'Kimse hukukun üstünde olamaz'

Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, "Kimse hukukun üstünde olamaz, hukukun dışında da olamaz. Ne yapacaksak hukukun içerisinde yapmamız lazım. Aynı şey hak arayışları için de geçerlidir" dedi.

21 Aralık 2009 Pazartesi, 09:38
Abone Ol google-news

Bakanlar Kurulu toplantısı sona erdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında, Başbakanlık Yeni Bina'da gerçekleştirilen toplantı yaklaşık 6,5 saat sürdü.

Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada, ele alınan konulardan birinin ''Dış Türkler ve Akraba Topluluklar'' adı altında bir başkanlığın kurulması olduğunu söyledi. Amerikan'dan Avusturya'ya kadar geniş bir dünya coğrafyasında sayıları 5 milyona yaklaşan vatandaşlar olduğunu, ayrıca yine dünya coğrafyasında sayıları 220 milyonu bulan soydaş ve akraba topluluklar olduğuna işaret eden Çiçek, ''Evvela birinci kategorideki 5 milyona yakın vatandaşımızla ilgili olarak 30'a yakın devlet kurumu bu vatandaşlarımıza hizmet götürmeye çalışıyor'' dedi.

Bakan Çiçek, hizmetlerin etkin ve verimli bir şekilde götürülmesinde bir dağınıklığın olduğunun ortaya çıktığını vurgulayarak, yurt dışında yaşan yurttaşların sorunlarının takibi, soydaş, akraba topluluğuyla ilgili çalışmalara yön verilmesi, Türkiye'den yurt dışına giden veya yurt dışından Türkiye'ye gelen öğrencilerle ilgili politikaların oluşturulması ve bu alanda çalışma yapan sivil toplum örgütleriyle işbirliğinin sağlanabilmesi bakımından bu hizmetlerin tek çatı altında toplanması ve bir muhatabın ortaya çıkmasının gerekli olduğunu bildirdi. Yurt dışındaki Türklerin haklarının korunması, yaşam kalitelerinin artması, yaşadıkları yerde örgütlü halde kendi kimliklerini ve varlıklarını sürdürebilmeleri bakımından bu hizmetlerin tek elden sürdürülmesinin önemine değinen Çiçek, bu tip bir muhatabın bulunmasının yurt dışındaki yurttaşların da talebi olduğunu kaydetti.

Cemil Çiçek, ''Avrupa'da işçi statüsünde çalışan vatandaşların sorunlarının çözümünde zaman zaman karşılaştıkları zorluklar ve dağınıklık nedeniyle devletin kendileriyle yeteri kadar ilgilenmediği şeklinde bir kanaate sahip olabildiklerini'' belirterek, bütün bu sorunları hesaba katarak böyle bir başkanlığın kurulmasında zaruret gördüklerini söyledi. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 30 ayrı kuruluşun önemli ölçüde kamu kaynaklarını kullandığını ve bu kaynaklarda israfın söz konusu olabildiğini kaydederek, ''Bu kadar para harcanıyor ama yeterli, etkin bir hizmetin verilmesinde de sıkıntı var. Onun için geçmiş hükümetler döneminde de bu konu gündeme gelmiş olmakla birlikte, ilk defa uzunca bir zamandan beri hükümetimiz bu konu üzerinde çalıştı. En başta Said Yazıcıoğlu arkadaşımız geçtiğimiz dönemde, şimdi Faruk Çelik arkadaşımız bu çalışmayı ilgili kuruluşlarla, sivil toplum örgütleriyle, yurt dışındaki vatandaşlarımızla da konuşmak suretiyle böyle bir çatıyı kurmuş olacağız'' diye konuştu.

Bakan Çiçek, tarihsel ve kültürel bağlara sahip olunan topluluklara yönelik olarak da çok yönlü çalışmaların planlanması ve koordine edilmesi konusunun da mevcut kuruluşun görevleri arasında olacağını ifade ederek, böylece hem önemli bir hizmet verileceğini, hem de dağınıklığın giderileceğini kaydetti. Çiçek, Bakanlar Kurulu'nda bu konunun bir an önce yasalaşması kararı aldıklarını belirtti.
 

