'Milletimiz terörle terbiye edilecek bir millet değildir'

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ''Milletimizi bazı güçlerin terörle terbiye etmek istediklerini biliyoruz. Ama bizim milletimiz terörle terbiye edilecek bir millet değildir'' dedi.

19 Haziran 2010 Cumartesi, 14:49
Abone Ol google-news

Hollandalı Türk İşadamları Derneği'nin (HOTİAD) düzenlediği 4. Maastricht Ekonomi zirvesinde yaptığı konuşmasında Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Türkiye'nin terörle mücadele eden bir ülke olduğunu ve bu sabah 10 askerin şehit verildiğini hatırlattı. Ergün, şehit askerlere Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı dilediğini belirterek, şöyle konuştu: ''Milletimizi bazı güçlerin terörle terbiye etmek istediklerini de biliyoruz. Ama bizim milletimiz terörle terbiye edilecek bir millet değildir. Milletimizi terörle terbiye edeceklerini, siyasi ve ekonomik hedeflerinden terörle saptıracaklarına inanıyorlarsa, bunu başaramayacakları söylüyorum. Avrupa Birliği ülkelerinden bu konuda da yakın destek bekliyoruz. Terörün kaynaklarının kurutulmasında lojistik, finansal desteklerinin kesilmesinde ve propaganda gücünün kırılmasında, Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye ile daha yakın bir iş birliği yapmasının zaruri olduğunu belirtmek istiyorum.''

Hollandalı Türk İşadamları Derneği'nin (HOTİAD) düzenlediği 4. Maastricht Ekonomi zirvesinde yaptığı konuşmada Ergün, bu organizasyonun bile, Türklerin Avrupa'ya ne kadar iyi entegre olduklarını, Avrupa'ya derinlik ve genişlik kazandırdıklarını gösterdiğini kaydetti. Ergün, Hollanda'da yaşayan Türklerin 6 milyar doları bulan yatırımları ile 60 binden fazla istihdam sağladığını ifade ederek, bugüne kadar kendi işlerini geliştiren Türk iş adamlarının, artık iki ülkenin ilişkilerinin gelişmesinde de inisiyatif kullandığını dile getirdi.

Küreselleşmenin, bölgesel entegrasyonlar ve teknolojideki muazzam ilerleme neticesinde, siyasi sınırların anlamının değiştiği bir dönemden geçtiğini vurgulayan Ergün, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu süreçte, ülkeler arasındaki ikili ve çok taraflı ilişkiler, geçmişte olduğundan daha girift bir yapı arz ediyor. Bu girift yapı içinde, sivil unsurların ve özellikle iş dünyasının daha çok ön plana çıktıklarını görüyoruz. Bu toplantının bu sivil boyutunu da çok önemli ve değerli bulduğumu ifade etmek isterim. 2008 yılında 1 trilyon doları aşan dış ticaret hacmi ve 40 bin dolarlık kişi başına milli geliri ile Hollanda, dünyanın en başarılı ekonomilerinden birisidir. Bu noktada, Türkiye'nin de bulunduğu coğrafya, tevarüs ettiği tarihi birikim ve sahip olduğu nüfus itibariyle, büyük bir potansiyele sahip olduğunu ifade etmeliyim.''

Bu toplantının, dünyanın en büyük 17. ve 16. ekonomisine sahip iki ülkesini bir araya getirdiğine işarete eden Ergün, böyle büyük iki ekonomi arasındaki ekonomik ilişkilerin de büyük olması gerektiğini, ancak iki ülke arasındaki dış ticaret hacminin son yıllarda gösterdiği önemli artışa rağmen, iki ülkenin potansiyelinin çok daha büyük olduğunu kaydetti.
 

