Kaybedilmiş Bir Şans: Sentinelle

Fransız askerlerinin yaşadıkları travmatik bir olayla güçlü bir açılış yapmayı başaran film, hemen ardından gelen ve anlatının hissiyatına aykırı duran bir seçimle Sentinelle’in ne olduğunu açıklıyor.

13 Mart 2021 Cumartesi, 15:59
Kaybedilmiş Bir Şans: Sentinelle
Abone Ol google-news

Aksiyon ve suç dramalarının en etkili kozunun iyi kurgulanmış yetenekli ve zeki başkarakterler olduğu malum… Yıllardır farklı yönetmenler ve oyuncularla seriyi devam ettiren Bond filmlerinin hala seyirci çekiyor olmasının ya da türün binlerce örneğinin üzerine son yıllarda izlediğimiz John Wick ve Jason Bourne gibi filmin önüne geçen karakterlerin aksiyon severlerin gönlünde taht kurmasının başka bir açıklaması olamaz. İşte Sentinelle (Nöbetçi), Quantum of Solace (2008) filmiyle “Bond kızı” olarak adını duyuran Olga Kurylenko’nun aksiyon türüyle olan sıkı ilişkisine rağmen yeterince iyi yaratılmamış bir baş kahramanın kurbanı oluyor ve büyük bir fırsatı elinin tersiyle itiyor…

İlk uzun metraj filmi Chrysalis’ten (2007) bu yana aksiyon ve suç öykülerindeki yerini sağlamlaştırmaya çalışan Fransız yönetmen Julien Leclercq, Matthieu Serveau ile senaryosunu birlikte yazdıkları Sentinelle filmiyle bu çabalarının, en azından hala, beyhude olduğunu düşündürüyor. Netflix için çektiği yeni suç dramasıyla, Fransız ordusunda görev alan bir askerin yaşadıklarını hikayeleştiren yönetmen, üzerinde yeterince düşünülmediğini çabucak açık eden ana karakteri yüzünden yeni bir kadın aksiyon kahramanı yaratma şansını da kaybediyor. Ortadoğu’da olduğunu tahmin ettiğimiz bir yerde, Fransız askerlerinin yaşadıkları travmatik bir olayla güçlü bir açılış yapmayı başaran film, hemen ardından gelen ve anlatının hissiyatına aykırı duran bir seçimle Sentinelle’in ne olduğunu açıklıyor. Reklam havasında verilen bu bilgilerden sonra, yine alelacele bir şekilde ana karakterimiz Klara’nın (Olga Kurylenko) aslında çok zeki, yetenekli, okulundan birincilikle mezun olmuş bir asker olduğunu ancak yaşadıkları hadiseden sonra sıradan bir Sentinelle yani Nöbetçi olarak tayin edildiğini öğreniyoruz. Başına gelenler sebebiyle halihazırda acı çeken ve kariyeri yüzünden mutsuz olan karakterimiz, kardeşinin uğradığı saldırı sonrasında ise hepten kontrolü kaybediyor ve intikam meselesini kendi iç hesaplaşmalarının bir yansımasına çeviriyor. 

Bu noktada filmin benim açımdan en kusurlu bölümünün, hikâyenin kırılma anını inşa eden iki kız kardeşin gece dışarı çıktıkları sekans olduğunun altını çizmeliyim. Zira anlatının katmanlarına gizlenmiş “tanımadığınız insanlarla bir yere giderseniz başınıza neler geleceğini bilemezsiniz” algısı oldukça rahatsız ediciydi fakat ondan da öte, başlangıçta eğitimli olduğu izlenimi verilen bir karakterin bu denli zekâ pırıltısından uzak planlarla düşmanlarını alt etmeye çalışması epey gülünçtü. Olga Kurylenko, aksiyon sinemasında tecrübeli olduğunu göstermek ve marifetlerini sergilemek için elinden gelenin fazlasını yapıyor ve seyirciyi hikâyede tutmak için kayda değer bir performans sergiliyor. Ancak öykü, karakterine yardım etmek bir kenarda dursun, pek çok yerde yaptığı seçimlerle gözümüzdeki saygınlığının zayıflamasına sebebiyet veriyor. Nihayetinde bir intikam hikayesinde seyirci asgari düzeyde de olsa özdeşlik kurabileceği güçlü bir karakter arar. Sentinelle’de böyle bir karakter yaratılamadığı gibi, aksiyona hizmet eden sekansların azlığı ve temposuzluğu da seyir zevkini köreltiyor. Üstelik Rus oligark ile gelişigüzel yaratılmış bir kötü karakter, diğer karakterlerin hikâyeye özensiz bir biçimde eklenmeleri ve en önemlisi aceleye getirildiği her halinden belli olan final de bu hissiyatı destekliyor.

Özetle Sentinelle, Olga Kurylenko’nun olağanüstü çabalarını Julien Leclercq ve Matthieu Serveau ikilisinin elbirliğiyle baltaladığı bir filme dönüşüyor. Yine de Kurylenko’nun hatrına şans verilebilir.