Gümrük Müsteşarlığı Teşkilatı'nın yeniden yapılandırılması

Çiçek, toplantıda ele alınan konulardan birinin de, Gümrük Müsteşarlığı teşkilatının yeniden yapılandırılması olduğunu kaydederek, müsteşarlığın kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasların yeniden düzenlenmesinin ele alındığını söyledi.
Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle transit mal ve hizmet geçişinin yanında, yoğun bir yolcu trafiğini de yaşadığını anlatan Çiçek, dolayısıyla gümrük hizmetlerinin bugüne kadar değişik zamanlarda kanun değişiklikleriyle en iyi şekilde götürülmeye çalışıldığını, ancak bugünün şartlarında Gümrük Müsteşarlığı'nın teşkilat görev, yetki ve sorumluluklarının yeni baştan düzenlenmesine ihtiyaç olduğunu, buna ilişkin tasarının toplantıda imzaya açıldığını bildirdi.
 

Sosyal Yardım Bilgi Sistemi Projesi

Çiçek, toplantıda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü'nün, 6 aydan fazla bir zamandır üzerinde çalıştığı ''Sosyal Yardım Bilgi Sistemi Projesi''nin sunumunun yapıldığını dile getirerek, projeyle sosyal yardım başvurusu yapan vatandaşların başvurularının sağlıklı şekilde karşılanması ve gerçekten hak edenlerin hizmetlerden faydalanabilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bir yurttaşın sosyal yardımlaşma vakıflarına başvurması halinde 8-10 yerden ihtiyaç sahibi olup olmadığının araştırıldığını, yurttaşın ihtiyaç sahibi olduğunu kendisinin ispatlamasının gerektiğine dikkate çeken Çiçek, 10 farklı kurumdan yapılan 24 ayrı sorgulama sonucunda kişinin hak sahibi olup olmadığına karar verildiğini dile getirdi.

Yeni sistemle vatandaşın ihtiyaç sahibi olup olmadığını kendisinin ispatlamak zorunda kalmayacağını vurgulayan Çiçek, sözlerine şöyle devam etti: ''Devletin elindeki bu kayıtlar belli bir program çerçevesinde kayıtlara geçilmiş durumda. 10 farklı kurumdan 15 güne kadar zaman alan ve büyük emek, büyük masraf gerektiren bu iş, 7 saniye içerisinde gerçekten ihtiyaç sahibi olup olmadığını belirleme imkanına kavuşmuş olmaktadır. Böylece hem bir taraftan vatandaş külfetten kurtulmuş oluyor, hem yardıma ihtiyacı olan varsa kısa sürede buna kavuşmuş oluyor. Bürokrasi aza indirilmiş oluyor. Bir kısım art niyetli olanlar varsa bunlar da ortaya çıkarılmış oluyor. Nitekim bir ilimizde yapılan pilot uygulamada 5 bine yakın vatandaşımızın, muhtelif yerlerden maaş aldıkları halde bir de bu sistemden imkan elde etmek için müracaat ettikleri anlaşılıyor. Kamu kuruluşlarına hiç durmadan yazı yazmak gibi bir sıkıntı da ortadan kalkıyor. Böylece bir çok açıdan devletle vatandaş arasında sağlıklı bir köprünün kurulmasına imkan verecek bir düzenlemeyi bu proje gerçekleştirmiş olmaktadır. Uygulamaları başlamıştır. Aksayan yönleri olursa onlar da kısa sürede telafi edilecek böylece vatandaşlarımız daha kolay devlet imkanlarından istifade imkanına sahip olacaktır.''

Üniversite burs ve kredisi

Bakanlar Kurulu'nda, üniversitede okuyan öğrencilere Kredi ve Yurtlar Kurumu'nca verilen bursların ve kredilerin ele alındığını da belirten Çiçek, ''Üniversite ve yüksek okullarda okuyan lisans öğrencilerinin aylık alacakları miktar 200 lira olarak tespit edilmiştir. 180'den 200'e çıkardık. Master öğrencileri 400, doktora öğrencileri de 600 lira alabilecektir'' diye konuştu. Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısında, hükümet uygulamaları ve politikalarıyla ilgili genel değerlendirmeler yapıldığını da söyledi.
 

