"Hükümet ideolojik hegemonya peşinde"

Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya Kafkaslar Enstitüsü'nün bir yayınında hükümetin büyük medya yayın organları üzerinde kontrol temin ederek, ideolojik hegemonyasını güvence altına alma girişiminde bulunduğu iddia edildi.

24 Ocak 2010 Pazar, 11:13
Abone Ol google-news

ABD'deki Johns Hopkins Üniversitesi'nin Orta Asya Kafkaslar Enstitüsü'nde ayda iki kez yayımlanan "Turkey Analyst" adlı dergide Türk basını incelendi. "Doğan Ayrılırken Türk Medyasının Özgürlüğü Çöküyor" başlıklı analizi Enstitü'nün Araştırma Direktörü Svante E.Cornell yazdı.

Türk basınında yaşanan gazete-televizyon devirlerinin özetlendiği analizde, Türkiye'de medyanın manzarasında pek çok kusurun bulunduğu iddia edildi. Analizde bunlardan başlıcasının büyük holdinglerin "medya manzarası" üzerindeki hâkimiyeti olduğu öne sürülürken, "Ancak, Türkiye'deki medya görünümündeki temel sorun Uzanlar ve Doğanlar değildir - kendilerini içinde buldukları kuyuyu kazma konusunda önemli katkıları bulunsa bile. Sorun geçen beş yılda medya sahipliğinde meydana gelen transferlerin basın özgürlüğüne karşı sistemli bir kampanyayla aynı kapıya çıkıp çıkmayacağıdır" denildi.

2007'ye kadar büyük medya organlarının hükümetle görece samimi bir ilişkiye sahip olduğu, 2007'deki siyasi krizle birlikte medyada eleştirinin daha fazla yer almaya başladığı, kriz derinleşirken medyada sahip değiştirmelerin hızının arttığı kaydedilen analizde, şu ifadelere yer verildi:
"-2008'de Frankfurt'ta bir mahkemenin bir zimmete geçirme davasında, Avrupa'daki Türk yardım örgütleri tarafından toplanan 16 milyon avronun yönlendirildiği, diğerleri yanında AKP yanlısı Kanal 7 televizyonunun da bulunduğu kuruluşta, Başbakan Erdoğan'a yakın bazı yetkililere suç isnadında bulunması, uzun süredir politik İslami besleyip büyüttüğü tartışmaları yapılan muhafazakâr hareketin uygulamalarına ışık tuttu.

-DMG'nin (Dogan Media Group) buraya kadar olan (2002-2007 arasındaki) pozisyonu, AKP'nin etkin destekçilerinden biri olma konumundan görece tarafsız bir noktaya evrildi. Ülkenin en etkili liberallerinden Hasan Cemal ve Cengiz Çandar gibi AKP lehindeki yorumcular DMG bünyesinde iken grubun önde gelen gazetecilerinden Ertuğrul Özkök giderek daha fazla eleştirmeye başladı. DMG yayın organları Frankfurt'ta Deniz Feneri olarak bilinen davayı göze çarpar bir şekilde işledi. Bu Başbakan Erdoğan'ın DMG sahibi Aydın Doğan'ı alenen şantajla suçlamasını ve tüm taraftarlarının DMG yayın organlarını boykot etme çağrısına yol açtı. Bir süre sonra DMG şirketlerinde vergi müfettişleri görülmeye başlandı. 2009 boyunca vergi yetkilileri DGM'ye 3 milyar doların üzerinde vergi cezası tahakkuk ettirdiler. Ekim itibarıyla Doğan şirketin krizden kurtulması amacıyla birkaç medya organının -özellikle Milliyet, Vatan ve Star TV'nin satılacağını ilan etti."

Türk basınındaki gelişmelerin etkileri

Analizde bu gelişmeler sırasında hükümet yanlısı medya gruplarının TMSF'ye devirlerine karşı korunduğu, vergi müfettişlerinin bu gruplardaki kuralsızlık iddialarına aynı düzeyde ilgi göstermedikleri iddia edildi. "Etkiler" bölümüne şöyle devam edildi:
"-Bu, Alman mahkemelerinin Deniz Feneri davasında suç isnat ettikleri yayın organları ve hatta Kanal 7 için de böyle olmuştur. Birlikte alındığında özetlenen olaylar, AKP ve müttefiklerinin kendi görüşlerine uygun yeni bir Türk medya ortamı oluşturma maksatlı iki uçlu bir kampanyası izlenimi vermektedir. Bunun ilk unsuru, kalan eleştirel medya organlarının yıldırılmasını da getirecek şekilde, büyük medya sahipliklerinin hükümet yanlısı gruplara sistematik bir şekilde transfer edilmesi, ikincisi ise sıklıkla ancak sürekli olmayan bir şekilde AKP'nin İslami muhafazakâr bakışını destekleyecek ve kimi durumlarda yasalara uygun olmayan şekilde finanse edilmiş gibi görünen hükümet yanlısı yeni medya organlarını büyütmektir.

