Kazmayı vurmayanlar teşvikten az yararlanacak

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, yeni teşvik sistemini bir promosyon, hızlı işlenmesi gereken bir sistem olarak düşündüklerini söyleyerek, "Yatırımcılarımız, 2010 yılı sonuna kadar bu teşvikten yararlanarak ilk kazmayı vurmalı. 2010 yılına kadar kazmayı vurmayanlar bu teşvikten daha az yararlanacak" dedi.

06 Ağustos 2009 Perşembe, 11:30
Abone Ol google-news

MÜSİAD'ın konuğu olan Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, yeni teşvik paketi ve ekonomiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin kendi iç potansiyelinin, dünyadaki potansiyelle dikkate alındığında, küresel mali aktörlerden biri olmasının kaçınılmaz oludğunu söyleyen Ergün, "Bölgesinde önemli bir güç olmayı başarabiliriz. Türikye bu potansiyele, dinamizme sahiptir. Yeter ki biz bu potansiyeli değerlendirelim" dedi. Türkiye'de demokrasi, siyasi ve ekonomik istikrarının bu hedeflere varmada en önemli dayanak noktaları olduğuna dikkat çeken Ergün, "Demokrasi geliştikçe, hukuk devleti ilkesine bağlı bir Türkiye ortaya çıktıkça o zaman hedefleri yakalayabiliriz. Bu noktalardan ne kadar sapılırsa hedeflerden de o kadar sapılmış olur" dedi.
 

Biz imparatorluk bakiyesi bir ülkeyiz

Türkiye'nin tarihsel birikimi ile herhangi bir ülke gibi görülemeyecğini söyleyen Ergün, "Bugün risk diye gördüğümüz şeylerin birer avantaj olduğunu bilmeliyiz. Biz imparatorluk bakiyesi bir ülkeyiz. Burası herhangi bir toprak, bu bayrak herhangi bir bayrak, bu vatan herhangi bir vatan değil, bu ülkenin insanları herhangi bir ülkenin insanı değiliz. Bu ülkenin yönetimi alalede bir ülkenin yönetimi gibi olamaz. Adeta ilişkileri itibariyle büyük bir imparatorluğu yönetiyor gibi davranmalıdır. Nüfusumuz o kadar kalabalık değil ama nüfus potansiyelimiz o kadar kalabalık. O zaman bu zenginliği siyasal anlamda, ekonomik anlamda güce dönüştürmek zorundayız. o da demokrasi ve insan haklarının ilerlemesiyle mümkündür" değerlendirmesinde bulundu.
 

Yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 4.6'da kaldı

Güçlü olmak için rekabet gücünün artırılmasının şart olduğunu dile getiren Ergün, "Ükemizin rekabet gücünü ancak ar-ge çalışmalarına ağırlık vererek arttırabiliriz. Türkiye'nin toplam ihracatı içerisinde ileri teknolojili ürün oranının yükseltilmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluktur" dedi. Türkiyee'nin sanayi üretim ve ihracta yapısının, teknoloji yoğunluklu ürünler açısından incelendiğinde, bu sorunun kendini daha belirgin gösterdiğine dikkat çeken Ergün, "2007 yılı itibariyle Türkiye'nin üretim yapısı içerisinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı yüzde 4.6, ihracat yapısı içerisindeki payı yüzde 5.1'dir. Söz konusu ürünlerin AB ihracatındaki payı yüzde 21.5 oranındadır. Ülkemizin hem üretim yapısında, hem de ihracat yapısında düşük teknolojili ürünlerin egemenliği mevcuttur. Bu tablo mutlaka tersine dönmelidir" dedi. Düşük teknoloji ürünlerin payının 2002-2007 yılları arasında üretimde yüzde 50'den yüzde 38.3'e, ihracatta ise yüzde 46.8'den yüzde 32.6'ya gerilediğinden sözeden Ergün, "Aradan geçen beş yıllık dönemde düşük teknoloji imalatı 11.7 puan, ihracatı ise 14.2 puan azalmış görünmektedir. Bu lehimize bir göstergedir" dedi.