'Herkesin olan bitenden gerekli dersleri çıkarması lazım'

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Çiçek, ''Kapatılan DTP'nin milletvekillerinin Barış ve Demokrasi Partisi çatısı altında yollarına devam edeceklerinin'' hatırlatılması ve bu konudaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, Bakanlar Kurulu'nda konuyla ilgili bir değerlendirme yapmadıklarını belirterek, ''Zaten muhtelif arkadaşlarımız partinin kapatılması ve o süreçle ilgili değerlendirmeleri yaptılar. Bugünkü Bakanlar Kurulu'nda bunu konuşmuş değiliz'' dedi.

Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Herkesin olup bitenden gerekli dersleri çıkarması lazım. Olabildiğince soğukkanlı, olabildiğince yaşanan tecrübelerden istifade ederek yeni döneme öyle bakmamız gerekmektedir. Türkiye'de yaşanan her tecrübenin bize öğrettiği, öğretmesi gereken durumlar var. Bunları dikkate alarak bu süreçleri değerlendirebilirsek Türkiye enerjisini, gücünü içe dönük meselelerle değil dışa dönük, ülkemizin mutluluğuna, refahına hizmet edecek konulara teksif etme imkanı olabilir. Parti kapatmalarla ilgili bizim düşüncemiz belli. Bunu hükümet olarak da, Sayın Başbakanımız, bizler kendi davamızla ilgili olarak da Anayasa Mahkemesi'ne verdiğimiz savunmalarda açık olarak ifade ettik. Herkesin yapacakları faaliyetleri yasalar çerçevesinde, İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve uluslararası hukuku da dikkate alarak yapmasında fayda var. Kimse hukukun üstünde olamaz, hukukun dışında da olamaz. Ne yapacaksak hukukun içerisinde yapmamız lazım. Aynı şey hak arayışları için de geçerlidir. Eğer toplumdaki belli bir kesim, mağdur olduğunu ifade eden, kendisinin mağdur edildiğini kabul eden ister bir kişi, ister çok sayıda kişi bir hakkını arayacaksa bunu da yasalar çerçevesinde, yasaların koyduğu çerçevede yapması gerekir. Böyle olduğu takdirde hem hak elde etmek daha kolay olacaktır hem de yeni mağduriyetlere sebebiyet verilmemiş olacaktır. O nedenle bu süre zarfında olup biten olayları ister siyasi anlamda ister ekonomik anlamda olup bitenleri öyle değerlendirmekte biz şahsen fayda görürüz. Türkiye açık bir toplum, yasaları var. Her türlü hak arama imkanları var. Ama hakkı ararken haksız duruma düşmemek, yasalar çerçevesinde yapmak herkesin yararına diyedir diye düşünüyorum. Hepimizin buna dikkat etmesi gerekir.''

Çiçek, bir başka soru üzerine, Bakanlar Kurulu'nda TEKEL işçilerine yönelik değerlendirme yaptıklarını da belirterek, ''Arkadaşlarımız çalışıyor üzerinde. Bir sonuca varılabilirse onu ilgili arkadaşlarımız zaten muhataplarıyla paylaşacaktır. Bugün bu konuyu belli çerçevede konuştuk'' dedi.

 

'Türkiye'yi şikayet eder bir üslup bence çok doğru değil'

Bir gazetecinin, ''Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast girişiminden bahsediliyor. Bu yönde siz gelen bir bilgi var mıdır? Bir diğer soru Fener Rum Patriği Bartholemeos'un sözleri vardı. Değerlendirmenizi alabilir miyiz?'' sorusu üzerine, Çiçek, ''Bartholomeos ile ilgili Sayın Dışişleri Bakanımızın bir değerlendirmesi var. O aynı zamanda bizim açıklamamızdır'' dedi. Çiçek, sözlerine şöyle devam etti: ''Biz göreve geldiğimizden beri demokratikleşme, hak ve özgürlükler adına çok önemli çabalar, çok önemli gayretler sürdürülmüştür, önemli mesafeler alınmıştır. Bunların tümünü yok farz etmek haksızlık olur. O yüzden Sayın Patriğin eğer bir talebi olabilecekse başka makamlara Türkiye'yi şikayet eder tarzda değil zaten bizimle diyalog halinde. Başbakanımız onlarla toplantı yaptı, yapmak istediğimiz işleri orada onlarla konuştular. Dolayısıyla, bu taleplerin içeride değerlendirilmesi daha doğru olur. Türkiye'yi şikayet eder bir üslup bence çok doğru değil. Onun için bunu tasvip etmiyoruz. Doğru da bulmuyoruz. Ne aranacaksa Türkiye'de aranmalıdır diye düşünüyoruz. Bu konuda zaten bir açıklama yapıldı.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, bugün gazetelerde yer alan haberlere ilişkin bilgi verdiğini anlatan Çiçek, ''Kendisiyle ilgili bir değerlendirme söz konusu olduğu için ilgili makamlardan aldığı bilgiyi bize aktardı'' dedi.
Çiçek, şöyle konuştu: ''Bu safhada söyleyeceğimiz, bu önemlidir ve yargı da zaten olaya el koymuştur. Soruşturma sürdürülüyor. Yargıya intikal eden bir konuda ben ilave bir açıklama yapmam ama Türkiye'de bu tür olayları yargı bütün yönleriyle soruşturuyor, soruşturacak ve neticelendirecektir. Bunun bir an evvel olmasını biz de arzu ediyoruz.''

