İki Toplantı, İki Önemli Konu

27 Haziran 2012 Çarşamba, 06:06
Abone Ol google-news

Açlık ve yoksulluğa karşı verilen savaşta, uygulanacak politikaların küresel ısınma ve çevre üzerindeki etkisini gözden uzak tutmak tehlikeli olabilir. Rio+20 konferansının bu sorunlara çözüm getirmesini kimse beklemiyordu ama, en azından bu alandaki duyarlığı artıracağı ümit ediliyordu.

Geçen hafta Meksika ve Brezilyada iki uluslararası toplantı yapıldı. Bu önemli toplantıların Türkiyede kamuoyunun dikkatini yeterince çektiği söylenemez. Bunu da Türkiyenin kendisine özgü yoğun gündemi içinde doğal karşılamak lazım.

Birinci toplantı Meksikanın Los Cabos kentinde G-20 ülkeleri devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı zirve idi. Türkiye bu gelişmiş, ya da büyümekte olan yirmi ülkeden birisi sayıldığı için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Los Cabosta idi. Bu toplantıya bizim medyanın ilgisi Başbakanın Obama ve Putin ile kaç dakika konuşmuş olduğundan fazla ileri gitmedi.

Her yıl bir başka ülkede yapılan G-20 toplantısının bu yılki resmi gündeminde ekonomik istikrar, uluslararası finans sisteminin güçlendirilmesi, gıda arzının nasıl arttırılacağı ve sürdürülebilir büyüme konuları bulunuyordu. Ancak, dış basına yansıdığı kadarıyla, liderlerin gözleri Avro bölgesi ekonomik krizinin ötesinde bir şey görmedi.

O nedenle de toplantılarda konuşulan ana konu Avrupanın düştüğü krizden nasıl çıkacağı idi. Ekonomik krizin büyümesi yalnız Avrupa ülkelerini değil bütün ülkeleri düşündürmeye devam ediyor. Bunalımın yakın gelecekte çözülememesi halinde Amerikan Başkanı Obamanın kasım ayında yapılacak seçimlerde yeniden kazanma şansının zayıflayacağını düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Ancak, yapılan bütün baskılara rağmen krizin çözümünde anahtarı elinde tuttuğu düşünülen Merkel, büyümeden çok istikrarı ön planda tutan tutumunu fazla değiştirmedi.

Toplantılar bittikten sonra Başkan Obamanın yapmış olduğu açıklama da zirvenin çözüm konusunda fazla yol almadığını işaret ediyor. Obama Avrupalı liderlerin yeterince güçlü tedbirler alacağı konusunda ihtiyatlı bir iyimserliktaşıdığını söylüyor, Avrupanın sorunlarının ne G-20 ülkeleri, ne de Amerika tarafından çözümlenemeyeceğini sözlerine ekliyordu. Öte yandan, belirtmek gerekir ki, çeşitli ülkelerden gelen yoğun tenkitlere karşı bazı Avrupa liderleri, Amerika, Çin ve Hindistan hükümetlerinin kendi ülkelerinden doğan sorunlara dikkat çekmekten geri kalmadı.

Haftanın ikinci yarısında ise gözler çok sayıda ülkenin katıldığı Rio+20 konferansına çevrildi. Başbakan Erdoğanla birlikte büyükçe bir Türk heyeti de oradaydı. Birleşmiş Milletler tarafından organize edilen toplantının teması sürdürülebilir kalkınmaidi. Rio+20 denmesinin sebebi, aynı konuda 20 yıl önce yine Rioda bir toplantının düzenlenmiş olmasıydı. Konferansın çözüm arayışında olduğu ana konu bir yandan yoksulluğa karşı savaş verilirken, bir yandan da çevrenin nasıl korunabileceğiydi.

Bir başka deyişle çevreye zarar vermeden kalkınmanın başarılıp başarılamayacağı ve büyümenin sürdürülebilir olması için neler yapılması gerektiği tartışıldı. Yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı Rio Konferansında hükümet temsilcileri, akademisyen ve sivil toplum kuruluşları yanında ilk defa özel sektör temsilcilerinin de yer alması dikkat çekti. Oysa bu güne dek büyümeyi yavaşlattığı gerekçesiyle özel sektör çevre sorunlarını konu alan toplantılara katılmıyordu.

Dünya ölçeğinde açlık ve yoksulluğun azaltılması her şeyden çok yerkürenin gıda maddesi üretme kapasitesine bağlı. Günümüzde 7 milyar olan dünya nüfusu yılda 77 milyon artıyor. Yani her yıl dünya nüfusuna bir Türkiyeden fazlası katılıyor. Her gece 850 milyon kişi aç yatıyor. Buna ek olarak en az 1 milyar kişi de yeterince beslenemiyor. Büyüyen dünya nüfusunun beslenmesi tarım kesimi üzerindeki yükü kaçınılmaz olarak arttıracaktır. Tarım kesiminin dünyadaki su kaynaklarının yüzde 70ini kullandığı ve sera gazlarınınyüzde 30unu doğurduğu unutulmamalı.

Burada göz önünde bulundurulması gereken, tarımsal üretimi arttırma zorunluğu ortadayken, bu artışın su kaynakları üzerinde doğuracağı baskının ve küresel ısınmaya sebep olan sera gazıetkisinin nasıl azaltılabileceği. Söz küresel ısınmadan açılmışken, besi hayvanlarının küresel ısınmaya katkısı gözden uzak tutulmamalı.

Gerçi ilk bakışta ayrıntı gibi görülebilecek bu konunun Riodaki konferansın gündeminde olmadığı anlaşılıyor. Besi hayvanlarının çıkardığı metan gazı, bazı bilim adamlarına göre toplam sera gazlarınınyarısı kadar. Daha muhafazakâr tahminler bu rakamın üçte birden az olmadığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemlerde sayılarının hızla artması beklenen çiftlik hayvanlarının küresel ısınmaya katkısının küçümsenemeyecek düzeyde olacağı unutulmamalı.

Neresinden bakılırsa bakılsın, dünyanın çözümü çok güç ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğu aşikâr. Açlık ve yoksulluğa karşı verilen savaşta, uygulanacak politikaların küresel ısınma ve çevre üzerindeki etkisini gözden uzak tutmak tehlikeli olabilir. Rio+20 konferansının bu sorunlara çözüm getirmesini kimse beklemiyordu ama, en azından bu alandaki duyarlığı artıracağı ümit ediliyordu.