İleri teknoloji ürünler artmadan ayakta kalamayız

2002-2007 döneminde ortanın üstü teknoloji ürünleri üretiminin ise yüzde 18.2'den yüzde 27.2'ye, ihracattaki payının ise yüzde 24.3'ten yüzde 32.3'e yükseldiğine dikkat çeken Ergün, bu ürünlerin AB ülkeleri içinde toplam payının yüzde 41.3 seviyesinde olduğunu söyleyerek, "Tüm bu veri ve analizler göstermektedir ki ülkemizin toplam ihracatı içerisinde ileri teknoloji kullanılan ürün yelpazesinin arttırılması bir zorunluluktur. Aksi takdirde ayakta kalmamız mümkün değil" dedi. Türkiye'de orta üstü teknoloji kullanımında belirli bir kıpırdanma olduğuna işaret eden Ergün, "Düşük teknoloji üretiminden, ortanın üstü ve yüksek teknolojiye doğru geçişi belirli bir stratejik plan dahilinde başarmak durumundayız. Bunun için bilgi yoğun veya teknoloji tabanlı üretim yapmalı, sanayide ar-ge ve inovasyona dayalı çalışmalar desteklenmelidir. Günümüzde ancak yüksek teknolojiye dayalı, katma değeri yüksek ürünlerle rakiplerimize karşı 'biz de varız' diyebiliriz. Eğer Türkiye, dünyada ilk 10'da yer alan küresel aktör olacaksa, toplam üretim içerisindeki yüksek teknolojili ürün üretimini yüzde 20'ye çıkarmak zorundadır. Bunun yolu da Ar-Ge ve inovasyondan geçmektedir" diye konuştu.
 

Paramızı kafası çalışanlar batırsın ama batırmazlar

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak hem proje, hem kurumsal formatta arge ve yenilikçiliğe dayalı her türlü çalışmalara destek verdiklerini söyleyen Ergün, "Tekno- girişim sermaye desteği' projesi ile parlak zekalı genç girişimcilere, geliştirdikleri proje başına 100 bin lira nakdi destek veriyoruz. Bu proje için 10 milyon liralık bir bütçe ayırdık. Gençlere, teknolojik ürüne dönüşeceklerini düşündükleri projeleri karşılığında 100 bin lira ödeme yapıyoruz. Bu desteği karşılıksız, kefilsiz olarak veriyoruz. Bu yıl ilk defa 79 genç girişimcimizin projesine bakanlık olarak onay verdik" dedi. Proje kapsamında yine lisans, son sınıf, doktora öğrencisi ya da doktorasını 5 yıl içinde bitirmiş gençlere destek verdiklerini dile getiren Ergün, "Bize diyorlar ki bu parayı batırırsa?. Biz de diyoruz ki 'batırırsa batırsın'. Onlar, bu ülkenin parlak zekalı, müteşebbis ruhu olan gençleri. Biraz da paramızı kafasını çalışanlar batırsın. Ama batırmazlar.." sözlerini yineledi.

157 ar-ge projesini destekledik

Üniversite-sanayici işbirliğini esas alan santez programı kapsamında ise proje toplam tutarının yüzde 75'ini nakden verdiklerini dile getiren Ergün, "Bu nakdi destekler kefilsiz, teminatsız ve karşılıksızdır. Patentini alana kadar, ürüne dönüşene kadar, pazara çıkana kadar ar-ge calışmasını biz destekliyoruz. Elimizde şu anda san-tez ile ilgili arge çalışmalarını desteklediğimiz 157 proje var" dedi. Diğer taraftan yerli ve yabancı tüm özel sektörün arge ve yenilikçiliğe dayalı faaliyetlerinin desteklendiği 5746 sayılı yasa çerçevesinde bakanlığa, 65 arge merkezi başvurusu yapıldığını açıklayan Ergün, "Başvurulardan 55'i geçen 10 aylık süre içerisinde sonuçlandırılmıştır. Bunlardan 4 tanesi reddedilmiş, 51 tanesine ar-ge merkezi kurma onayı verilmiştir. Kurulan 51 ar-ge merkezinden 16 tanesi istanbul'da faaliyete başlamıştır. Ayrıca 8 başvuru ile ilgili değerlendirme süreci sürüyor" dedi. Ergün, 51 arge merkezinde 12 bine yaklaşan arge personelinin çalıştığını söyledi. Türkiye'nin her yerinde teşvik verilecek sektörler arasında otomotiv ve otomotiv yan sanayisi, tıbbi cihazlar sektörü de olduğunu söyleyen Ergün, "Uzay teknolojisi, büyük limanlar, rafine edilmiş petrol ürünleri imalatı, elektronik sanayi yatırımları, raylı sistemler, metro inşaatları gibi yatırım alanları da bu kapsamda olacak. İstiyoruz ki firmalarımız bir an önce yatırıma yönelsin ve bu teşvik sisteminden yararlansınlar. Bununla ilgili Bakanlar Kurulu Kararı ve Teşvik Uygulama Tebliği de geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlandı" bilgisini verdi.
 