Bir gazetecinin, ''bugün gazetelerde çıkan haberlerde farklı gazeteler farklı yorumlar getirdiler. olayın gelişimine ve gözaltına ilişkin... Bu konuda net 'şöyle olmuştur' diye bileceğimiz bir bilgi var mı'' şeklindeki sorusuna, Çiçek, şu yanıtı verdi: ''Bu farklılıklar vatandaşın kafasında da farklı şeylere... Onu netleştirecek yargıdır. Hükümet sözcüsü bunu netleştirmiyor. Çünkü bu bir hazırlık soruşturmasıdır. Bir savcının sorumluluğunda bu iş götürülüyor. Bunu benim bilmem mümkün değil. Siz de nereden alıyorsanız işte böyle farklı farklı yazılınca da farklı sonuçlar çıkıyor orta yere. Olayı bütün yönleriyle araştıracak, soruşturacak ve netleştirecek olan yargı makamlarıdır. Bize düşen bir görev varsa biz onun gereğini yaparız. Bizden istenen bir yardım, talep varsa biz bunu karşılarız. Ama arzumuz, beklentimiz, bunların ibreti müessir olacak tarzda bir an evvel sonuçlanıp karar bağlanmasıdır. Vatandaşları da bu tereddütlerden, sizi de böyle farklı yazımlardan bir an evvel yargının kurtarmasıdır.''

 

'Suçu kim işliyorsa yargı onun üzerine gider'

Cemil Çiçek, bir başka gazetecinin, ''Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast girişimi'' iddialı haberleri hatırlatılarak, ''Değişik gazetelerde asker ya da sivil olduğu yönünde farklı haberler var. Sayın Arınç'ın verdiği bilgiler doğrultusunda bunlar asker mi sivil mi?'' soru üzerine Çiçek şunları söyledi: ''Bu türde ayrımlara gitmeye gerek yok. Suçu kim işliyorsa, yargı onun üzerine gider. Suç işleme noktasında da kimsenin bir imtiyazı olamaz. Kim ne yapıyorsa, kanunlar çerçevesinde yapacak. Kim yetki kullanıyorsa, kanunlar çerçevesinde bu yetkiyi kullanacak. Kendisine Anayasa'nın ve yasaların vermediği bir görevi onun dışına çıkarak yapmaya çalışmak hukukumuz açısında kabul edilemez. Bu suç teşkil eder. Yargı makamları sıfatına, statüsüne bakmaksızın usulüne uygun olarak bu soruşturmaları yapar ve şu anda yapılan odur. Hepimizin beklentisi, arzusu, bunu bir an evvel neticelendirilmesidir. Kısa sürede neticelenirse siz bu soruları sormazsınız. Vatandaşlarımız kafasında bu soruları soruyorsa, onların da bu istihfamları giderilmiş olur.''

