'İzinsiz dinlenmek ahlakdışı bir harekettir'

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Birilerinin birilerini izinsiz ve kararsız dinlemesi ayıptır, ayıp olduğu kadar büyük bir suçtur, ahlak dışı bir harekettir. Bunun suç olup olmadığı konusunda da ceza kanunu maddeleri mutlaka işletilmelidir, biz bundan yanayız'' dedi.

18 Kasım 2009 Çarşamba, 15:40
Abone Ol google-news

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Adıyaman Barosu'nun düzenlediği, ''Türkiye'nin Demokratikleşme Sorunu'' konulu konferans için AKP Adıyaman milletvekilleri Hüsrev Kutlu, Mehmet Erdoğan, Ahmet Aydın ve Şevket Gürsoy ile Adıyaman'a geldi. Adıyaman Havaalanı'nda, Vali Ramazan Sodan, Belediye Başkanı Necip Büyükaslan, İl Jandarma Komutanı Albay Ali Osman Salık, AKP Adıyaman İl Başkanı Yaşar Güleş ve partililer tarafından karşılanan Arınç, polis tören mangasını selamladı, Adıyaman Belediyesi ekibinin halk oyunları gösterisini izledi.

Arınç, TPAO Adıyaman Bölge Müdürlüğü Tesisleri'ndeki öğle yemeğinin ardından Adıyaman Valiliğini ziyareti sırasında bir gazetecinin, ''telefonların izinsiz dinlenildiği'' iddialarına ilişkin sorusuna şu yanıtı verdi: ''Kanunsuz dinlemeler, özel hayatın gizliliğine, kişilik haklarına aykırı olarak yapılan izinsiz dinlemeler, Türk Ceza Kanunu'na göre suçtur. Bunların Ceza Kanunu'nda suç sayılan eylemleri, iki gün önce yaptığımız Bakanlar Kurulu toplantısı ile cezaları artırılarak TBMM'ye sevk edilmiştir. Yani, eskiden 3 aydan 6 aya veya 6 aydan 1 yıla kadar olan izinsiz dinlemeler veya özel hayata müdahaleler, artık 2 yıl ile 3 yıl arasında cezaya muhatap olacaklar. Biz bu konuda, izinsiz dinlemelerin suç olduğunu, bu suçun da büyük bir karşılığının olması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak, mevcut yasalar içinde savcıların talebi, hakimlerin karar vermesi ve yine resmi bir kurum olan İletişim Daire Başkanlığının da dinlemeyi süreli olarak yapması, bunun sonunda da eğer suç teşkil eden bir eylem tespit edilememişse adı geçen kişiye bildirilmesi şeklinde, geçtiğimiz yıllarda çıkartılan kanuna uygun yasal dinlemeler yapılıyor.''
 

Abartılı haberler

Arınç, son günlerde dinlemeler konusunda abartılı haberler yapıldığına işaret ederek, şunları anlattı: ''Maalesef son günlerde, hiç gerçek olmadığı halde, abartılarak, adeta bir propagandaya dönüştürülerek herkesin dinlenildiği, Yargıtayın bile dinlenildiği konusunda yayınlar yapılmaktadır. Bu yayınların temelde iki hedefi vardır: Bir, gündem saptırmak... Türkiye, demokratik açılımla ve Mecliste yaşananlarla belli bir odağa kilitlenmişken, bundan zarar gördüğünü düşünen birtakım çevreler dikkatleri başka yöne çekmek istiyorlar. İşin bir başka boyutu da ismi geçen birkaç kişi ile ilgili yapılan yasal takibatların seyrini değiştirmektir. İsimlerini vermeyeceğim, bunlar her gün boy boy fotoğrafları yayımlanan, televizyonlarda da adeta bir televizyon dizisi gibi herkesin belleğinde yer etmiş bir kaç kişidir. Yargıtay Kanununa göre, Yargıtay üyeleri başkan ve başkan vekilleri, özel olarak sadece Bakanlar Kurulu kararı ile dinlenilebiliyor. Böyle bir karar da dinleme de yok ama bunun dışında kalan hakim ve savcılar, haklarında herhangi bir suç örgütü ile ilişkili veya herhangi bir suçun aydınlatılmasına yönelik ciddi bir delil, emare veya şüphe bulunuyorsa savcı yargının bir mensubudur, hakimden elindeki delillere göre o kişinin belli bir süreyle dinlenmesini talep ediyor. Hakim, eldeki bilgi ve belgeleri, bu şüphe için yeterli görüyorsa dinleme kararı veriyor. Talep eden savcı, karar veren hakim, dinleyen de resmi kurum, bunun başında da bir savcı var. Kimin, kimden şikayet etmeye hakkı var?''
 