İki ülke arasındaki dış ticaret hacmi

Ergün, 2002 yılında 2,3 milyar dolar olan iki ülke arasındaki dış ticaret hacminin, 2008 yılında 6,2 milyar dolara ulaştığını, 2009 yılında ise küresel kriz nedeniyle 4,6 milyar dolara indiğini anlatarak, şunları kaydetti: ''Türkiye, dünyanın en büyük 6. ihracatçısı ve en büyük 7. ithalatçısı olan Hollanda ile çok daha fazla ticaret yapmayı istemektedir. Ben, dış ticaret hacmimizi, birkaç yıl içinde 10 milyar doların üzerine çıkarabileceğimize inanıyorum. Zira bu iki ülkenin ağırlıklı olarak ticaretini yaptığı ürünlerin birbirleriyle eşleştiğini de görüyoruz. Mesela Hollanda'nın ithalatının neredeyse yarısını oluşturan makineler ve ulaşım araçları ile kimyasal ürünler grubunda, Türk özel sektörünün çok başarılı olduğunu hatırlatmak isterim. Ticaretimizin yanı sıra iki ülke arasındaki karşılıklı yatırımları ve üçüncü ülkelerde yapılacak ortak yatırımları da artırmamız gerekiyor. 2003 yılında Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasası'nı çıkartarak, yerli ve yabancı yatırımcı ayrımına son verdik, yerli yatırımcılara sağladığımız her türlü teşvik ve kolaylıkları yabancı yatırımcılara da sağladık. Bu yasanın ardından, Türkiye uluslararası yatırımlar için önemli bir cazibe merkezi haline gelmiştir.''

Son yıllarda bir çok Hollanda firmasının da Türkiye'de yatırım yaptıklarını ve bu yatırımlardan son derece memnun kaldıklarını dile getiren Ergün, Hollanda asıllı firmaların Türkiye'deki toplam sermayesinin, 32 milyar dolar olup, Avrupa ülkeleri içinde 1. sırada yer aldığını söyledi.
Ergün, Türk iş adamlarının da Hollanda'da 4,2 milyar doları bulan yatırımlarını artırmaları gerektiğini belirtti. Türkiye ekonomisinin, 2002 yılından itibaren birçok yapısal sorununu geride bıraktığını ve çok başarılı bir performans gösterdiğini anlatan Ergün, 2009 yılında, küresel kriz nedeniyle yaşanan daralmaya rağmen, Türkiye ekonomisinin, son 7 yılda, yıllık ortalama yüzde 4,3 oranında büyüdüğünü anımsattı. Ergün, Türkiye'nin, bütçe performanslarına bakıldığında, Avrupa'nın en başarılı ülkelerinden birisi olduğunu belirterek, Türkiye'nin 2006, 2007 ve 2008 yıllarında bütçe açığı bakımından Maastricht Kriterini karşıladığını söyledi.
 

'Türkiye, kriz döneminde kaybettiklerini en erken telafi eden ülke...'

Türkiye'nin, geçen yıl, küresel kriz nedeniyle bilinçli bir şekilde bütçe açığı verdiğini, buna rağmen, 2009 yılında bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 5,5 düzeyinde gerçekleştiğini anlatan Ergün, aynı dönemde, Türkiye'nin bütçe açığının milli gelire oranının, İngiltere'de yüzde 13,5, İspanya'da yüzde 11,2, Portekiz'de yüzde 9,4 ve Fransa'da ise yüzde 7,5 olduğunu ifade etti. Avrupa Birliği ülkelerinde şu anda Maastricht kriterleri diye bir kriter kalmadığını savunan Ergün, Maastricht kriterlerinde bu oranın yüzde 3'ün altında olması gerektiğini bildirdi.

Bakan Ergün, bu yılın ilk beş aylık performansına bakıldığında, geçen yılın aynı dönemine göre bütçe açığının yüzde 51,7 oranında azaldığını vurgulayarak, bu rakamların Türkiye'de ekonomi yönetiminin istikrarlı ve başarılı performansının açık bir göstergesi olduğuna işaret etti. ''Türkiye, kriz döneminde kaybettiklerini telafi etmeye en erken ve en hızlı bir şekilde başlayan ülkelerden birisidir'' diyen Ergün, Türkiye ekonomisinin, 2009 yılının son çeyreğinde yüzde 6 oranında büyüdüğünü, bu yılın ilk çeyreğinde de çift haneli bir büyüme beklediklerini belirtti.

