Kerestecioğlu: Çocuk istismarını önlemenin yolu popülist söylemler değil seferberlik ilan etmektir

Hükümetin hâlen çocuk istismarına karşı bir seferberlik başlatmadığı için çocuk istismarını önleme noktasında hiçbir gelişme kaydedilmediğini söyleyen HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu "Daha geçen hafta henüz 4,5 yaşında bir çocuk Adana'da tecavüze uğradı. Tıpkı Ensar sanığına 508 yıl 3 ay hapis cezası verilmesi gibi yine devlet büyükleri ortaya çıkıp en ağır ceza verileceğini, kimyasal hadımı getireceklerini söylediler. Bu, korkunç bir siyasal sorumsuzluktur asıl görevini yerine getirmeyen Hükümettir; halkın öfkesini dindirmek için popülizm yapmasıdır" dedi.

21 Şubat 2018 Çarşamba, 13:23
Abone Ol google-news



HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, çocuklara yönelik her türlü istismar olaylarının araştırılması amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporunun gündeme alındığı Meclis Genel Kurul oturumunda söz aldı. Konuşmasına, raporda HDP’nin kapsamlı bir muhalefet şerhi bulunmasına rağmen HDP ismine yer verilmemesini eleştirerek başlayan Kerestecioğlu, artan istismar vakalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Kerestecioğlu, şöyle konuştu:

linizdeki kitabın sayfalarına bakarsanız, 424'üncü sayfada muhalefet şerhimiz başlıyor. En uzun muhalefet şerhini yazdık, ciddi bir katkı sunduk bu rapora ve 35 sayfa, ismimiz yok. Yani hani HDP görünmez olsun istiyorsunuz ama çocuk istismarını önleme raporunda da 35 sayfa yazılmış ve gerçekten ciddi bir araştırmayla yazılmış. Şerhte ismimizin olmaması kabul edilebilir bir şey değil. Bu kitabın derhâl toplatılması ve yeniden basılması lazım, adımızın da doğru dürüst yazılması lazım bu kitaba. 424'ten 457'ye kadar bakarsanız bulursunuz; bizim muhalefet şerhimizdir.

Bugün, Kasım 2016'da yayımlanmış komisyon raporunu görüşüyoruz. 2016 yılı Mart ayında Karaman'da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları Mensupları Derneğine ait evlerde onlarca çocuğun istismara uğradığı ortaya çıkmıştı. Üstelik bu çocuklar yurtta kalan, sözde "gönüllü" denilen bir öğretmen, Muharrem Büyüktürk tarafından sistematik olarak taciz edilmişlerdi. Yıllarca süren istismar 9-10 yaşlarında onlarca çocuğu etkilemişti. Ensar Vakfı "kamu yararına çalışan vakıf" statüsüne alınmış bir vakıftı ve Hükûmetin siyasi görüşlerini yansıtacak bir nesil yetiştirme projesinin sivil ayağını oluşturduğu iddiasıyla ismi uzun süredir gündemdeydi. Emine Erdoğan Ensar Vakfı etkinliğinde "Doksan yıllık enkazı kaldırdık." derken, Ensar Vakfı Başkanı geçen yıl verdiği röportajda, Gülen cemaatine bağlı evlerin kapanmasının ardından yurt ihtiyacını karşılamak için hızla yurtlar açtıklarından bahsediyordu.

"Hükümete yakın olmak yurt açmak için yeterli sayılıyordu"

Bir proje devreye sokulmuştu ve çocukların yararı yerine siyasi saikler ön plana çıkarılmıştı. Ne Ensar Vakfı ne de KAİMDER çocukların istismar edildiği yurtlar için herhangi bir izin almamıştı. Çocuklarla çalışan kurumların uyması gereken standartlar, personelin ve gönüllülerin yeterlilikleri ve özellikleri, denetim gibi hayati önem taşıyan konular o kadar da önemli değildi. Toplumda -tırnak içerisinde- "itibarlı" olmak yani esasen Hükümete yakın olmak yurt açmak için de, gönüllü olmak için de yeterli sayılıyordu. Bütün bu denetimsizlik ve siyasi kararlar çocukların istismar edilmesine neden oldu.