Geçmişte yapılan dinlemeler

Arınç, her meslekten yanlış yapanlar olabileceğine dikkati çekerek, şu görüşleri dile getirdi:
''Geçmişte, her meslekte yanlış yapanlar olabilir, suç işleyenler olabilir. Bu, mülki amirler içinden de olabilir, hakim ve savcılar içerisinden de olabilir, başka kurumların içinden de olabilir. En baştakinden en uçtaki memura kadar yanlış yapan, suç işleyen, hata işleyen insanlar olabilir. Bunların yasal olarak takip edilmesinde, dinlenilebilmesinde hiçbir mahsur yoktur, bütün dünya bunu yapıyor. Geçmişte de bu dinlemeler sebebiyle İzmir'de bir ağır ceza mahkemesi başkan ve üyesi, Yargıtayın da iki üyesi hakkında davalar açılmış, ikisi emekli olmuş, biri de mahkum olmuştur. Demek ki yasal dinlemelerle suç işlendiği konusunda, bilgi ve belgeler de toplanabiliyor. Yani kopartılan bu kadar gürültü, 'biz daha rahat etmek istiyoruz, kesinlikle hiçbir şekilde dinlenilmeyelim' endişesi ise yok, öyle bir şey yok. Hukuk devletinde buna izin veren maddeler var. Kimse bunun dışında kalamaz. Sadece özel görev yapan bazı insanlar hakkında, dinleme konusunda alınmış özel tedbirler vardır. Bunlara dikkat edildiği sürece, bu konuyu şikayet konusu yapmak doğru değildir.''

Yargıtay Başkanı'nın sözleri

Arınç, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in iki gün önceki konuşmasına vurgu yaparak, şöyle devam etti: ''Yargıtay Başkanı, biraz ters gelse de bir gerçeği ifade etmiştir. Sayın Gerçeker, iki gün önceki konuşmasında, 'bu dinlemeler yasaldır ama hukuki olmayabilir' demiştir. Biraz çarpıcı geliyor, 'hem yasal hem de hukuki gelmeyebilir'... Demek ki yapılan iş yasaldır. O zaman mesele yoktur. Arkasından, bunun hukuki olup olmadığını hepimiz tartışabiliriz. Anayasa Mahkemesi kararlarının da hukuki olup olmadığı tartışılabilir. Yargıtayın da zaten pek çok kararı tartışılabiliyor. Dolayısıyla böylesine bir gürültünün içerisinde, bu işten doğrudan sorumlu olan Adalet Bakanı'nın söylediklerine herkesin dikkat etmesi gerekiyor. Tekrar ifade ediyorum, izin olmadan, talep olmadan, piyasada mevcut elektronik cihazlarla Türkiye'ye dışarıdan getirilen birtakım imkanlarla birilerinin birilerini izinsiz ve kararsız dinlemesi ayıptır, ayıp olduğu kadar büyük bir suçtur, ahlak dışı bir harekettir. Bunun suç olup olmadığı konusunda da Ceza Kanunu'nun maddeleri mutlaka işletilmelidir, biz bundan yanayız. Ceza sürelerini de az gördüğümüz için caydırıcı olması bakımından cezaların artırılması konusunda Meclise bir tasarı sevk ettik.''
 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, muhalefet partilerinin ''Kürt açılımı'' çalışmalarına katkıda bulunmak yerine kendilerini ''vatan hainliği ve alçaklıkla suçladığını'' söyledi.

Arınç, partililere hitaben yaptığı konuşmada, Türk halkının Hükümet'in hizmetlerini çok iyi gördüğünü, takdir ettiğini, hizmetlere sahip çıktığını ifade etti.
''Biz hiç bir ayrım yapmadan, birini diğerinden farklı görmeden 72 milyon insanımıza hizmet götürmeye devam ediyoruz ve inşallah götürmeye devam edeceğiz'' diyen Arınç, Hükümet'in ''Kürt açılımı'' konusundaki çalışmalarını anlattı.

Türkiye'nin en önemli sorunu olan terör sorununu çözmek için Mayıs ayından bu yana ''kolları sıvadıklarını'' dile getiren Arınç, şöyle konuştu:
''Demokratik Açılım konusunda Parlamento'daki konuşmaları, görüşmeleri izlediniz. Mayıs ayından bu yana Türkiye'nin en önemli sorununu çözmek için kollarımızı sıvadık, düşündük, taşındık doğru bildiklerimizi yapmaya karar verdik. Bu konu kendi kararımız, kendi işimiz olmasın diye herkesin katkısını sağlamaya düşündük, ama muhalefet partileri bu konuda katkı vermek, görüşmek yerine bizi suçladılar, vatan hainliğimiz de kalmadı, alçaklığımız da kalmadı. Çok terbiyesiz, çok yakışıksız ifadelerle ve en son geçtiğimiz Salı günü Meclis'te yapılan birinci görüşmelerde de gördünüz, yerine göre zorbalıkla Meclis'i çalıştırmak istemediler.

Halbuki bizim görüşmek istediğimiz konu Türkiye'nin en önemli konusu. 30 yıldan bu yana bir yandan terör, bir yandan ayrımcılık, bir yandan birbirimizden kopmak, bir yandan yatırımların gelmemesi ve istihdamın artmaması, bir taraftan dış itibarımız perişan bir duruma getirilmişken, bunu tamir etmek, bunu onarmak, terör sorununu çözmek için canla başla çalıyoruz. Muhalefet bizi vatan hainliği ile suçluyor.''

