Korkulacak kadar azalmadık henüz

12 Mayıs 2013 Pazar, 06:23
Abone Ol google-news

Bundan daha kötüsünün olamayacağı karamsar düşüncelerine, bu toprakların vicdanlı, namuslu yurtsever insanları zaman zaman kapılmışlardır. Son kırk küsur yıl boyunca ve özellikle son on yıl içinde ülkenin ve toplumun geleceğini kuşatan edilgenlik ve olumsuzluk havası iyice yoğunluk kazanmıştır. Aklı başında insanlar, gittikçe daha sık “Ne oluyoruz, hangi derin vadilerden hangi uçurumlara yuvarlanıyoruz?” endişelerini dile getirir olmuşlardır. Günümüz iktidarının, usta bir beceriyle neredeyse tam kontrol altına aldığı yazılı ve görsel iletişim ortamında ise bilindiği gibi, her şey yolundadır ve her şey tozpembedir. Ancak, sayıları çok kalabalık olmasa da temsil ettikleri bilgili, bilinçli ve yurtsever tavır dolayısıyla hâlâ ağırlığı olan bir toplum kesiminin kuşkular içinde yaşadığı açıkça gözlenmektedir. Özlemlerine ve vicdanlarının çağrılarına cevap verebilecek basın yayın organlarının bulunmayışı, bu kesimin dertleşme beklentisini yoğunlaştırmakta ve hareket alanını daraltmaktadır. Hatta bu güzel insanlar “Melali anlamayan, duyarsız ve kişisel çıkarcı insanlar gittikçe çoğalıyor ve bizim sayımız gittikçe azalıyor mu?” endişesine kapılır olmaktadır. Evet, sayımız azalıyor ama bu yazının başlığının da işaret ettiği gibi henüz kuşkulara yol açacak düzeyde değil. Hâlâ, epeyce bir miktar, ayakta gibiyiz.

Günümüzdeki tepetaklak ve bodoslama gidişin duyarlı insanları rahatsız etmemesi ve karamsarlığa yönlendirmemesi elbette olanaksız. Bu kötümserlik unsurları bizim Cumhuriyet dünyamız yazarları ve okurlarının yakından bildiği ve “Akil” falan olmayan normal insanların duyarlılık ortamında kendiliğinden ortaya dökülen aykırılıklardır. Kısaca hatırlayalım.

 

Köyler kentlere inmekte

Ülke nüfusundaki kontrolsüz hareketlilik ve sosyal iktidarlarca, özellikle son dönemlerde yoğun biçimde körüklenmiş oynaşmalar epeyce bir edilgenliğin ve aykırılığın kaynağında yer almaktadır. Demografik yapı ve toplumsal alışkanlıklar süratle ve kökleri sarsılarak yerinden oynamaktadır, köyler kentlere inmektedir; kentler kendi içinde sıkışmakta, çevrelere alabildiğine düzensiz ve disiplinsiz bir taşmayla doğanın bahşettiği dengeleri yok etmektedirler. Yeşilliklerin ve ağaçların yerine binalar gelmektedir. Bir zamanların sızılı ve dikenli oluşumu gözüyle bakılan gecekondular azalırken büyük ve orta boy kentler civarında siteler türemektedir. İlkel bir vahşeti yansıtırcasına birbirinden çirkin konut, işyeri ve alışveriş merkezi yapıları ortaya çıkmaktadır. Kentlerin yeni sakinleri de tüketime teslim edilmiş bir son dönem siyasal iktidarının da büyük gayretiyle toplumun arayışları içinde önde gelen bir otomobil sahipliği duygusu hızla ve hırsla ortalıkta dolaşmaktadır. Kentsel sağlık ve ulaşım altyapıları giderek yetersiz kalmaktadır. Bu arada ülkedeki okul sayısı yakınlarda inşa edilen toplam cami sayısının gerisinde kalsa da bir artış düzeni göstermektedir. Düz okuma bilen insan sayısı artarken okuryazar tanımındaki algılaması yüksekçe yurttaş sayısı hem toplamda hem de oransal olarak hızla azalmaktadır. Bunların yanı sıra toplum ve devlet yönetimi yetersizliğinden ve basiretsizliğinden kaynaklanan dış politika dengesizlikleri ve aykırılıkları da üstüne tüy dikmektedir.

