Neden yaşlandıkça zaman daha hızlı geçiyor diye düşünüyoruz?

Orta yaşlılar ve yaşları daha geçkin kişiler sıklıkla zamanın su gibi akıp geçtiğinden yakınırlar. Hatta bu duygu insanların pişmanlık duymalarına da yol açar.

30 Mayıs 2020 Cumartesi, 06:00
Abone Ol google-news

Peki, zamanın çok hızlı geçtiği duygusunun çağlar boyunca süregelmiş en gizemli konulardan biri olduğunu biliyor muydunuz? Münih Maximilian Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından Marc Wittman ve Sandra Lenhoff, yaşları 14 ile 94 arasında değişen 499 katılımcıdan zamanın akışı konusundaki duygularını, “çok yavaş”tan “çok hızlı”ya uzanan değerlendirmelerini istediler.

ÖRÜNTÜ ORTAYA ÇIKTI

Katılımcıların büyük bir çoğunluğunun saatin acımasız bir hızla tıkladığı duygusuna kapıldıkları görüldü. Ancak daha uzun süreler - örneğin on yıllar - söz konusu olduğunda belli bir örüntü ortaya çıktı:

Daha yaşlı kişiler arasında genelde zamanın daha hızlı aktığı algısı egemendi. Bu kişilerden yaşamlarını daha ayrıntılı bir biçimde değerlendirmeleri istendi. 40 yaşın üzerindeki katılımcıların, çocukluklarında zamanın daha yavaş geçtiği ve yeniyetme yıllarından erken erişkinlik dönemine dek bu akışın giderek hızlandığı duygusunu paylaştıklarına tanık olundu. Yaşları daha geçkin olan kişilerin böyle bir duyguya kapılmalarının somut birtakım nedenleri var. Örneğin, doyasıya eğlendiğimizde zaman gerçekten de uçup gider.

Yeni bir serüvenin yaşanması, insanlara o anda zaman çok daha hızlı geçiyormuş hissi verir. Ancak sonradan tüm o yaşananlar anımsandığında, insanlara sıradan bir deneyimlerden sadece biraz daha uzun sürmüş gibi gelebilir. Peki, ama neden? Beynimiz yeni deneyimleri belleğe kodlar ve geriye dönük zaman değerlendirmemiz belirli bir dönemde kaç yeni anı yarattığımıza dayanır. Örneğin, bir hafta sonu kaçamağında ne kadar çok yeni hatıra oluşturursak bu hafta sonu belleğimizde o kadar uzun sürmüş gibi gelir.

Hammond’ın “tatil paradoksu” dediği bu olgu, yaşlandıkça geriye bakıldığında zamanın insanlara neden daha hızlı geçmiş gibi algılandığı yönündeki en iyi ipuçlarından birini sunuyor. Çocukluktan erken erişkinliğe uzanan dönemde, insanlar çok sayıda yeni deneyimlerden geçip sayısız yeni beceriler edinirler.

Ancak erişkinlik döneminde yaşam çok daha tekdüzeleşir ve çok daha az sayıda alışılmadık anlar yaşanır. Sonuçta yaşamın ilk yılları kişinin otobiyografik belleğinde daha fazla temsil ediliyor ve sonradan üzerinde düşünüldüğünde çok daha uzun sürmüş gibi görünüyor.

www.scientificamerican.com