"Karaman olayı dönüm noktası oldu"

Şikayet üzerine soruşturma başlatan Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmaya getirdiği "gizlilik" kararının ardından, Karaman'da yaşanan istismarla ilgili bir de yayın yasağı getirdi. Öncelikli olarak çocukların üstün yararı yerine vakıfları gözeten bu karar, himaye edilmek istenenin çocuklar mı, yoksa sorumlu kurum ve vakıflar mı olduğuna dair ciddi bir şüphe yarattı. Ve ne yazık ki herkes, Hükümet veya Hükümetin yakın olduğu kişilerle ilgili eleştiride bulunmak dahi suç olduğundan tarafgirlikle vakfın sorumluluğunun örtbas edileceğini düşünmeye başladı. Bu olay bu konuda bir dönüm noktası oldu. Toplumun çocukların her türlü istismarını engellemekten sorumlu olan devlet kurumlarına karşı güveni tamamen sarsıldı. İstismara karşı toplumda ciddi bir duyarlılık oluştu. Verdiğimiz her araştırma önergesi bu Mecliste reddedilirken Hükûmet toplumsal tepki karşısında bir Komisyon kurmak durumunda kaldı.

"Komisyonun kurulmasını sağlayan duyarlı halkımızdır"

Adalet ve Kalkınma Partisinin yakın ilişki içinde olduğu söz konusu vakıfların itibarını korumak adına sorumlu kurumları da içine alan bir soruşturma yürütmek istememesine rağmen, çocuk istismarına karşı güçlü ve etkili bir tepki vererek bu Komisyonun kurulmasını sağlayan aslında duyarlı kamuoyu ve halkımızdır. Ne var ki Hükûmet bu duyarlılığa yanıt veremedi. Bu Komisyonun ben de bir üyesiydim. Hemen harekete geçerek Karaman'daki yurtları ve çocuklara karşı istismarın yaşandığı Nizip'te bulunan AFAD Mülteci Kampı gibi kurumları yerinde görerek alınacak önlemlerin tespit edilmesi, kurumlar yerine çocukları koruması gereken Komisyon yaklaşık üç ay boyunca masa başında uzmanları dinledi. Komisyonun kurulmasına neden olay olayların geçtiği Karaman'a gidilmesi dahi çok uzun bir zaman aldı. Israrlarımız ve Komisyonun işletilmemesi hâlinde Komisyondan çekileceğimizi de beyan etmemiz sonucunda Karaman'a gidildi. Dikkatle çalıştık. Komisyonun hazırladığı rapora tam -az önce de söylediğim gibi- 35 sayfalık çocuk hakları alanında çalışan uzmanlarla saatlerce konuşarak bir muhalefet şerhi hazırladık, yapılması gerekenleri tek tek ifade ettik fakat o günden bu yana tek bir adım atılmadı. Komisyonun kurulmasında uzlaştığı Daimi Çocuk Hakları Komisyonu bu dahi Meclis’te kurulmadı.

"Mesele popülist söylemlerde bulunmak değil önlemektir"

Defalarca bunu da gündeme getirdik çünkü mesele bir olay olduğunda ortaya çıkıp öyle popülist söylemlerde bulunmak değildir olay olmadan önlemektir hele ki söz konusu olan çocuklarsa. Bu nedenle, yani Hükümet hâlen çocuk istismarına karşı bir seferberlik başlatmadığı için çocuk istismarını önleme noktasında hiçbir gelişme katetmedik. Daha geçen hafta -bahsini açmak dahi canımızı acıtıyor- henüz 4,5 yaşında bir çocuk Adana'da tecavüze uğradı. Tıpkı Ensar sanığına 508 yıl 3 ay hapis cezası verilmesi gibi yine devlet büyükleri ortaya çıkıp en ağır ceza verileceğini, kimyasal hadımı getireceklerini söylediler. Bu, korkunç bir siyasal sorumsuzluktur. Bu, ciddi bir siyasal sorumsuzluktur, asıl görevini yerine getirmeyen Hükümettir; halkın öfkesini dindirmek için popülizm yapmasıdır.

"İstismarın önlenmesinin yolu hadım gibi popülist cezalar getirmek değildir"

Çocuğun cinsel istismarının önlenmesi, bunun yolu hadım gibi popülist cezalar getirmekten değil Türkiye Psikiyatri Derneğinin de belirttiği gibi cinsel taciz ve istismara zemin hazırlayan toplumsal değerlere, cinsiyet eşitsizliğine müdahale edebilecek kapsamlı politikalar geliştirilmesi, cinsel suçlarla ilgili kamu duyarlılığının artırılması, mağdurun adalet sistemine erişiminin, hızla erişiminin sağlanması, başvuru, soruşturma ve yargılama aşamalarında yeniden travmatize edilmesini engelleyici koruyucu tedbirlerin düzenlenmesi, ceza ve yaptırımların belirlenmesi ve uygulamasıyla ilgili özellikle hafifletici etkenler, salıverilmelerle tetiklenen adaletin yerini bulmadığına ilişkin yaygın kanıya neden olan düzenlemelerin gözden geçirilmesi gibi birçok boyut içeren bir strateji oluşturmaktan geçer; popülizmden değil.