Arınç, muhalefetin işi ''Siz de Dersim'deki gibi uçakları uçurun, mağaralara sığınmış olanlara da zehirli gaz verin, o zaman ne iyi yapmışlardı, siz de böyle yapın'' demeye getirdiğini söyleyen Arınç, ''Bu kadar çirkinlik, bu kadar yakışıksız sözler, bu kadar insanımıza hakaret olmaz, ama bunu AK Parti'nin demokratik açılım sürecine karşı maalesef söylediler'' dedi.


''Teröristlerle nasıl mücadele edileceğini biliyoruz"

Arınç, ''Biz terörle mücadele ederken, şüphesiz kan dökmüş, devlete isyan etmiş, eline silah almış, köy boşaltmış, çocuklarla kadınları, masum insanları yerinden etmiş, canına okumuş teröristlerle nasıl mücadele edileceğini biliyoruz. Bunlara karşı yapılacak her türlü adli ve yargı kararlarını da biliyoruz, ama memlekette yapılacak sadece bu değil'' diye konuştu.

Türkiye'de bir bölgeyi diğerinden ayırmadan, herkesin düşüncesine, inancına, etnik kökenine saygı duyularak yeniden bir kardeşlik projesinin oluşturulması gerektiğini vurgulayan Arınç, düşündükleri ve yapmak istediklerinin de bu olduğunu anlattı.
Arınç, ''kardeşlik projesi üretmek istemesine karşın muhalefetin ateşin devam etmesini, akan kanın durmamasını istediğini, 'anneler ağlamasın' diyenleri hainlikle itham etmeye devam ettiğini'' söyledi.


"Elini öperim"

Birine göre doğru olan bir işin başkasına göre yanlış olabileceğini, işin yanlış olduğuna inanan kişinin yanlışlığın nedenini açıklaması gerektiğini belirten Arınç, ''Bize yanlışımızı söylemeleri lazım. 'Siz şöyle yapıyorsunuz ama burası yanlış, şurası yanlış' demeliler. Ben bunu yapanın elini öperim, ama bunu yapacağı yerde sizi hainlikle suçlar, meselenin konuşulmasına izin vermezse o zaman kendisine de memlekete de yazık olur'' dedi.

Arınç, ''Kürt açılımı''ın temel amacının teröristle mücadele etmek ve terörü yok etmek olduğunu vurguladı. Terörün ''kan, göz yaşı, insanların huzursuz olması'' demek olduğunu kaydeden Arınç, Türkiye'nin terör nedeniyle 30 yılda 300 milyar gibi büyük bir ekonomik kaynaktan olduğunu dile getirdi.
Bülent Arınç, ''Sadece yitirdiğimiz canların hesabı bir tarafa 300 milyar doları 30 senede kaybettiğimizi çok iyi biliyoruz. Biz bugün 300 milyar dolar değil 300 milyon doların peşindeyiz ki onu bulalım, onu tekrar halkımızın kendisine hizmet olarak sunalım. 300 milyar doları biz bugüne kadar terör için harcamamış olsaydık on binlerce hastaneyi, yüzlerce hava alanını, binlerce derslikli okulları yapmış olacaktık, ama bu parayı biz sadece terörle mücadele adına sarf etmiş oluyoruz, kaybettiğimiz canların hesabı da başka, onlar milyar dolarlara da girmez.''

Terörle mücadeleyi anlatırken ''sivrisinek ve bataklık'' örneğini veren Arınç, sivri sineklerden kurtulmanın yolunun bataklığın kurutulmasından geçtiğini vurguladı.
Arınç, terörü yaratan nedenleri, sivri sineklerin ürediği bataklığa benzeterek, şunları anlattı:
''Şimdi düşünün ki Adıyaman'dayız ve şurada da bir bataklık var. Bataklıkta takdir edersiniz ki sivrisinekler ürer. Siz otururken bir yaz akşamında bataklıktan sivrisinekler gelir sizi sokarlar, rahatsız ederler. Buna karşı herkes bir model oluşturabilir. Bir tanesi 'kahrolsun sivrisinekler' diyebilir, ama bu sözle sivrisineklerin kahrolduğu hiç görülmedi. İkincisi herkes eline bir şey alır çat pat onları öldürmeye çalışır. Siz 5 tane öldürürsünüz, onlar saniyede 500 tane ürer. Bir başkası ilaçlama yoluna gidebilir. Bir bakası başka bir şeyin yoluna gidebilir, ama bataklık orada durduğu sürece sivrisinekler de üremeye devam ettikçe siz rahatsız olmaya devam edersiniz. Yapılacak en doğru iş, en akıllı iş bataklığı kurutabilmektir. Onu kuruttuğunuz zaman rahat edersiniz. Bunu neden söylüyorum; terörü meydana getiren de aynı bataklık gibi bir sebeptir. Eğer o sebepleri ortadan kaldıramazsanız o sizi rahatsız etmeye devam edecektir. Bugün 5 tane öldürdüm, yarın 15 tane öldürdüm biterler diye düşündüğünüz anda dağa çıkan bin 500, dağdan inen 15 bin sizin başınıza tekrar bela olur.''