 

Yandaş kesimler kollanıyor

Bunlarla birlikte, net ve saydam olmayan bir uluslararası desteğin de sağlamış olduğu bir garip ekonomik hareketlilik gözlenmektedir. Siyasal iktidarın mutlak kontrolündeki yazılı ve görsel yayın organları da bu duruma, sabah akşam alkış tutmaktadır. Ancak, toplam ulusal gelirin dağılımındaki adaletsizlik ve büyük dengesizlik, bu görüntüsel canlılığın köklerini çok tartışmalı hale getirmektedir. Ekonominin kamu bacağını ilgilendiren parçalarındaki denetimsizlik ve yandaş kesimlerin çıkarlarını kollama gayretinin yarattığı kaçaklar ekonomik gelişmenin sağlığı yolunda elbette insanların kafalarını karıştırıcı belirsizlikler yaratmaktadır.

Yandaş medya yalakalığı dış politikadaki basiretsizliğin ve kişiliksizliğin örtülmesine de yardımcı olmaktadır. Cumhuriyet ruhunun ve idealinin en güçlü dayanağını oluşturan ulusal bağımsızlık ilkesinden gittikçe uzaklaşılmakta olduğu derin üzüntüyle izlenmektedir.

 

Yeni tayin kuralları

Bunun yanı sıra kamu hizmetlerinde yetkin ve uzman olmanın yerine yandaş olmanın belirlediği yeni tayin kuralları yaygınlaşmaktadır. Bu yandaşlık ayrımcılığı etnik kaynak ve inanç dünyası farklılığı yaratacak biçimde huzursuzluk yaratan önemli bir unsur olarak kendini göstermektedir. Adına “çözüm” denen yapay ve kandırıcı düzenlemelerle toplumsal dengeleşmenin vicdani ve akılcı bir yolunun bulunabilmesi zor gözükmektedir. Son birkaç aylık dönemde, bu alanda, yaratılmış belirsizlikler ve kuşku verici saydamsızlıklar geleceğe dönük iyimserlikleri besleme şansını iyice azaltmaktadır. O dünyadaki yurtsever güzel insanların sayısının azaldığını onlara düşündürtebilmektedir. Ama, yukarıda da dile getirildiği gibi, durum ilk bakışta gözüktüğü kadar umarsız değildir. Çok gerilerde kalmadı. O güzel insanların dünyasına umut ışıkları serpiştiren bir Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) olayı yaşandı. Birilerinin deyişiyle birkaç çapulcunun başlattığı ama sonrasında öğrencisi, öğreticisi ve çalışanlarıyla birlikte on bine yakın insanın bir araya gelerek yaşanmış ve siyasal iktidarca kamuoyuna çok çarpıtılarak yansıtılmış bir sosyal oluşuma sahip çıkma ve karşı tarafların vicdansızlık tavrına protesto olarak bir toplu ses verme gayretleri çok anlamlıydı. ODTÜ gibi çok seçkin bir kurumda yaratılmış bulunan bu yüksek sesli protesto davranışının bile ülkedeki güzel insanlar sayısının çok azalmadığını gösteren bir sosyopolitik oluşum olarak hatırlanmasında yarar vardır. Bu satırların yazarının uzun yıllar hocalık, değişik dönemlerdeki akademik yöneticilik deneyimleriyle yakından tanıdığı ve duygusal yoğunlukla bağlı olduğu bu kurumun böyle umut verici bir davranış sergileme mekânı oluşturması toplumsal ölçekte özel anlam taşımıştır. Siyasal yöneticileri çok rahatsız ettiği için, kontrollerindeki medya tarafından çok çabuk geçiştirilen ince zekâ ürünü bir espriyle ifade edilmiş bir protesto sloganı da hatırlanmalıdır: “ODTÜ’ye 3500 polisle değil 500 puanla girilir.” ODTÜ dahil bilim, teknik ve tıp alanlarında eğitsel toplum hizmeti veren üstün kurumlarla küçük didişme ortamları yaratılmasını tahrik etmek yerine, onların bu ülkedeki varlığından gurur ve kıvanç duyulması gerektiği açıktır.

Umut kırıcı ve kuşku yaratıcı bir yığın edilgenlik içinde yaşanmakta olduğu bir gerçektir. Ama, umarsızlığa düşülmesi lüksüne hiç sahip değiliz. Sayısı bir miktar azalmış gibi gözükse de ülkenin ve toplumun güzel insanlarının dayanışmalı bir zindelik içinde ve dimdik durma zamanıdır. Böylece biline.