"Cinsel suçlar ruhsal bozuklukla açıklanamaz"

Bireyin fiziksel ve psikolojik bütünlüğüne yönelik en ağır şiddet suçlarından birisi olan cinsel saldırı suçlarıyla ilgili kadınların, kadın örgütlerinin, feminist mücadelenin biriktirdiği deneyimler ve yapılan pek çok akademik çalışma, cinsel saldırıların çoğunun cinsel bir eylem değil, cinselliğin sadece araç olarak kullanıldığı bir şiddet suçu olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni, cinsel arzular değil sadece ya da bir hastalık da değil, bunları "psikolojik rahatsızlık" falan diye kategorize edemezsiniz. Mütecaviz kişilerin temel motivasyonu, mağdura yönelik öfke, erkeklik güçlerini ve üstünlüğünü gösterme, erkekliğini ispatlama, hükmetme ve saldırganlık gibi duygulardır. Söz konusu duygular ve eylemler kadınlara ve erkeklere yüklenen esas olarak erkek egemenliğine dayalı toplumsal rollerin yarattığı eşitsizlikten kaynaklanıyor. Evet, Türkiye Psikiyatri Derneğinin cinsel suçlara ilişkin görüş yazısında ifade ettiği gibi, bu suçların faili olan her bireyin ruhsal bozukluğu olduğu varsayımı da doğru değildir.

"Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı neden yok?"

Ensar Vakfındaki istismardan sonra dahi onlarca çocuk istismarı yaşadık. Adana'da bir bebeğe tecavüz edildikten sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı "Adli süreci takip ediyoruz, sosyal destek veriyoruz." diyor. Oysa Bakanlığın görevi, istismar gerçekleştikten sonra istismara uğramış çocuğa destek olmak değildir. Nitekim bugün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı burada değil, yurt dışındaymış, olabilir fakat o zaman niye bu kanunu, bu raporu bugün getiriyorsunuz? Niye Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı burada yokken getiriyorsunuz? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının burada bizim sorularımıza cevap vermesi, bu istişareye katılması ve burada sorumluluk alması gerekir, olması gereken budur.

"İstismara karşı seferberlik ilan edilmeli"

20 Şubat 2018'de Hükûmet Sözcüsü Bekir Bozdağ Bakanlar Kurulu toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında çocuk istismarları konusunda Hükümet bünyesinde 6 bakandan oluşan bir istismar komisyonu kurulduğunu söylüyor. Diyor ki bir de "Bundan sonra daha etkin koruma için neler yapılması gerektiği hususunu çalışmak ve Hükümetimize yasal ve idari açıdan yapılması gerekenler konusunda en kısa sürede bir rapor sunmak yapacağımız ilk iş olacaktır." Biz niye çalıştık bu Meclis’te? Bu koskoca raporu niye hazırladık? Bu sivil toplum örgütleri niye çalışıyorlar bu alanlarda yıllardır? Bekir Bozdağ, Abdülhamit Gül, Betül Kaya, Süleyman Soylu, İsmet Yılmaz, Ahmet Demircan komisyon üyesi olsun diye mi? Hayır, bu Meclistir aynı zamanda bunu işletmesi gereken. Daimi komisyonun, Çocuk Hakları Daimi Komisyonunun el birliğiyle kurulması gerekir. Bu, bir seferberlik ilanıdır. Seferberlik ilan etmediğiniz zaman, bunun için kampanyalar yürütmediğiniz zaman, her olaydan sonra ya bir hayvana tecavüz edilir ya bir küçücük çocuğa tecavüz edilir ki bunların birbirinden farkı yoktur. Bu şiddet kültürü, aslında birbirini besleyen bir kültürdür. Hayvana sevgisi olmayan, ona tecavüz eden insanlar aynı güdülerle hareket ederler ve çocuklara da tecavüz ederler, kadınlara da tecavüz ederler. Bu, bir seferberliktir, ciddiye alınması gereken bir seferberliktir.

