Hüseyin Çelik: Bölücüleri memnun etmedi

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, hem Kürtçe'nin seçmeli ders olarak verilmesine getirilen eleştirilere yanıt verdi.

14 Haziran 2012 Perşembe, 12:35
Abone Ol google-news

Kürtçe dersi için henüz öğretmen yeterliliklerinin dahi belirlenmediğini hatırlatan Hüseyin Çelik, "Bakın bu işte bir de öğretmen sorunu var. Yeterli sayıda öğretmen zaten şu anda yok. Bunun pilot uygulamaları başlatılacak, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açılmasına da böyle bir uygulama sebebiyet verecektir" diye konuştu.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, AKP Genel Merkezi'nde bir basın toplantısı düzenledi. Hükümetin attığı Kürtçe seçmeli ders adımı hakkında açıklamalarda bulunan Çelik, dünyanın başka bölgelerindeki marjinal gruplarda görülecek şekilde Türkiye'de bu karardan "Kürtçü bölücülerin, ırkçıların ve Türkçü ırkçıların" rahatsız olduğunu ifade etti. "İlginçtir BDP eşbaşkanı bundan memnuniyetsizliğini ifade etmiştir. İnsanların kendi anadilini seçmeli ders olarak alamayacağını ifade etmiştir. Bu ülkenin yüzde 99'u Müslümandır ama Kuranı Kerim'i de seçmeli ders olarak getiriyoruz. Bir insan Müslüman olabilir, Müslüman çocuğu olabilir ama bunu seçmeli ders olarak almak istemeyebilir. Bu onun Müslüman olmadığı anlamına gelmez. Müslüman çocuğuna Kuran'ı nasıl seçmeli ders olarak okutursun diyemezsiniz. Hz. Muhammed'in hayatını, siyer dersini de aynı şekilde düşünebilirsiniz" diyen Çelik, sadece yabancılara ait olan yabancı dillerin seçmeli ders olarak okutulabileceği görüşünün de doğru bir görüş olmadığını vurguladı. Kürt kökenli vatandaşların kendini Kürt olarak hissetmesine rağmen seçmeli Kürtçe dersi almak istemeyebileceğine dikkat çeken Çelik, "Bunun ötesinde bir Türk çocuğu da 'Ben bu insanlarla beraber yaşıyorum ve Kürtçe'yi ben de öğrenmek istiyorum' diyebilir. Kürtçe dersi bir etnik kökene hapsetmemek gerekiyor. İsteyen insanlar bu dersi alabilir" diye konuştu.

"İster Suzan koy ister Zozan"

AKP hükümetinin iktidara geldiğinden bu yana anadil kullanımının önündeki tüm engelleri ortadan kaldırdığını, cezaevinde ziyaretlerde Kürtçe konuşmanın serbest bırakıldığını, kamusal alanlarda Kürtçe'nin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırıldığını ifade den Çelik, "Bizim hükümetimiz bu saçma uygulamaları ortadan kaldırmıştır. İnsanlar kendi çocuklarına istediği ismi veremiyordu. AKP bu saçmalığı da ortadan kaldırdı. İster çocuğunu ismini Suzan koy ister Zozan koy. Bunda hiçbir engel yoktur" dedi.

90'lı yıllarda polislerin sokaklarda Kürtçe avına çıktığını, Kürtçe türkü çalınan düğünlerin tatil edildiğini, duvara Kürtçe yazı yazmanın dahi çok ciddi bir ceza konusu olduğunu savunan Çelik, bugün Kültür Bakanlığı tarafından Kürt dilinin önemli eserleri devlet eliyle basıldığını, devlet tiyatrolarında Kürtçe oyunların sahnelendiğini, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinde lisans ve lisans üstü düzeyde eğitim yapıldığını söyledi. Bunlarla birlikte TRT-Şeş'in açılması gibi "devrim niteliğinde bir karara da" imza attıklarını ifade eden Çelik, "Ama bu da bölücüleri memnun etmemiştir. Çünkü kendi arzuları istikametinde propaganda yapan bir televizyon istiyorlar. Esasen TRT-şeş yayınlarında 90'lı yıllarda yapılan 'Anadolu'dan Görünüm' gibi yayın yapan bir televizyon değil. Şarkısını türküsünü de çalıyor, eğlence programı da hanımlara yönelik programlar da yemek tarifleri de var. Hayat ne ise TRT-Şeş'te o var. TRT-Şeş devletin doğrularını halka dayatmak üzere kurulmuş bir propaganda televizyonu da değil. Ama TRT-Şeş de Kürtçe seçmeli ders de bazılarını memnun etmedi" ifadelerini kullandı.