Bakan Ergün, OECD ve IMF'nin son yayınladıkları raporlarda, Türkiye'nin bu yıl yüzde 6,2 ve 6,8 gibi yüksek oranlarda büyüyeceğini açıkladığını anımsatarak, Türkiye'nin ihracatında gözle görülür bir toparlanma yaşadığını ve yılın ilk beş ayında ihracatın yüzde 23 oranında arttığını söyledi.

'Türkiye zaten Avrupalı bir ülke...'

Türkiye'nin, 2009 yılının Mart ayından bu yılın Mart ayına kadar, 1 milyon 593 bin kişilik istihdam oluşturmayı başardığını dile getirerek, ''Bu dönemde, bir çok ülkede işsizliğin artmaya devam ettiğini de hatırlatmak isterim. Türkiye'de yüzde 16'lara kadar yükselen işsizlik yüzde 13,5'lere gerilemiş. Yıl sonunda bu oranı yüzde 10'lara çekmek istiyoruz'' diye konuştu.

Nihat Ergün, Türkiye'nin, insanlığın evrensel değerlerini tüm samimiyetiyle benimsediğini, bu değerlerin korunması ve gelişmesi için çaba gösterdiğini vurgulayarak, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmasının, sadece Avrupa ve Türkiye için değil, dünya için de önem taşıdığını belirtti.

Ergün, ''Tarihi biraz olsun okuyan herkes, Türkiye'nin zaten Avrupalı bir ülke olduğunu bilecektir. Burada özellikle Hollandalı dostlarımızdan, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecine destek olmalarını beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Avrupa Birliği'ne üye olsun veya olmasın, Türkiye'nin yönü bellidir. Türkiye'nin yönü adalet, demokrasi ve kalkınmadır'' dedi.
 

BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a yaptırım uygulanması

BM Güvenlik Konseyi'nde, İran'a yaptırım uygulanması kararına ilişkin Türkiye'nin tutumunun bazı ülkeler tarafından eleştirildiğini dile getiren Ergün, şunları kaydetti: ''Türkiye'nin bu kararı dünya barışına katkı sağlamak açısından önemli. Diplomatik temaslarınızı geliştirmediğiniz yerde ekonomik temaslarınız da zorlaşmaktadır. Türkiye'nin dış politikası ile ekonomisi arasında yakın bir ilişki vardır. Bu ilişki nedeniyle ihracatımız artmıştır. Dolayısıyla dış politikanın eleştirilmesinin anlamı yoktur. Dış politika ekonomik politika ile entegredir. BM konseyinde Türkiye'nin tutumu İran meselesinde diplomatik kanalların açık kalmasını sağlamak içindir. Türkiye'nin bu tutumu diplomatik başarısının BM'de başka mecralara çekilmesini önlemek içindir. BM kararının bazı ülkelerden ne kadar adil olduğunun da sorgulanması gerekmektedir. Rusya, Fransa ve Çin gibi ülkeler kendi çıkarlarını korumayı garanti altına aldıktan sonra bu kararın alınmasını sağlamıştır. Bu da bu kararın ne kadar adil olduğunun göstergesidir."

 

'Türkiye'de terör lokal bir eylem olma özelliğini çoktan kaybetti'

Ergün, Hollandalı Türk İşadamları Derneğinin (HOTİAD) düzenlediği 4. Maastricht Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Türkiye'de terörün lokal bir eylem olma özelliğini çoktan kaybettiğini dile getiren Ergün, Türkiye'deki terör örgütleri ile terörden yararlanmak isteyen unsurların işbirliğine girdiğini kaydetti.

