Mizah bir çıkış, tünelin sonundaki ışık

Erdil Yaşaroğlu'nun yirmiden fazla karikatür kitabı var. Unutulmaz karakterleri ve efsaneleşmiş karikatürleri de cabası. Şimdi ise Komikaze serisinin 15. kitabı "Sosyal Hayvan" yayımlandı.

25 Aralık 2011 Pazar, 09:20
Abone Ol google-news

Yaşaroğlu’na göre özellikle 70’ler mizah ve çizgi için çok önemli. Ayrıca karikatürün Türkiye’deki değişimi de Oğuz Aral’ın Gırgır’ı ile başlıyor; “Bana kalırsa bu kırılma bir devrim. Zaten Türkiye’deki mizah ve karikatür iki yüzyıllık ciddi bir yayın geçmişine sahip”. Yaşaroğlu, efsane karakteri Marlon’u artık çizmiyor. Peki, neden? Anlatıyor:

“Marlon’dan sıkıldım biraz. Ben sıkılınca okuyucu daha çok sıkılır. Yapmak istemediğinizi yapmayın, nerede duracağınızı bilmeniz gerekli. Marlon benim bir alt karakterimdi ama bunu yapmam gerekiyordu. Şu an toplamda 20 tane kitabım var ve bu ‘Komikaze’ serisinin 15. kitabı. Bu kitaplar 22 yıllık bir maceranın ürünü. Her kitap birbirinden farklı, hem espri hem çizgi olarak değişik. Büyümemin bir kanıtı”. “Sosyal Hayvan” bildik ve popüler bir tanımlama. Yaşaroğlu ise hayvanlar üzerinden insanları anlatıyor. Çünkü hayvanların dünyası daha eğlenceli, renkli. “Her hayvanla insanlar aracılığı ile empati kurabilirim” diyor, “mesela bir kurtla empati kurarken aslında aç ve tehlikeli bir insanın duygularını kendimleştiriyorum. Zaten neyle uğraşırsak da aslında kendimiziz. Şöyle deneyelim, şimdi birimiz domuzuz diğerimiz kurt, karşılaşıyoruz. Kurdun Müslüman olduğunu gören domuz sevinmez mi? İşte böyle... Önce konuyu bulursun, sonra görüntü gelir.”

Arabayı her yıkadığında yağmur yağan insanlar vardır, ya da ilk kez giydiği pantolonuna ilk dakikasında leke bulaştıranlar. Bu iş de böyle. Rastlantısal hayatın üzerine zaman ve mekân koyuyor Yaşaroğlu, bu tiyatronun oyuncuları da hayvanlar. Devam ediyor anlatmaya: “Penguen kutupta normaldir ama bedevi kılığında çöle aldığında onu, gülmeye başlarsın. Daha yazı balonu bile yoktur ortada. Benim karikatürlerimde okuyucu ya da izleyici, o anın öncesini ve sonrasını düşünüyor. Sanırım keyfi de oradan alıyor. Yani seyirciye hayal alanı bırakmış oluyorum, boşlukları onlar dolduruyor.”

Mizahın yetmediği yerler var ama her şeyin mizahı yapılabilir. Mizah da yalnızca “kahkaha” demek değil. Yaşaroğlu’na göre zihniniz de gülebilir. Bulmaca çözerken aldığınız keyif gibi. Mesela onun ilk kitabında ağlatan karikatürlerin olması da bu yüzden şaşırtıcı değil. Mizah özü gereği elbette muhalif, eleştirel. Ama sınırlarını yine diğer özgürlükler belirliyor. Hani diyorlar ya “Türkiye’de çok malzeme var mizah için.” Yaşaroğlu buna tam olarak katılmıyor çünkü bu malzemenin yüz yıldır aynı kaldığını söylüyor. “Ben üç yıldır Tuzla’daki işçi ölümleri üzerine karikatürler çiziyorum. Hiçbir şey değişmiyor bu ülkede. Mizahçı için bu üzücü, ülke için kahredici. Sürekli baskı altında yaşanmış buralarda. Şimdi de oturmamış demokrasiler bunun cabası. İşte mizah da bir çıkış, tünelin sonundaki ışık. İlk 70’lerde herkese hitap eden ve herkesin derdini dillendiren bir karikatür dergisi yakıyor ateşi. Anarşimiz Limon’la başlar aslında. Dili keskindir, başkaldırıdır hatta Limon. Sonra Leman’a evrilir ve dergiler de çeşitlenir. Mizah zaten şarap gibidir, yıllanır.” Öyle ya hiç tıkanmıyor mu mizah damarı, o zaman ne yapıyor Yaşaroğlu? “Ben tıkandığımda farklı bir terapi yapıyorum. ‘Ulan Erdil, çeyrek yüzyıldır çiziyorsun! Şimdi mi yapamayacaksın’ diyorum ve yola devam ediyorum. Ben ve benim gibiler aklımıza geldikçe çizme lüksüne sahip değiliz, çünkü haftalık üretiyoruz. İyi bir espri bulmak ciddi bir mesai demek.”

Karikatürdeki kader anı ise yine Oğuz Aral’la bir sohbetten geliyor. “Evet, hiç unutmam Oğuz Aral ile sohbet ediyorduk. Bir ara bana döndü ve öyle etkileyici bir şekilde ‘rahat ol, rahat düşün, sıkılma. İşin aslı bu’ dedi ki. Tüm soru işaretlerim gitti. İşte mizahta usta-çırak ilişkisi çok değerli. Çünkü gidebileceğiniz okul yok, kurs yok. Tecrübelerini aktaran bilgeler var.”