Oya gibi işlenmiş bir yorum

Borusan Filarmoni Orkestrası’nın 9 Mayıs Perşembe akşamı Lütfi Kırdar’daki konserinin doruğu, bana göre, ikinci bölümde seslendirdiği Dmitri Şostakoviç’in Op.47 Re Minör 5. Senfoni’siydi.

11 Mayıs 2013 Cumartesi, 11:27
Abone Ol google-news

1936’da “Lady Macbeth” operası nedeniyle Pravda’da eleştirilen Şostakoviç’in korku içinde geçirdiği aylardan sonra “klasik biçimde” bestelediği ve yeniden göze girmesini sağlayan bu senfonisi bestecinin o korku dönemindeki iç çatışmalarını, ruhsal gelgitlerini yansıtır bir bakıma. Borusan Filarmoni, sürekli şefi Sascha Goetzel’in yönetiminde inceliklerle örülmüş bu önemli senfoniyi, dramatik ve lirik bölmelerini gereğince vurgulayarak ve ayrıntıları oya gibi işleyerek olağanüstü yorumladı.

Konserin ilkyarısında ise ilginç bir ortak yanları olan iki besteciyi dinledik. 1897’de ölen Johannes Brahms ile onun ölümünden yaklaşık iki ay sonra doğan Erich Wolfgang Korngold’u. Orkestra, 19. yüzyılın ikinci yarısının önemli bestecilerinden Brahms’ın Op.81 Re Minör Trajik Uvertür’ünü seslendirdikten sonra 20. yüzyılın ilkyarısında ürün veren Avusturyalı besteci Korngold’un Op.35 Re Majör Keman Konçertosu’nda Hollandalı kemancı Isabelle Van Keulen’e eşlik etti. “Son romantik” Korngold’un keman ustalıklarına önemli yer verdiği ve daha önce, ilk seslendirişini yapan efsane kemancı Yascha Heifetz’den dinlediğim konçertoyu başarıyla yorumlayan Van Keulen, dinleyicilerin yoğun ve ısrarlı alkışına karşın bir kez bile “bis” yapmayarak şaşırttı.

Mesut İktu’dan Rus ezgileri


Yazımı, bu konserden birkaç gün önce izlediğim, Şostakoviç’le başlayıp biten bir başka konsere değinmeden bitirmek istemiyorum. Süreyya Operası’ndaki konserde, İstanbul Oda Orkestrası’nın Hakan Şensoy yönetiminde seslendirdiği iki Şostakoviç yapıtı arasında, yine orkestranın eşliğinde bariton Prof. Mesut İktu’dan İkinci Dünya Savaşı için bestelenmiş Rus ezgileri dinledik. Hüzün, korku, kaygı, umut duygularıyla örülmüş bu ezgiler, Mesut İtku’nun Rus “duyarlığını” duyuran sesiyle, çocukluğumun “karneli” yıllarına ve daha çok da Nâzım’ın tutukevinde radyodan savaşı izleyişine götürdü beni. Ve “karlı kayın ormanına”, “Bu yoldan otuz yıl önce de geçtim / vagonda şarkılar vardı yine” dizelerine... Anlamlı bir konserdi.