İslam dünyasında astroloji

İslam dünyasında, astroloji kadar, hem karşı çıkılmış hem de benimsenmiş başka bir etkinlik bulmak zordur.

08 Ağustos 2014 Cuma, 17:36
Abone Ol google-news

İslamiyet, bayram ve namaz vakitleri vb. gibi önemli dini zamanların belirlenmesi için astronomiye ihtiyaç duyuyordu. Ayrıca Kıble’nin yönünü belirlemek amacıyla, farklı bölgelerin coğrafi konumlarının saptanması için de astronomi bilgisi gerekliydi. Öte yandan gök cisimlerinin hareketlerini ve konumlarını yorumlayarak bunlardan dünyadaki olaylar için sonuçlar çıkarma etkinliği olarak astroloji de astronomi kadar önemli ve onun kadar eskiydi. Hatta birçok durumda özellikle iktidar sahipleri (kendi geleceklerini anlamak için) rasathaneleri astronomi çalışmaları için değil de astroloji çalışmaları için kurduruyordu. Kralların ve devlet yöneticilerinin astrolojiyi himaye edici tutumları olmasaydı, matematik ve saf astronominin gelişmesi daha zor olabilirdi.

Astroloji ve astronomi çalışmaları ilkçağlardan bilimsel devrim dönemine kadar içiçe yürüdü. Aralarındaki yakın ilişkiden dolayı bu birliktelik belirli bir ölçüde kaçınılmazdı. Çünkü matematik ve astronomi bilmeden astroloji de yapılamazdı. Astroloji, belirli simgelerle sonuçlara ulaşmakla birlikte, o simgeleri oluşturan gök cisimlerinin hareketlerinin, tıpkı astronomik gözlemlerdeki gibi titizlikle gözlenmesini ve saptanmasını gerektiriyordu.

Batı dünyasında da Kepler’e kadar, astronomi ve astroloji içiçe gitmiştir. Kepler de, onun hocası olan Tycho Brahe de astroloji falı bakmıştır. Fakat Keplerin astronomi devrimini, astronomi ile astrolojinin birbirlerinden ayrılmasının başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Kepler’in gezegenlerin Güneş etrafındaki dönüşlerinin yasalarını ortaya koyması, bir sınır çizgisidir. Bu tarihten sonra astroloji artık bir sahte bilimdir. Kepler, “kirlenmiş olan banyo suyuyla birlikte bebeği de atmamaya dikkat etmeliyiz” demişti.

Kepler’in burada bebekle kastettiği şey, elbette yeni doğan astronomi bilimiydi. Bununla birlikte pratikte astrolojinin sonunu asıl getiren şey, Galileo Galilei’nin teleskopudur. Teleskopla gök cisimlerinin gözlenmesi, astrolojinin yaratmış olduğu gök cisimleriyle ilgili güçlü mistisizmi büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.

Ortaçağda İslam dünyasında astrolojiye, yararlı ve yol gösterici olduğu düşünüldüğü için çok büyük bir talep olmasına rağmen, aynı zamanda çok şiddetli eleştiriler de yöneltiliyordu. Çünkü gök cisimlerinin hareketlerini bilmeye ve onlara dayanarak gelecekteki olayları kestirmeye çalışmak, Tanrının iradesine karışmak veya onun iradesini sınırlamak olarak görülüyordu.

Zaten Kuran’da, “geleceği, Tanrıdan başka kimse bilemez” denmektedir. Ancak tam bu noktada İslam dünyasında iki görüş oluşmuş durumdadır. Birincisi, “Yıldızlar hakkında, onlara herhangi bir kuvvet atfetmeden, karada ve denizde yolunuzu bulacak kadar bilgi edininiz, onun ötesine geçmeyiniz.” düşüncesidir. Bu düşünceye göre dünya olaylarını yıldızlara bakarak kestirmeye çalışmak, gök cisimlerinin kudretini Tanrının kudretine ortak etmektir. Bu ise dinen kabul edilemez. İkincisi ise, “Eğer gerçek etki sahibinin Tanrı olduğu kabul edilip de, Tanrının dünya olaylarındaki etkisini yıldızların hareketlerinde yansıttığı varsayılır ve bu öğrenmeye çalışılırsa” bunda dini bir sakınca olmadığı düşüncesidir.

Katip Çelebi, ünlü Keşfü’z-Zunun adlı eserinde ilm-i nücum (astroloji) konusunda İslam dünyasında var olan bu iki farklı yaklaşımı örnekleriyle anlatmaktadır. Diyebiliriz ki, ortaçağ İslam dünyasında astroloji konusundaki bu iki çizgi, hep var olmuştur ve başka koşullara da bağlı olarak, bu iki çizgiden bazen biri, bazen diğeri ön planda olabilmiştir. (ortaçağ İslam dünyasında sayıları az da olsa, astrolojiye dini olmayan gerekçelerle karşı çıkan bilim insanları da vardı. Bunların başında da İbni Sina ve Farabi geliyordu.)

Osmanlı Devleti’nde de astrolojinin devlet hayatında ve protokolunda önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Fatih Sultan Mehmet döneminden, İmparatorluğun sonuna kadar Müneccimbaşı kurumu oldu ve bu kurum, padişahın ve devletin geleceğiyle ilgili tahminlerde bulundu, saraya raporlar sundu. Devletin önemli işlerinde, savaş zamanının belirlenmesinde, tahta çıkış vaktinin tayininde vb. “uğurlu” saati söylemesi için Müneccimbaşına başvuruluyordu. Ancak dini gerekçelerle astrolojiye karşı olan Osmanlı yöneticileri de oldu (örneğin Padişah Birinci Abdülhamit bunlardan biridir).

Ünlü matematikçi ve astronom-astrolog Takiyüddin’in kurduğu rasathanenin 1580 yılında yıkılmasında da bu iki çizgi mücadelesinin varlığının etkili olduğunu düşünebiliriz.