 

'Nokta konulacak bir süreç değil bu'

Bir gazetecinin ''Demokratik açılım çerçevesinde geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Sayın Atalay'ın bir açıklaması olmuştu. Özellikle bu çerçevede bazı kurulların kurulacağını ifade etmişti. Bu konuda bugün Bakanlar Kurulunda bir değerlendirme yapıldı mı?'' sorusu üzerine Çiçek, şunları söyledi: ''18 Kasım 2002'de Hükümet olduğumuzdan beri Avrupa Birliği hedefi ile ilgili olarak Türkiye'de demokratik standardın yükseltilmesi, hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması ve bunların rahatlıkla kullanılabilmesi açısından önemli düzenleneler yaptık. Bunların bazılarına uyum paketi diyoruz. 6 tane uyum paketi çıkardık. Alan düzenlemeleri yaptık. Özellikle ceza hukuku alanında yapısal ve yasal bir çok düzenlemeyi yaptık. Dolayısıyla bu demokratik açılım, son 3 ayın, son 4 ayın meselesi değil. 18 Kasımdan itibaren yaptığımız düzenlemelere geriye dönük bakarsanız ister birincil mevzuat, anayasa, yasa değişikliği, kanun, tüzük ve yönetmelik değişikleri... Hesaba kattığınızda bugüne kadar çok önemli adımlar atıldı. Hiç kimse artık 2009 Türkiye'sinin 2001 Türkiyesi olduğunu iddia edemez bu konuda. Zaten bu Demokratik Açılım o tarihten itibaren başlamamış olsaydı Türkiye Avrupa Birliği ile müzakere eden bir ülke olmazdı. Bugün çevre faslının da kabul edilmesi ile birlikte 12 başlık açılmış olmaktadır. Bu da demokratikleşme noktasında Türkiye'nin kat ettiği merhale açısından önemli bir göstergedir. Son zamanlarda yaptığımız bu açılımın, bu sürecin devamıdır ve bu devam da edecektir. Nokta konulacak bir süreç değil bu. Bütün dünyada demokrasi öncelikli konudur ve ülke kendi yönünden her gün demokratikleşme noktasında yeni adımlar atmakta, yeni çabalar sarfedilmektedir. Türkiye ise bu yarıştan kopmamak adına kendi üzerine düşeni yapıyor.''

İnsan Hakları Başkanlığı

Hükümet Sözcüsü Çiçek, bunların başında İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın da ifade ettiği İnsan Hakları Başkanlığı'nın geldiğini belirterek, şu anda Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Başkanlığının bulunduğunu anımsattı. Çiçek, ''İlerleme raporlarına ve dünyadaki, demokratik ülkelerdeki örneklerine bakıldığında İnsan Hakları Başkanlığının tam da istenilen tarzda bir hizmeti ifa edemediğini'' söyledi. Çiçek, İnsan Hakları Başkanlığının özerk bir yapıya kavuşturulması, kendi bütçesinin olması, bir hak ihlali varsa bununla ilgili araştırmaları yapmak, rapora bağlamak ve ilgili makamlara sunmak gibi önemli görevleri bağımsız olarak yapabilmesi için kurulmasına ihtiyaç bulunduğunun ortada olduğunu vurguladı.

İnsan Hakları Başkanlığı ile ilgili bir taslak hazırladıklarını anımsatan Hükümet Sözcüsü Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ancak sonradan buna ilaveten, bir de konusu sadece ayrımcılığın önlenmesi, her türlü ayrımcılığın önlenmesi ile ilgili dünyadaki örneklerine uygun ayrı bir kurulun oluşturulmasında da fayda görüldü. Bu iki kurul arasında yakın bir bağlantı olacağı için 'öbür tasarı da hazırlansın, ikisini birlikte sevk edelim' diye bir noktaya geldik. Yoksa İnsan Hakları Başkanlığı ile ilgili taslağı hemen Meclis'e sevk edebiliriz. Öbürü ile eğer görev geçişi olacaksa ya da bazı noktalarda yeni bir düzenleme olacaksa o zaman tasarıyı Meclis'ten geri çekmek gerekecek veya komisyonlarda bunu... Onun için bu çalışmaları son safhaya getirdik, ümit ediyorum 2010'un başlarında bunu Meclis'e sevk etmiş olacağız. Ayrıca güvenlik görevlilerimizle ilgili konuda bir yasal düzenleme gerektiğini zannetmiyorum. Bununla ilgili Bakanlık bünyesinde bir çalışma olabilir. Bu iki tasarıyı 2010'un başında TBMM'ye gönderebiliriz.''
 

