Kaza çalışanın kaderi değil

Her ay onlarca insanın çalışırken öldüğünü biliyor musunuz? Ya sadece eylül ayında 56 ölüm, 686 yaralanma yaşandığını? Abarttığımızı düşünüyorsanız; TMMOB, DİSK gibi kuruluşların, akademisyenlerin oluşturduğu İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin raporlarını inceleyin. Hükümetin yaygınlaştırmaya çalıştığı esnek çalışma koşullarının, uzun çalışma saatlerinin, artan güvencesizlik ve örgütsüzlüğün sonuçlarını daha iyi göreceksiniz o raporlarda ve tabii ki çözümü de: Ortak mücadele!

11 Kasım 2011 Cuma, 14:46
Abone Ol google-news

Ölüm üstüne ölüm haberi alıyoruz. Bir yanda denetimsizlik sonucu her depremde yüzlerce kişiye mezar olan binalar, bir yanda süren çatışmalar, hızı kesilmeyen kadın cinayetleri de cabası. Sağımız solumuz ölüm; ancak biri var ki, o neredeyse hiç görünmüyor: İş kazaları. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi her ay bu konuda rapor hazırlıyor. Sadece eylülün raporu bile vahameti göstermek için yeterli; 56 kişi çalışırken öldü, 686 kişi yaralandı. Bu 2011’in rekoru, en azından şimdilik çünkü sosyal güvenliğin sağlanmadığı, taşeronlaşmanın arttığı bu çalışma yaşamı devam ederse ölümler de artacak. Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Berna Güler Müftüoğlu anlatıyor.

- İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi kimlerden oluşuyor?

- 2010’un Eylül ayında İstanbul Tabip Odası, TMMOB, İKK, DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği ve KESK İstanbul Şubeler Platformu bir araya gelerek artan iş kazaları karşısında neler yapılabileceğini tartıştı ve İstanbul İşçi Sağlığı Çalışma Grubu’nu oluşturdu. Her örgüt temsilcisinin katıldığı, ayda bir toplanan grup, emek ve meslek örgütlerinin izlemesi gereken tutumu belirlemeye çalışıyordu. Grupla akademisyenler, hukukçular, iş müfettişleri, işçi aileleri bir araya geldi ve Ankara’da OSTİM patlaması ile Elbistan’daki linyit işletmesindeki göçükten sonra söyleyecek sözü olanların, etkilenenlerin katılabileceği bir oluşum oluşturdu: İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi. Bilgi ağının yaygınlaşması için www.guvenlicalisma.org sitesi kuruldu.

- Türkiye’de iş kazaları üçüncü sayfa haberleri dışında istatistiksel bir çalışma konusu olmuyor ne yazık ki...


- İş kazası, meslek hastalıkları sonucunda ölen, yaralanan ve sakat kalanların gerçek sayısına ulaşmak neredeyse imkânsız. Arkadaşlarımızın çabasıyla resmi istatistiklerin dışında basındaki haberler, meslek odaları, sendikalar, internet siteleri ve mağdurların bilgilendirmesiyle veriler temin ediliyor. Bu bilgilere göre, temmuz, ağustos ve eylülde 158 kişi iş kazasında öldü, 1140 kişi yaralandı.

- Bir yanda ekonominin büyüdüğüne, üretimin arttığına dair rakamlar, diğer yanda ölümler... İş kazalarındaki artışı neye dayandırıyorsunuz?


- Her fırsatta Avrupa’nın dördüncü büyük ülkesi ve Çin’den sonra büyüyen ikinci ülke olduğumuz dillendiriliyor. Türkiye zenginleşiyor ancak kim, nasıl, neye rağmen zenginleşiyor? Türkiye’de işletmelerin yüzde 98’i küçük ve orta boy. Yüzde 2'yi kaplayan büyük işletmeler mal ve hizmetleri en az maliyetle üretebilmek, sabit gider ve işçilik masraflarını minimuma çekebilmek için üretim parçalarını KOBİ’lere yaptırıyor. Küçük üretime dayalı organizasyonlarda esnek üretimin, esnek çalışmanın ana kaynağı taşeron ve fason çalışma. Yerel ve uluslararası büyük işletmelerle çalışırken KOBİ’ler de kendi içlerinde üretimlerini parçalayarak daha mikro işyerlerine hatta evlere kadar parça işler yaptırıyor. Bu minimum maliyetin bedeli; kötü düzenlenmiş çalışma ortamı, güvencesiz çalıştırma, ücretsiz aile işçisi kullanma, en az ücreti kabul edebilecek kadın, çocuk ve yerli/yabancı göçmen işçi kullanma, uzun saatler çalıştırma...

- Bütün bunlara dair bir devlet denetiminden, çalışma hukukundan bahsetmek de mümkün olmuyor anlaşılan...

- 2008 verilerine göre işletmelerin yüzde 62’si 1-49 kişi çalışan işletmelerden oluşuyor. İş kazalarının çalışan sayılarına göre dağılımına baktığımızda yüzde 60.5’i 1-49 işçi çalışan işyerlerinde gerçekleşiyor. 2003'te hazırlanan “4857 sayılı İş Yasası” ile 50 ve üstü çalışanı olan işyerlerine işyeri hekimi ve iş güvenliği için mühendis bulundurma zorunluluğu getirildi ancak 1-49 çalışanlı işyerleri kapsam dışı. Hukuk normları da üretim baskısını ve piyasa kurallarını esas aldı... Türkiye’de yasal çalışma süresi en fazla haftada 45 saat ancak Başbakanlık’a bağlı Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nın sitesinde haftada ortalama 53.2 saat çalışıldığı, hastalık nedeniyle işe devamsızlığın 4.6 gün ile Avrupa’nın en az hastalanan ülkesi olduğu ifade edilerek yabancı yatırım çekilmeye çalışılıyor. Yani kuralsızlık meşrulaştırılıp, uzun çalışma saatlerinin iş kazasını arttıran önemli nedenlerden biri olduğunun üstü örtülüyor. Sözün özü; 1980 sonrasında ihracata dayalı ekonomik büyüme modeli ve uygulanan neoliberal politikalar kapsamında piyasanın yüceltilmesi, KOBİ temelli esnek üretim, esnek istihdam ve işsizlik baskısı iş kazalarını arttırdı. Yani iş kazalarının artışının nedenini politik, ekonomik ve sosyal alanın bütününde aramalıyız.

- AKP’nin Ulusal İstihdam Stratejisi de durumu daha vahim hale getirecek?


- Orta Vadeli Program, Ulusal Sanayi Strateji ve Ulusal İstihdam Stratejisi esnek çalışma koşullarını yaygınlaştırıyor, kapsamının genişletiyor. Esnek çalışma koşulları; sermaye için daha kârlı çalışma koşulları sağlarken çalışanlar için güvencesizlik, örgütsüzlük, bağımlılık ve edilgenliği derinleştirecek. Aktif istihdam politikalarıyla KOBİ’lerin teşvik edilmesi, toplumsal cinsiyet rolleri gereği düşük ücrete razı olduğu bilinen kadınların istihdamına öncelik verilmesi; eşitsiz çalışma koşullarını arttıracak. İşsizlik baskısı nedeniyle eşitsiz çalışma koşullarına razı olan yığınlar, çalışmadan doğan risklerle baş başa kalacak. Çalışanlar olarak bizler çalışmadan doğan risklerimizin tam güvence altına alınması, risklerin tam ve eksiksiz ortadan kaldırılmasına yönelik farkındalığımızı geliştirmek zorundayız. Ortak mücadele ve baskı gücü oluşturmak için çabalamalıyız. l