-Politika ve medya ilişkisi Türkiye için yeni değil. Örneğin Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal son dönemlerinde dost bir medya çevresi oluşturma arayışındaydı. Ancak Özal bile Türk siyasetindeki bütün hâkimiyetine karşın, medyanın politika ve eylemlerini dikkatle inceleyen eleştirel sesi ve sözünden kaçınamamıştı.
-Basın özgürlüğüne tek tehdidin asla sadece medya görünümünün AKP esinli bir dönüşümü olmadığı belirtilmelidir. Eski otoritercilik de kendini ortaya koymaktadır.

Hükümet medya kontrolüyle ideolojik hegemonyasını güvenceye alıyor

-Bununla birlikte AKP iktidarı döneminde medyanın manzarasında görülen yenilenme, büyüklük ve kapsam itibarıyla modern Türk tarihinin başka hiçbir dönemiyle karşılaştırılamaz. Hükümet tarafının, büyük medya yayın organları üzerinde kontrol temin etmek suretiyle ideolojik hegemonyasını güvence altına alma yönünde bir girişimi bulunduğu sonucu, kendini dayatmaktadır...

-Medya görünümünün değişmesi Türkiye'de hâlihazırda var olan oto sansür uygulamasını ağırlaştırdı. Kalan bağımsız medya organlarının editör ve sahiplerinin şimdi AKP'ye ya da İslami muhafazakârlığa zarar ziyan verecek haberleri oluşturmadan önce iki kez ve sıkı bir şekilde düşündükleri sanılıyor.

Putin modeli

-Bu eleştirel seslerin tamamen sessizliğe gömüldüğü anlamına gelmemelidir ancak marjinalleşmişlerdir. Daha çok Putin Rusyası'ndaki eleştirel haberleri yayınlamaya devam eden Ekho Moskvy'ye benzer biçimde, ateşli bir hükümet karşıtı olan Cumhuriyet gazetesinin varlığına izin verilmektedir. Gerçekte, medya ile ilgili konularda AKP'nin Avrupa tarzı bir medya özgürlüğü için çaba göstermekten çok Rusya'daki Putin modeline yakın olmaya dikkat ettiği görülmektedir."

 

Batılı güçlerin Türkiye'deki gelişmeler karşısındaki sessizlikleri şaşırtıcı

Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya Kafkaslar Enstitüsü "Turkey Analyst" dergisi analizinin "Sonuçlar" bölümünde ise "Batının basın özgürlüğü önemi hakkındaki mutabakatı göz önüne alındığında -basın özgürlüğünde bir düşüşün Türkiye'nin AB üyeliği beklentisi üzerinde büyük olumsuz etkisi açık olmasına karşın- Türkiye'deki gelişmeler karşısında sessizlikleri şaşırtıcıdır. AB Komisyonu DMG'ye karşı kesilen cezalar konusunda endişelerini dile getirdi; fakat yüksek siyasi düzeyde, ABD ve AB yetkililerinin basın özgürlüğünün anahtar mesaj olduğunu Türk mevkidaşlarıyla görüşmelerinde en yüksek düzeyde gündeme getirdiklerine ilişkin bir belirti yok" denildi.

Analizin "Sonuçlar" bölümü şöyle devam etti: "Bunun bir nedeni muhalefetin eleştirisinde, AKP'nin Türkiye'nin geleceği için liberal demokratik vizyonu nedeniyle görülen eksiklik olabilir. Şu ana kadar AKP'nin medya politikaları vasıtasıyla, çoğulculuk ve demokratikleşmeye karşı çalışacak bir ideolojik hegemonya elde etme süreci içinde olduğuna kuşku yoktur. Bununla birlikte bu durumun liberal bakış açısından da gösterilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye'de siyasi muhalefet eskiyi savunma tutkusuyla motive olduğu sürece, medya özgürlüğünü yasalarla kendiliğinden baskılayacak dar görüşlü sistem, otoriterciliğin 'postmodern' versiyonuyla karşı karşıya bırakacak mutlak meşruiyet endişeleri, Türkiye'nin -uluslar arası olduğu kadar içerde de- layık olduğu etkiyi elde etmesini engelleyecek.

Yine de şikâyet etmek için bir neden yok. Türkiye'nin Batı'daki dostları medyanın görünümündeki gelişmelerin bağımsız medyaya karşı sistematik bir şiddetli saldırı haline gelmesi beklentisinin aksini umabilirler. Ancak bu olayları görmezden gelmemek, dostlara davranmanın bir yoludur. Türkiye'de demokratik bir çöküşün Türkiye'yi Avrupa'yla entegre olmuş gerçek bir Batılı müttefik olarak görmeyi umanların davasına yardım etmeyeceği, yol aşağı sürüklenme felaketine karşı bir reçetedir."