"İngiltere'de sorun yok"

İngiltere'de farklı ülkelerden gelen ve farklı anadillere sahip olanların kendi anadillerini seçmeli ders olarak aldıklarını ama bunun bir sorun teşkil etmediğini hatırlatan Çelik, "İngiltere'de, 'Onların ana dilini nasıl seçmeli ders olarak veriyorsunuz' diyen de yok. ABD'de eğitim dili İngilizce ama İspanyolsanız ve İspanyolca'yı seçmeli ders olarak alıyorsunuz, devlet bunun için size imkan hazırlıyor. Esasen bu demokratik, insani ve pedagojik bir tavırdır. Bunun takdir edilmesi, bunun teşvik edilmesi gerekiyorken Türkiye'de bunun engellenmesi ve sabote edilmesi yönünde tavır var" dedi.

Kürtçe seçmeli ders almak isteyecek çocuk sayısının şu an belli olmadığını, fakat bu uygulamanın Kürtçe dersi öğretmeni sorununu da gündeme getireceğini hatırlatan Çelik şunları söyledi:

"Bakın bu işte bir de öğretmen sorunu var. Öğretmen yeterlilikleri tespit edilecek. Yeterli sayıda öğretmen zaten şu anda yok. Bunun pilot uygulamaları başlatılacak, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açılmasına da böyle bir uygulama sebebiyet verecektir. Bu olumlu bir gelişmedir. Bu açıdan atılan her olumlu adımı sabote etme yönünde bir tavır kabul edilemez bir tavırdır."

"Çünkü, 90'lı yıllarda yoktuk"

AKP'nin iktidara geldikten 12 gün sonra OHAL'i kaldırıldığını, faili meçhulleri, yargısız infazı, işkence ve kötü muameleyi ortadan kaldırdığını savunan Çelik, "AKP'nin yaptığı her şeyi kötüleyip sonra da propaganda yaparken de diyeceksiniz ki bunlar kendiliğinden mi yapılıyor? Biz kan döküyoruz, can alıyor can veriyoruz bunun bedeli olarak kıymık kıymık taviz koparıyoruz diyeceksiniz. Bu doğru değil" dedi. Kan dökmenin bir çözüm yolu olmadığını vurgulayan Çelik, 1990-1993'te yıllık bin güvenlik görevlisinin şehit olduğunu, 4-5 bin PKK'lının da öldürüldüğünü hatırlattı ve kan dökmeyle çözüme gidilse 90'lı yılların başında gidileceğini söyledi. O yıllarda sorunun polis ve askere havale edildiğini bu durumun da çözümsüzlüğe zemin hazırladığını savunan Çelik, "O gün siyasi akıl bu ve buna benzer meseleleri düşünecek durumda değildi çünkü mesele polis ve askere havale edilmişti. Polis ve asker kendi işlerini yapıyordu. Ama bunların hiçbiri gündemde değildi. En çok kan dökülen dönemde bunlar gündeme gelmedi, çünkü o dönem Ak Parti gibi bir irade yoktu" diye konuştu.

AKP'nin iktidara geldiğinden bu yana Kürt meselesini ayrı bir kategori, terör meselesini ise ayrı bir kategori olarak ele aldığını kaydeden Hüseyin Çelik, Kürt vatandaşların makul, mantıklı talepleri, kültürel talepleri de dahil olmak üzere karşılandığını ve karşılanmaya devam edileceğini vurguladı. Çelik, Kürt konusunda atılan adımların yapılan terör eylemleri sayesinde olduğu tezine şiddetle karşı çıktı ve "Biz gayrimüslimler adına da hayati adımlar attık, alevi vatandaşlar konusunda açılımlar yaptık, mütedeyyin insanların problemleri çözüyoruz. Bunlar eline silah alıp dağa mı çıktı?" dedi.

