne uğramak yetmediyse, suçlulara verilen ceza indirimini 27. tecavüz olarak bir ömür boyu ruhunda taşıman demek... Eğer bu yazdıklarımdan en az birini yaşamadıysan şanslı, yaşayıp susuyorsan sindirilmiş, tehlikenin farkında bile değilsen cahilsin demektir.

- Oyunculuk, tüm bunların ışığında size nasıl bir alan açıyor? İçinizdeki, içimizdeki farklı kadınları çıkarabilmek için de olanak mı sağlıyor?

- Oyunculuğu seçmemin nedeni bu. İçimde yaşattığım tüm kadınları haykırabilme, ete kemiğe büründürme, onları yaşama ve anlama isteği beni oyunculuğa yönlendirdi. İnsanları ve dünyayı oyunculuk yaparak daha iyi anlıyor, kendimi de çoğaltmış oluyorum. Tek bir kimlik olmayı reddetme, Özge olmakla yetinmeme hali bu. Oyuncu olmak, özgürlüktür, arayıştır. Oynadıkça çoğalıyor, çoğaldıkça kendim oluyorum.

- Oyunculukta ters köşe rolleri canlandırmak sizin için ne ifade ediyor?

- İçimde tutuklu kalmış ya da saklanan her kimliği özgür bırakmak istiyorum. Bu da hep bir öncekinden farklı rollerle boğuşmak demek