Nihat Ergün, şunları söyledi: ''Terörün, bir ülkenin içindeki sosyal ve ekonomik gelişmelerle ilgisi olmayan, uluslararası siyasi gelişmelerle ilgisi olan veya o siyasi amaçlara taşeronluk yapan bir hale dönüştüğünü uzun zamandır biliyoruz ve konuşuyoruz. Türkiye'deki terör örgütünün de uluslararası boyutu olduğunu zaman zaman Avrupa ülkelerinde zemin ve destek bulabildiğini ve AB ülkelerindeki zeminin ve desteğin zayıflatılması ve ortadan kaldırılması için çok ciddi temaslar yapıldığını hepiniz biliyorsunuz. Ancak bu temaslar zaman zaman çok yavaş ilerlemektedir. Terör örgütlerinin eylem kabiliyetini ortadan kaldırmak için bu temaslar karşılıklı büyük bir önem kazanmaktadır. Bu işbirliğinde Avrupa Birliğinde (AB) de zaman zaman yavaşlama olduğunu görüyoruz ve eleştirilerimizi de yapıyoruz. Mesela Danimarka'da örgütün propaganda aracı haline gelen televizyon konusunda önemli bir ilerleme sağlayamadık. Belçika'da terör örgütü mensupları yakalandıkları halde hem yargılanmaları hem de Türkiye'ye iadeleri konusunda bir takım sorunlar ortaya çıktı.'' Terörle mücadelenin uluslararası sıkı işbirliğini zorunlu kıldığını vurgulayan Ergün, Orta Doğu'da özellikle Irak'ın işgalinden sonra ortaya çıkan farklı tablonun terör örgütlerinin eylem kabiliyetini de artırdığını anlattı.

Bakan Ergün, Türkiye'nin ekonomik ve siyasi alanlardaki ilerlemesinden rahatsız olan bazı çevrelerin, bu terör örgütlerinin eylem kabiliyetini artıracak bir takım lojistik destekleri verebileceği ihtimaline dikkati çekerek, şunları söyledi: ''Türkiye'nin ilerlemesinden rahatsız olan çevrelerin terör örgütü vasıtasıyla milletimizin moralini bozmak hem milletimizin birlik ve beraberliğini tahrif etmek hem de hükümetin yanlış politikalar izleyebilecek bir sarsıntı geçirmesini sağlama gibi amaçları olduğunu görüyoruz. Bunlar üzerinde elbette gerekli çalışmalar, değerlendirmeler yapılıyor. Eğer milletimizi terörle terbiye edebileceklerini, yanlış istikamete sokacaklarını, hedeflerinden siyasi ve ekonomik ilerleyişinden ve yükselişinden vazgeçireceklerini sanıyorlarsa bu terörle yapılacak bir mesele değildir. Terör örgütlerini bu amaçla desteklemeyi düşünenlerin, bu amaçlara ulaşılamayacağını görmeleri gerekiyor.''

Türkiye'nin AB üyeliği

Türkiye'nin AB üyeliği için pozisyonunu çok açık bir şekilde ortaya koyduğunu ifade eden Ergün, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerini yürüttüğünü anlattı. Bakan Ergün, Türkiye'nin demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler konusunda Avrupa standartlarını yakaladığını belirterek, ekonomik gelişmişlik düzeyi ile de Avrupa standartlarında bir ülke olmak istediğini belirtti. ''Avrupa Birliği (AB), siyasi kararını Türkiye'nin AB'liğine üye olmaması istikametinde verirse bu AB'nin büyük kaybı olur bizim düşüncemiz budur. Pozisyonumuz da bu noktadadır'' diyen Ergün, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Türkiye seçeneksiz bir ülke değildir. Ama Türkiye samimi bir ülkedir. Türkiye AB'ye girme ve AB standartlarını yakalamış bir ülke olma konusunda samimiyetini Avrupa'ya karşı ispat etmiştir. Türkiye'nin samimiyetini ispat etme meselesi yoktur. Burada AB ülkelerinin Türkiye'ye karşı samimiyetlerini ortaya koyma sorunu vardır. Bu da AB ülkelerinin özellikle Fransa ve Almanya'nın başını çektiği bir sorundur. Onların AB'nin çıkarının nerede olduğu meselesini iyi düşünmeleri gerekmektedir.''