Kürt vatandaşların sorunlarının çözümüyle ilgili olarak muhalefet dahil tüm tarafları özverili olmaya çağıran Çelik şunları söyledi:

"Herkesi sağduyuya, BDP ve MHP'yi bu konuda daha makul olmaya davet ediyoruz. Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde sorumluluk almaya davet ediyoruz. Bu sorunun çözümünde en büyük sorumluluk tabiî ki iktidara aittir ama muhalefetin de bir muhalefet sorumluluğu vardır. Bu sorumsuz muhalefetin, 'Komşunun evi yansa da ben de yumurtamı pişirsem' mantığını terk etmesi gerekir. Bu olacak şey değil. Sayın Bahçeli Salı günkü grup toplantısında konuştu, bunları derledik. Bu sağlıklı olmayan bir ruh halinin psikolojisidir. 4 sayfa boyunca ya hakaret ya da ruhunuza kasvet basacak şekilde olumsuzluk pompalıyor. İhanetler, hıyanetler, şeref, namus, haysiyet, daha önce iktidar partisi hakkında söylüyordu şimdi CHP bu meselede ben de varım dediği andan itibaren bunu CHP'ye de yönlendiriyor. Yüzde 10'dan fazla oy alan bir siyasi parti Türkiyeyi ben yönetirim, ben oılmadan hiçbir şey olmaz, Türkiye'nin bahtının üzerinde otururum gibi bir tavır içerisinde olamaz. Sağduyulu MHP'li seçmenleri bu tavır üzüyor. Bu yüzden MHP her geçen gün kan kaybediyor. Ben Sayın Bahçeli'nin de bir gün makul bir çizgiye geleceğini, bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlayacağını ümit ediyorum."

"Bahçeli başını toprağa gömüyor"

AKP'nin köyü boşaltılan ve yakılan insanları da göz ardı etmediğini, çıkarılan yasayla terör ve terörle mücadele kapsamında zarar görenlerin zararlarının tazmini yoluna gidildiğini hatırlatan Çelik, "2005'ten bu yana hükümetimizin bu kanun çerçevesinde mağdur vatandaşa ödediği tazminat yaklaşık 3 milyar TL'dir. Ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun 13 vilayetine ödenmiştir bu para. Bu insani bir şeydi ve yapılmıştır. Bütün bu yapılanları yapılmamış kabul etmek vicdan problemidir" diye konuştu.

AKP'nin Kürt vatandaşların sorunlarını çözümü yolunda attığı adımların da bazı muhalefet partileri tarafından yok sayıldığını vurgulayan Çelik sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunu Kürtçü bölücüler de yok sayıyor, Sayın Bahçeli ve arkadaşları da 'Türkiye'nin Kürt diye bir meselesi yoktur, Kürtçe diye bir meselesi yoktur, böyle bir mesele esasen yoktur' diyor. Gündüz ortasında gözünü kapatan kendisine gece yapar. Bir şeyi yok saymakla yok edemezsiniz. Yıllarca Aleviliği yok saymışsınız, yok mu olmuş? Eğer böyle bir şey olsaydı, biz fukaralığı yok sayardık, yok olurdu. Terörü yok sayardık yok olurdu. Bu devekuşu mantığıdır. Deve kuşu da başını kuma gömüyor ama vücudu avcının oklarına hedef olmaktan kurtulmuyor. Peki böyle bir şey yoksa bu vatandaşın sıkıntısı nedir? Genç yaşta toprağa düşen evlatlarımız nedir? Terör meselesi tabiî ki var. Terörü farklı bir kategoride ele alalım ama farklı vatandaşlarımızın taleplerini yok saymak ve görmemezlikten gelmek öncelikle insani bir tutum değil."

"O camiadaki şahinler Zana'yı örnek alsın"

Çelik, Leyla Zana'nın yaptığı ve Kürt sorunuyla ilgili "Erdoğan bu işi çözebilir" açıklamasıyla ilgili soru üzerine de "Bu röportaj kapsamında söylediği her kelimeye katılmıyorum. Ama söylediklerini çözüme katkı sağlama ve çözümden yana olma iradesini ifade ettiğini belirtmek istiyorum. Ümit ediyorum ki bu ve benzeri sağduyulu hareketler çoğalır, bu belirttiğimiz camia içerisinde kendisini Şahin kabul eden insanların söylem ve eylemlerinin çözüme katkı sağlayıcı olmadığının da anlaşılması gerekiyor" dedi.