Japonya'daki depremin nükleer santrale yaşattığı elektrik şebekesi kesintisi sorunu

14 Mart 2011 Pazartesi, 13:58
Abone Ol google-news

11 Mart 2011 Cuma günü Türkiye saati ile sabah 7:46’da Japonya’nın doğu açıklarında meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem nedeni ile Japonya’nın Fukushima bölgesindeki Daiichi nükleer santral tesisinin bağlı olduğu elektrik iletim şebekesinde kesinti yaşanmış, santralin kendi elektrik ihtiyacını karşılayabilmesi için hazırda bekletilen acil dizel jeneratörler devreye sokulmak istenmiştir. Uluslararası Atom Enerji Ajansı tarafından (UAEA), depremin hemen ardından oluşan tsunamiden dolayı yaşanan su baskınının bu jeneratörlerin de devreye girmesine engel olduğu bilgisi aktarılmıştır. Daiichi santralinde gelişen kazanın, uluslararası nükleer kaza standartlarında “yerel etkili kaza” olarak derecelendirilmesi, olayın şimdiye kadar yaşanmışlar arasındaki en büyük depremlerden birinin ardından geliştiği göz önüne alındığında, çok önemlidir.

Anlaşılacağı üzere Japonya’daki nükleer santral hadisesi, santralin deprem nedeni ile yıkılması, hasar görmesi sonucu meydana gelmemiş, santralin bağlı olduğu elektrik iletim şebekesinin deprem nedeni ile devreden çıkması ile gelişmiştir. Bu durum, hangi nedenden kaynaklanırsa kaynaklansın güç hatlarındaki kesintinin, nükleer santral kaza senaryolarında göz önüne alınması gerekliliğini gündeme taşımaktadır. Bu noktada dikkati çekmek istediğimiz husus ise, bugün itibari ile Tükiye’nin elektrik iletim şebekesinin ilk nükleer santralimize sorun yaşatıp yaşatmayacağı sorusudur. Türkiye, elektrik şebekesinde yeterli düzeyde performansı henüz yakalayamadığından, eski adı ile kısaca UCTE yeni adı ile ENTSO-E olan, Avrupa Birliği Elektrik İleticileri Koordinasyon Birliğine katılamamış, Avrupa ile elektrik enerjisi alış-veriş anlaşmalarına dahil olamamıştır.

Nükleer güç santralleri kararlı bir şebekenin oluşumuna önemli katkı sağlasalar da, kendileri de bağlı oldukları şebekeden beslenmek durumunda olduklarından, şebekedeki kesintinin istenmeyen durumlar yaratabileceğine dair gerek UAEA gerekse Dünya Nükleer Santral İşleticileri Organizyonunca sayfalar dolusu uyarıları mevcuttur. Üstelik, şebeke kesintisini takiben Japonya’daki bu son depremde yaşanmış olduğu üzere, acil dizel jeneratörlerinin devreye girememesi durumu da bilinen kaza başlangıç senaryolarından biridir. Uyarılar, özellikle bünyesine ilk defa nükleer güç santrali katacak yetersiz performanslı şebekeye sahip ülkelere yöneltilmiştir. Yetersiz kalitedeki elektrik şebekelerinde sıklıkla yaşanabilecek frekans (ve voltaj) dalgalanmaları ile güç iletim hatlarının çöküşü, nükleer santrallerde malzeme yorgunluğu, bakım ve işletim masraflarını arttıracak ve bu nedenle de salt her olayda değil uzun vade de  nükleer santralin güvenli çalışmasını riske sokacaktır.

Kaygımızın bir diğer dayanağı, yakın geçmişte ABD ve Avrupa’da, yetkin sayılacak standartlara sahip de olsalar, binlerce kilometrelik şebeke ağlarında çöküşlerin yaşanmasındandır. Çöküşler, Thatcherizm ve Reagenizm politikaları sonucu kontrollü (regüle) elektrik pazarından serbest rekabet piyasasına dayalı elektrik pazarına geçişi takip eden süreçte yaşanmıştır. Faturanın ileride kendilerine kesilebileceğini gören teknik uzman kadrolardan elektrik piyasasında serbest rekabet sistemi daha da ileri götürülürse -netice itibari ile insan hatalarına ve teknik sebeplere dayandırılsalar da- sistemde büyük çöküşlerin yaşanabileceği uyarıları 1998 yılında başlamış, bazı küçük ölçekli çöküşlerin yanısıra esas iki büyük hadise, 2003 yılında meydana gelmiştir. İlki, 2003 yılının Ağustos ayında şebekedeki dalgalanmaların tetiklemesi ile Kanada’daki 11 adet nükleer güç santralin ve ABD’de 9 nükleer güç santralinin şebeke bağlantısı kesilmek zorunda kalmasıdır. Sonuç olarak Kanada’da Ontario bölgesi ile kuzey ABD’deki altı eyalette uzun süreli kararma yaşanmış, yaklaşık 50 milyonluk nüfus etkilenmiş, ağır ekonomik kayıplara neden olmuştur. Diğeri aynı yılın Eylül ayında İsveç’te 1200 MWe  gücündeki nükleer santralin aniden durması ile başlamış, şebekenin toparlanamaması sonucu  beş dakika sonra  diğer bir nükleer güç santralindeki iki ünitede durdurulmak zorunda kalınmış, şebekede 1800 MWe’lik ilave bir güç kaybı söz konusu olmuştur. Sonuç olarak İsveç, Danimarka ve Finlandiya’da elektrik kesintisi yaşanmış, maliyeti gene yüksek olmuştur.
Bizleri rahatlatan durum ise, gerek bir önceki paragrafta özetlenen olaylar gerekse Japonya’daki deprem sonrasında yaşanan zorunlu testlerden, olağanüstü şartlar dahilinde insan hayatı açısından en az zararla çıkılmış olmasıdır. Sovyetler Birliğinin baskıcı rejimi altında insan yaşamının maliyet unsuruna feda edilmesi Chernobyl faciasının ana nedenidir. Deneyimler, ülkelerdeki özgür basın-yayın kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin toplumu ilgilendiren her konuda olduğu gibi nükleer santral güvenliği konusunda da takipçi olmasının önemini bir kez daha göstermiştir.
 

Prof. Dr. Haluk Utku,

Nükleer Mühendis, Hacettepe Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Profesörü