Libyayı bekleyen iki tehlike!

Geçici Ulusal Konsey'in (UGK) başkenti olarak kabul edilen Bingazi, adeta nükleer savaş sonrasını konu eden filmlerin setini andırıyor. Trablus'taki silah sesleri, burada artık duyulmuyor. Hemen her yerde yeni Libya bayrağı asılı. Bağımsız olmasından sonra Kral İdris'in seçtiği ay yıldızlı Libya bayrağı artık ülkenin resmi bayrağı olmuş.

25 Ağustos 2011 Perşembe, 07:32
Abone Ol google-news

Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesi ya da muhaliflerin deyimiyle “devrim” sonrası, Libya için belirsizliklerle dolu. Bir yanda aşiretler arası iç savaş olasılığı, diğer yanda İslamcı grupların baskısı, Libya’nın geleceğini tehdit altına alırken, ülkenin yeniden yapılandırılmasına yönelik ortaya çıkan milyarlarca dolarlık pasta, başta Fransa ve İtalya olmak üzere Batılı ülkelerin iştahını kabartıyor.


Nükleer savaş sonrası gibi...

Geçici Ulusal Konsey’in (UGK) başkenti olarak kabul edilen Bingazi, adeta nükleer savaş sonrasını konu eden filmlerin setini andırıyor. Trablus’taki silah sesleri, burada artık duyulmuyor. Türkiye’de işe gitme telaşıyla trafiğin kilitli olduğu saatlerde Bingazi; bomboş sokakları, yakılmış yıkılmış binaları, yarım kalmış inşaatları, kepenkleri kapalı dükkanlarıyla, ayaklanmacıların başkentinden çok bir hayalet kent görüntüsü veriyor. Hemen her yerde yeni Libya bayrağı asılı. Bağımsız olmasından sonra Kral İdris’in seçtiği ayyıldızlı Libya bayrağı artık ülkenin resmi bayrağı olmuş. Öyle ki, ülkenin yeni egemenleri, havalanındaki az sayıda olan Libya uçaklarının kuyruklarına Libya’nın yeni bayrağını koymuşlar.

Yollarda, büyük bilboardlara yazılmış özgürlük konulu sloganlar dikkat çekici. Ülkede “özgürlük” ve “devrim” havası esiyor. Gencinden yaşlısına, yabancıları gören herkes zafer işareti yapıyor ama Libya’nın yakın geleceği ciddi anlamda belirsizliklerle dolu. Libya’nın siyasetinden ekonomisine, bürokrasisiden, toplumsal yaşamına kadar hemen her alanda yeniden yapılanmasına gereksinim var. Ancak 41 yıldır ülkeyi yöneten Kaddafi rejiminin oluşturduğu sağlıksız yapının bugünden yarına kolay biçimde iyileştirilmesi çok olası görünmüyor. Bürokrasiden, polis asker gibi güvenlik güçlerine; ekonomik yapılardan ticari kuruluşlara, bankalardan, finansal sisteme kadar ülkenin bütün diğer kurum ve kuruluşları Kaddafi yönetimine göre şekillendirilmiş olduğu için, Libya’nın “yeniden yapılandırılmaya” sil baştan başlaması gerekiyor. Bunun için de ülke Batı’nın şiddetli desteğine gereksinim duyuyor!


Yüz milyarlarca dolarlık pasta

Aslında Libya’nın yeniden yapılandırılması, Batılı ülkeler için yüz milyarlarca dolarlık bir pasta demek. Başta, Kaddafi’nin vurulmasına öngcülük eden Fransa ve İtalya olmak üzere Batılı ülkelerin iştahını kabartıyor. Ülkenin yeniden yapılandırılmasının dışında, petrol ve doğalgaz da çok uluslu enerji şirketlerinin iştahını kabartan diğer iki unsur.

UGK’nin devlet ve bürokrasi deneyiminin olmaması, bundan sonraki süreçte en ciddi sıkıntılardan biri olarak gösteriliyor. Ülkenin yeni sahiplerinin, Kaddafi yanlılarını devlet yönetiminin dışında bırakmakla yetinmeyip, ciddi cezalandırmalara da gidecek olması bir “cadı avı” korkusunu da beraberinde getirmiş. Bugüne kadar devletin kritik noktalarında görev yapanların -ki bunların tamamına yakınının Kaddafi’nin yakın adamları olduğu biliniyor- dışarıda kalması, ülke yönetiminde ciddi bir boşluk yaratacak. O yüzden Türkiye’nin en önemli mesajlarından bir tanesi de bundan sonraki süreçte intikam duygusu ile hareket edilmemesi oluyor.
 

İç savaş korkusu

Muhaliflerin Kaddafi karşısında sağladığı askeri başarı -şimdilik- umut dolu bir iklim yaratmış olsa da Bingazi ve Misrata’da iki ayrı gruba ayrılan muhalifler arasındaki anlaşmazlığın ülkeyi kısa süre içinde bir iç savaşa süreklenebileceği olasılığı artık daha fazla seslendiriliyor. Kaddafi rejiminin tamamen ortadan kalkmasının ardından, aşiretler arasındaki anlaşmazlıkların daha görünür olacağına ve ülke genelinde egemenlik mücadelesinin başlayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu kaygıyı derinleştien bir başka nokta ise, ayaklanmacıların elindeki silahlar. Bu silahların geri toplanmasının olanaksızlığı biliniyor.