"Bir sorunu çözmek için niyet ve inanç gerekir"

Çocuk istismarını, ensesti gizledikçe, Ensar gibi örtbas etmeye kalktıkça, istismar toplumda gizli kaldıkça, cezasızlık da aynı ölçüde artıyor, istismarcılar çocukları istismar etmeye devam ediyorlar. Bu ülkede son bir yılda binlerce çocuk istismara uğradı. Ensar Vakfında, AFAD mülteci kamplarında Kur'an kurslarında, okullarda çalışan kişiler çocukları istismar ettiler. Daha geçen ay İstanbul'da bir hastanede yüzlerce çocuğun gebeliğinin gizli tutulduğu ortaya çıktı. Ne yaptınız bununla ilgili? Bir sorunu çözmek için niyet ve inanç gerekir. Ben böyle bir niyet ve inanç görmüyorum, en azından bugüne kadar görmedim.

"Çocuklar, çocuklarla çalışması gereken kişilerin dahi tacizine uğruyorlar"

Çocuklar, çocuklarla çalışması gereken kişilerin dahi tacizine uğruyorlar. Türkiye tarafından 7 Aralık 2011 tarihinde onaylanan ve Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe giren Lanzarote Sözleşmesi taraf devletlere, hüküm giymiş cinsel suç faillerinin bilgilerini kayıt ve muhafaza etme sorumluluğu yüklüyor. Var mı kayıtlarınız? Cinsel suç faillerinin kayıtlarını tutuyor musunuz? Ancak, nasıl olur da işte çocuklarla çalışan bir kurumun başına getirilecek kişinin geçmişi dahi araştırılmaz -bu bile doğru dürüst araştırılmıyor- ve istismarın kaydı tutulmaz?

Evet, Türkiye'nin dört bir yanından ardı ardına çocuk istismarı haberleri geliyor. Keçiören Anadolu İmam Hatip Lisesinde kuran dersi emekli öğretmeni Sefer A.'nın 12 kız öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıkıyor. Gaziantep Nur Dağı'nın Şatırhöyük mahallesinde bulunan Şatırhöyük Ortaokulunda, 3 ortaokul öğrencisine cinsel istismarda bulunmakla suçlanan müdür yardımcısı tutuklanıyor neyse ki. Sivas Erkek Yetiştirme Yurdunda geçtiğimiz aralık ve ocak aylarında 12-18 yaş grubundaki 35 öğrencinin birlikte kaldığı yurtta yaşı küçük çocuklara büyüklerin tecavüz ettiği, yurttaki görevlilerin ise tutanak bile düzenlemedikleri söyleniyor; yurt müdürü apar topar görevinden ayrılıyor. Ağrı'da Anadolu sağlık meslek lisesinde okuyan 17 yaşındaki bir kız öğrenci kaldığı öğrenci pansiyonunda kendini başörtüsüyle asarak intihar etti. Soruşturmada intihara cinsel istismarın yol açtığı ortaya çıktı. Bunlar çok acı, çok acı gerçekler; bunlar öyle siyasi partiler söz konusu edilerek "sensin, bensin, osun" diyerek tartışılacak şeyler değil. Açık söylüyorum, net olarak bir daha söylüyorum:

"Bu bir seferberlik ilanı gerektirir"

Dünyada 5 çocuktan birinin mutlaka istismarın bir biçimine maruz kalığı söyleniyor. Türkiye'ye dair, maalesef, elimizde resmî kurumlar tarafından iletilmiş tek veri kaç çocuk istismarı vakasının şikayet konusu olduğu; kaçı hakkında dava açıldığı, kaç failin ceza aldığı. Araştırmalar, STK'lerin ve akademinin inisiyatifine bırakılmış durumda.

"Çocuk istismarını önlemek için yapılması gerekenler ihmal edilmiştir"

Avrupa Konseyi Lanzarote Sözleşmesi'nin istismarı önlemek için şart koştuğu cinsel istismar ve sömürüyle ilgili bir de izleme mekanizması yok, ne çocuklar izleniyor ne de failler. Yani mağdur olan çocuk sonrasında ne durumda, fail olan kişi sonrasında ne yapıyor, izlenmiyor, bir izleme yok; o adam gitti, başka neler yaptı, bunu bilemiyoruz. Evet, çocuk istismarını önlemek için yapılması gerekenler gerçekten ihmal edilmiştir.