'Kanunsuz dinlemeler hepimizi rahatsız ediyor'

Hükümet Sözcüsü Çiçek, ''Dinleme ile ilgili yasal düzenleme hangi boyutta?'' sorusunu şöyle yanıtladı: ''Bugünkü Bakanlar Kurulu'na gelmedi, ama onu önemsiyoruz. O konuda bir çalışmayı Adalet Bakanlığının, Ulaştırma Bakanlığının ilgili birimleriyle beraber yapıyor olması gerekir. Kanunsuz dinlemeler hepimizi rahatsız ediyor. Mevcut yasalarımızda bu suçtur, ama buna rağmen toplumda kanunsuz dinlemelerin olduğu yolunda da yaygın bir kanaat var. Bu kanaati Hükümet görmemezlikten gelemez. Bununla ilgili teknik olarak alınması gereken tedbirler ne ise bir yasal düzenleme ihtiyacı varsa bunu karşılamak bizim görevimizdir. Ceza Kanunu'nu çıkarırken biz bunları suç haline getirdik. Kim kanunsuz dinleme yapıyorsa suç işlemiş olur.'' Çiçek, yasa dışı dinlemelere ilişkin cezaların artırılacağını da kaydetti.
 

Atalay'ın Irak ziyareti

Cemil Çiçek, bir gazetecinin İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Irak gezisi sonrası yaptığı açıklamalarına ilişkin bir sorusuna da şu yanıtı verdi: ''Türkiye'de terörün en arka plana indirilebilmesi noktasında, Türkiye'nin birinci öncelikli gündemi olmaktan çıkarılması noktasında Hükümet olarak nasıl bir çalışma yaptığımızı herkes görüyor ve biliyor. Bunu çeşitli defalar açıkladık. Şunu açıkça ifade ettik ki Türkiye terörü uzun süre bir asayiş ve güvenlik meselesi olarak algılamış ve tedbirlerini de asayiş ve güvenlik tedbirleri olarak almıştır. Doğrusunu isterseniz asayiş ve güvenlik yönünden devletimizin ilgili kurumları, Türk Silahlı Kuvvetleri, polis, jandarma teşkilatlarımız elinden gelen çabayı göstermiştir ve göstermeye devam ediyor. Biz de her türlü desteği veriyoruz. Bu noktada terörle mücadelede kararlılığımızda en ufak bir tereddüt söz konusu değil, ama bu işi yürüten sorumlularımızın da geçmişte ve bugünlerde yaptıkları açıklamalara baktığımızda, terörle mücadele sadece asayiş ve güvenlik yönüyle değil başka tedbirlerle de takviye edilmesi lazım. Başka tedbirlerin de eş zamanlı olarak alınması lazım. Hükümet olarak yapmaya çalıştığımız da bunun yapılmasıdır. Hepimiz görüyor ve biliyoruz ki terör olayları büyük ölçüde dışardan desteklenmektedir. Dışardan kaynak ve imkan sağlanmaktadır, eleman, eğitim desteği, parasal destek sağlanmaktadır. Barınma, sığınma destekleri sağlanmaktadır. Bugüne kadar işe yarar hiçbir teröristin iade edilmemiş olması bu söylediğimiz sözün açık delilidir. Ve bugün terörle mücadelede çok destek verdiğini kabul ettiğimiz ülkelerin bile yapması gerekenin yanında yaptıkları son derece sınırlıdır. Onun için daha fazla işbirliğine ve bu meselenin birlikte çözülmesine ihtiyaç var. Hükümet olarak bu konuda ilgili ülkelerle bilinen, bilinmeyen yönleriyle açık veya işin tabiatı gereği, işin olması gereken şekliyle biz bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Ve ülkemizden ve bölgemizden terörün asgariye indirilebilmesi noktasında yoğun bir çabanın içerisindeyiz. İçişleri Bakanımızın yaptığı ziyaret de zaten Üçlü Mekanizma'nın 4. toplantısıdır. Bu da bu konudaki kararlılığımızı çok açık olarak gösteriyor. Türkiye bir taraftan demokratik standartlarını yükseltirken öbür taraftan da terörün tesirlerini, neticelerini ortadan kaldırmak ve minimize etmek noktasında bu çabaları sürdürüyoruz. Yapılan ziyaret bu maksatla yapılan bir ziyarettir. Bunları ne zaman değerlendireceğiz? Ayın 28'inde Milli Güvenlik Kurulu var. Ondan evvel de bu değerlendirmeyi yaparız. Orada da bu değerlendirmeler yapılacaktır. İhtiyaç olduğunda biliyorsunuz dar kapsamlı bu toplantıları yapıyoruz.''