Öte yandan Libya’nın aşirete dayalı yapısı, ülkenin siyasal birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması için güçlü ve karizmatik bir lider zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Ancak, muhalefet içinde böyle bir lider bulunmuyor. Batılı devletler, kendi çıkarlar için böyle bir lider çıkarsalar/yaratsalar bile, bu ismin kısa süre içinde “tek adam” yönetimi oluşturacağından kimsenin kuşkusu yok. Üstelik Batılı devletlerin imaj çalışmasıyla öne çıkacak bir liderin, aşiretlerin tamamının desteğini alması da güç görünüyor. Bunun aşiretler arası bir çatışma olasılığını güçlendireceği, çatışmaların kısa süre içinde bir iç savaşa dönüşeceği korkusu egemen. Bu noktada, BM’nin devreye girip Güvenlik Konseyi kararı ile oluşturulacak bir Barış Gücü ile ülkedeki gruplar arasında uzlaşının sağlanması, istikrarın oluşmasına kakıda bulunması tartışılıyor. Ancak. BM Barış Gücü formülünün ülkedeki aşiretler arasında ne kadar kabul göreceği kuşkulu. Yanıtı aranan bir diğer soru da, bundan sonra kimin lider olacağı, ülkenin seçimlere hangi liderin ve siyasal yapının yönetimi altında gideceği...

Bugüne kadar iki isim öne çıkmış durumda. UGK’nin lideri Mustafa Abdülcelil ve UGK’nin Yürütme Kurulu Başkanı Mahmud Cibril. Abdülcelil’i destekleyen tabanının çok güçlü olmadığı biliniyor. Cibril’in ise geçiş dönemini yönetecek kadar deneyimi bulunmadığı söyleniyor.

Libya’nın geleceği için bir başka tehdit ise ülkenin İslamcı grupların baskısı altında olması. El Kaide militanlarının, muhaliflerle birlikte Kaddafi’ye karşı savaştığı biliniyor. Yeni yönetimden onların nasıl bir pay isteyeceği şimdilik bilinmese de, radikal İslamcı yapıların bundan sonraki süreçte önemli talepleri olacağı biliniyor. Bu konuya ilişkin Bingazi’de çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. Aşiretler arası olası bir çatışmada, el Kaide’nin profesyonel savaşçıları! ile kilit bir rol üstleneceği; destek vereceği aşiretin güç kazanacağından ötürü, ülke yönetiminde etkin bir rol talep edebileceği bile konuşuluyor.
 

Libya pastasından pay alma yarışı kızıştı

Kaddafi rejiminin fiilen devrilmesinin ardından, Libya pastasından pay kapma yarışı da hızlandı. İtalya, Geçici Ulusal Konsey’den (UGK) Libya’daki yatırımlarının korunacağı garantisini alırken, Fransa Temas Grubu’nu Paris’te toplama manevrası ile bir adım öne çıktı. Diplomatik kaynaklar, UGK’nin resmi açıklamalarına yansıtmasa da, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda, Kaddafi döneminde yapılan kontratların korunacağı garantisini verdiğini söylediler.

Muhaliflerin Trablus’a girmesinin ardından, Libya konusundaki rekabet de kızıştı. Türkiye, UGK ile kurduğu yakın diyalogla öne çıkmaya çalışırken, Çin ve İtalya bu ülkedeki yatırımlarının korunacağı garantisini aldı. Türkiye ise UGK’ye sağladığı nakdi yardımla ilişkilerini yakın tutma çabası içine girdi. Kaddafi’yi destekleyen Pekin yönetiminden ise “Libya’nın bir an evvel istikrara kavuşmasını, Libya’nın Çinli yatırımcıların hak ve çıkarlarını korumayı sürdürmesini, gelecekte bu Libya ile yatırımlara ve işbirliğine devam etmeyi umuyoruz” açıklaması geldi. Libyalı muhaliflerin Roma sözcüsü Hafed Gaddur da Kaddafi’nin devrilmesinin ardından İtalya ile yapılmış sözleşmelere saygı gösterileceğini açıkladı. Gaddur, “İtalya ve Libya iki yakın ülkedir ve tüm mutabakatlar her iki ülkenin ve halklarının çıkarınadır. Bu yüzden imzalanmış bütün sözleşmeler teyit edilecek” diye konuştu.

Türkiye ise bu ülkedeki yatırımlarının korunacağı konusunda UGK’den garantiyi kapalı kapılar ardında aldı. Bu garanti, resmi açıklamalara yansımadı. Diplomatik kaynaklar, UGK ile yapılan ilk toplantılardan itibaren bu konunun gündemde olduğunu, ilk temaslarda yoğunluklu olmak üzere muhaliflerin Türkiye’nin Libya’daki yatırımlarının korunacağı garantisini verdiğini belirttiler.