Devlet, çocuğu hamilelikten itibaren izliyor mu? Hayır. Çocuk okul çağına gelene kadar aile hekimi, çocuk hekimi, okul çağına geldiğinde ise öğretmeni çocuğu periyodik olarak takip ediyor mu? Hayır. Mahalle düzeyinde örgütlenmiş çocuğu sürekli destekleyen bir sosyal hizmet ağı var mı? Hayır. Çocuklarla çalışan tüm kamu görevlileri çocuk ihmal ve istismarını takip etme konusunda bilgilendirilmişler mi? Sağlık çalışanları ve eğitimciler, çocuk istismarını adli ve sosyal hizmet yetkililerine bildirme yükümlülüğü, bildirim yükümlülüğü konusunda bilgi sahibiler mi, eğitilmişler mi? Hayır. Kamu görevlisi, öğretmen, doktor, sosyal hizmet uzmanlarından oluşan bir çocuk koruma sistemi var mı? Çocuk, devletle temasını bu görevliler üzerinden düzenli biçimde sürdürüyor mu? Hayır. Peki, çocukların kendilerini koruma kapasiteleri güçlendiriliyor mu, çocuklar çocuk istismarına karşı eğitim alıyorlar mı? Çocukların kolaylıkla ulaşabilecekleri, anında bir düğmeyle ulaşabilecekleri bir bildirim sistemi var mı? Hayır, hayır, hayır… Ve ne yazık ki istismara uğradığını söyleyen çocuk, bunu söylediği insan tarafından bile istismar ediliyor. O çocuk bedenler ve ruhlar inkârla, ikincil istismarlarla ve cezasızlıkla örselenmemeli artık.

"Biz çocukların sahibi değiliz"

Korunma hakkı, çocuğun en temel hakkıdır. Ne yazık ki çocuklar bu haklarını talep edecekleri bir mekanizmaya sahip değildir. Biz onların sahibi değiliz. Onların bir varlık olduğunu, bir birey olduğunu, kendilerini ifade etme gücü olduğunu -eğer özgür bırakılır ve belirli konularda gerçekten düzgün eğitim alırlarsa- bilmemiz lazım. Zaten, maalesef o -tırnak içerisinde- sahipleri tarafından da istismara uğruyorlar çocuklar ve bu daha acı bir şey yaratıyor.

Çocuğa Karşı Cinsel Sömürü ve İstismarın Önlenmesi Politika Notu, çocuk istismarına karşı pek çok önlem alınması gerektiğini söylüyor. Bu anlaşma uyarınca yapılması gereken hiçbir şey yapılmamış. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsel üreme sağlığı eğitimi müfredata alınmamış ve az önce saydığım aslında Lanzarote Sözleşmesi'nde de yazan, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde de yazan, aslında bizim yasalarımızda da var olan hiçbir şey maalesef yapılmamış.

"Çocuk istismarını meşrulaştıran kanun tekliflerini bu Meclis’e getirmeyin"

Çocuk haklarını kurumlarına danışarak ve bizlerle, muhalefet partileriyle istismarı önlemek için seferber olun. Okullardan hastanelere hem çocuklarla çalışanları hem çocukları hem de yurttaşları bilgilendirin. İstismarın üstünü örtmeyin. Artık Diyanet gibi kurumların 18 yaş altı çocuklarla ilişkiyi meşrulaştıran beyanlarının önüne geçin. Çocuk istismarını meşrulaştıran kanun tekliflerini bu Meclise getirmeyin.

"Bu ülke tecavüze uğrayan 4-5 yaşındaki bebeklerin ülkesi olmasın"

Artık bir çocuğun dahi canını yakmasın kimse. Bunu engelleyin. Buna tahammülümüz yok. Ve bu ülke 13-14 yaşındaki hamile çocukların, tecavüze uğrayan 4-5 yaşındaki bebeklerin ülkesi olmasın. Bu ülke çocuklar için güvenli bir ülke olsun. Bu ülke çocukların gözyaşlarıyla değil, huzurla oyun oynayarak büyüyeceği bir ülke olsun. Bunun için de seferberlik gerekir. Bunun için niyet gerekir. Bunun için popülizm dışında önlemler gerekir. O önlemleri de o 6 bakanın veya başkalarının yeniden keşfetmesine gerek yok. Bütün bunlar metinlerde yazıyor. Türkiye'nin kabul ettiği metinlerde yazıyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde, Lanzarote Sözleşmesi'nde, buradaki muhalefet şerhlerinde ya da raporun kendisinde zaten yazıyor. Mesele, sadece samimiyet ve niyettir. Çocukların buna ihtiyacı var, her şeyden çok güvene ve samimiyete ihtiyacı var.