Hepimiz Adına Bedel Ödeyenler

04 Temmuz 2012 Çarşamba, 06:20
Abone Ol google-news

Bugün öncelikle siyasilerimize, onların şakşakçılarına, Silivri’yi tatil köyüne benzeten gazetecilere, “Başınızı birkaç saatliğine hapishanelere uzatın!” demekle yetineceğim. Yerde yatmak için bile sıraya girildiği, suyun günde bir saat verildiği hapishane gerçeğini hiç olmazsa görmeye çalışmalarını önereceğim.

Perşembe günü bir grup arkadaşla gittiğimiz Silivri’de gördüğüm, içimi de gözümü de yakan görüntüleri ve orada görmezden gelinen, yok sayılan, yalnızlaştırılan, unutturulmak istenen insanları anlatmaya çalışacağım. Bir kez daha gördüm ki, orada insanlığın yaşam kaynağı olan dürüstlük, çalışkanlık, zekâ, bilgi, bilgelik gibi değerler mevcut yönetimin gözü önünde çürütülüyor. Ülkemizin tüm dertlerini sırtlarında taşıyan yurtseverler, aydınlar, bilim insanları, gazeteciler herkes için hepimiz adına bedel ödüyorlar. Tüm suçları doğruları görmek, dile getirmek, konuşmak, tartışmak, düşünmek, yazmak, okumak, üretmek olan kişiler, düzmece delillerle, masa başında üretilmiş kanıtlarla cezalandırılıyor. Silivri’de hükümete muhalif, bilim adamları, yazarlar, gazeteciler, rektörler, askerlerin yılları gasp ediliyor.

Duruşma salonunda başları dağ gibi dik, saçları kar gibi bembeyaz olan yurtseverler savunma yapıyorlar. Takım elbisesiyle, kendisine çok yakışan milletvekili rozetiyle Mustafa Balbay, bembeyaz saçlarıyla el sallayan Tuncay Özkan, her zamanki şıklığıyla Hurşit Tolon, her zamanki mücadeleci duruşuyla Doğu Perinçek, ülkemizin en parlak, en üretken genç bilim insanlarından Mehmet Perinçek, pembe şalı, halka küpeleri, pembe tişörtüyle son derece şık görünen Sevgi Erenerol ve diğerleri… Ve Çağdaş Hukukçular Derneği uyarıyor: “Son 10 yılda cezaevlerinde 2 bin kişi ölmüş.” Yani ileri demokrasi Türkiye’sinde gerçekleşmiş bu ölümler. Avrupa Konseyi denetçisi Fransız parlamenter Josette Durrieu da ekliyor: “Silivri dayanılacak gibi değil.”

Sıcak soğuk, uzak yakın demeden Silivri yollarına düşen yakınlarına, eşlerine, çocuklarına, kardeşlerine sağlıklı görünmek için direnenlere ne demeli? Yollara düşenlerin içerdeki yakınlarına “Az kaldı, sabredin, yakında çıkacaksınız” gibi kendilerinin de inanmadığı yalanları sıralamalarını nasıl yorumlamalı? Herkes gidip el ayak çekildikten sonra o rutubet kokan, havasız, insansız, eşsiz, evlatsız, annesiz, babasız, dostsuz hücrelerde, koğuşlarda kalanların iç dünyasında olup bitenleri nereye koymalı? Geceler boyu uykusuz kalan masum, mahzun, mazlum, mağdur çocuklarını, yaşamın tüm zorluklarına direnen eşlerini nasıl teselli etmeli? Tarifsiz acıların kavurduğu bu insanları, özlemini gözyaşlarına döküp yastıklarla boğan babaları nasıl avutmalı?