Yatırıma başlamayanlar umarım pişman olmazlar

Yeni teşvik sistemiyle ilgili bu yılın sonunda daha net bir fotoğraf görülebileceğini söyleyen Ergün, yine yıl sonuna kadar firmaların büyük çapta yatırım taleplerini Hazine'ye iletmiş olacaklarını hatırlattı. Hükümet olarak bu sistemi, bir promosyon olarak, hızlı işlemesi gereken bir sistem olarak düşündüklerini dile getiren Bakan Ergün, "Diyoruzki, yatırımcılarımız 2010 yılı sonuna kadar bu teşvikten yararlanarak, ilk kazmayı vurmalı. 2010 yılına kadar kazmayı vurmayanlar bu teşvikten daha az yararlanacak. Bu noktada yatırımları ertelemek kimsenin yararına olmayacaktır. Bu promosyon dönemi sona erdiğinde, yatırıma bu dönemde başlamamış olanlar umarım pişman olmazlar" açıklamasında bulundu.
 

Yatırımda fikir egzersizleri başladı

Yeni teşvik paketenin krizin etkilerini bertaraf etmekle kalmayacak, kriz sonrası fırsatları Türkiye'nin önüne getireceğini söyleyen Ergün, yatırım noktasında hareketlilğin başladığını söyledi. Türkiye'nin dört bir yanında yatırım heyecanı filizlendiğini belirten Ergün, "Girişimcilerimiz, sanayicilerimiz, yatırım yapma isteklerini ortaya koymuşlardır. Herkes teşvik sisteminin ayrıntılarını öğrenmek ve acaba ben hangi sektöre, nereye yatırım yapabilirim" gibi fikir egzersizinde bulunma noktasına gelmiştir. Bu heyecanın önümüzdeki dönemde artarak devam edeceğine inanıyoruz" dedi. Bakan Ergün, sistemin etkin, verimli ve sağlıklı işleyebilmesi için önümüzdeki süreçte hertürlü desteği vereceklerinin altını çizdi.
 

KOBİ'ler için 12-13 milyar kredi hacmi var olacağını söyleyebiliriz

Bankacılık sistemiyle ilgili de açıklama yapan Ergün, Kredi Garanti Fonu ile KOBİ'lerin finansman imkanlarına daha kolay ulaşmasının sağlanacağını belirtti. Ergün, şunları kaydetti:
"Bankacılık sektörü, bu süreçte iyi bir sınav vermedi. Krizden çıkışta elini taşın altına herkes kadar sokmadı. Elbette onların geçen krizden kalma tedirginlikleri olabilir. Bankaların da reel sekktöre daha çok destek vermesi bekleniyor. Kredi Garanti Fonu ile bankaları da bu fona ortak ederek, Hazine'den 1 milyar oraya yeni kaynak tranfser ederek, o kaynakla KOBİ'ler için 12-13 milyar kredi hacminin varolacağını söyleyebiliriz."
 

Krizin etkileri her ay 1-2 puan azalıyor

Türkiye ekonomisinin kritik dönemeci geçtiğini belirten Bakan Ergün, "Krizin etkileri her ay bir-iki puan daha azalmaktadır. Karşımızda duran tablo, korkulacak bir tablo değildir. İyimseriz ancak ihtiyatı da elden hiçbir zaman elden bırakmıyoruz" mesajını verdi. Krizin etkilerinden çok, psikolojik etkisinin daha fazla olduğunu vurgulayan Ergün, "Krizden etkilenmeyen alanlar bile herkesten daha çok etkilenmiş gibi söz edebiliyorlar. Neredeyse bu krizden etkilenmeyen kesim kamu çalışanları. Bazı kesimlerin bu kriz sürecinde hiç zarar görmediklerini, bazı avantajlar elde ettiklerini, bu nedenle bazı tüketim mallarının bir talep patlamasıyla karşı karşıya kaldığını görebiliriz" diye konuştu.
 

Yıl sonu büyüme yakalanır

Krizin psikolojik etkilerini daha da arttıracak söylem ve yaklaşımlardan kaçınılması gerektiğinin altını çizen Bakan Ergün, kriz söylemlerini, türbülansa giren uçağa benzetti. Bakan Ergün,

"Aynı uçakta yolculuk yapıyoruz. Uçağımız türbülansa girdi. Bu ne pilotun, ne teknik ekibin, ne yolcuların, ne de yolculara mal ve hizmet veren görevlilerin hatasındadır. Dış şartlardan kaynaklanan bir türbülansta yapmamız gereken birbirimizi suçlamak mıdır? Hayır. İşbirliği yapmaktır. Yolcuların içerisinde bazıları 'ya okyanusa düşeriz, ya dağa çakılırız' böyle birşey yok. Böyle birşey hiçbir fayda sağlamaz. Mart ayından itibaren çıkış başlamıştır. Yılın son çeyreğinden itibaren yeniden büyüme rakamlarını yakalayabileceğimizi düşünüyorum" dedi.