Özgeye, Pınar'a ağlayıp bitirmeyelim bu işi

Ayşen Zamanpur: Hayatla ilgili davam bitmiş değil. Ama ben bu dünyayı gençlerin daha iyi idare edebileceğini daha demokratik, daha çevreci olacaklarını düşünüyorum.

05 Ekim 2020 Pazartesi, 13:56
Özgeye, Pınar'a ağlayıp bitirmeyelim bu işi
Abone Ol google-news

Her şey 1991'de İç Mogolistan ağıllarında keçi kovalamakla başladı. Hep farklı olanın özgün olanın peşinden koştum diyor  Silk&Cashmere’in Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Zamanpur. Aristokrat ulaşılmaz ürün olarak bilinen kaşmiri demokratik hale getirdim diyor. Değişen dünyada zamını gençler gibi algılamam mümkün değil deyip şirkette dümeni çocukları Ferhat ve Yasemin'e devrediyor. “Keçilerin peşinden gidip keçileri kaçırdım” diyen Ayşen Zamanpur ile mağaza vitrinlerine astıkları İstanbul Sözleşmesi yaşatır yazılarını, yönetimi gençlere devretmesini ve tutkularını konuştuk.

* Fazlaca enerjik ve çılgın bir kişisiniz, hayalinizdeki iş de bu muydu?

Her zaman farklı özgün, kimsenin denemediği bir alan arayışım vardı. İlkokul birinci sınıfın ilk gününde annem babam beni okula bırakmış, ev yakın olduğu için ikinci günü kendin gelirsin demişler. İkinci günü okuldan döndüğümde anneme sıkıldım demişim ben hep bu yoldan mı okula gidip geleceğim diye. Klişe dışı işlere ilgim var benim. Markayı yaratırken kaşmire büyük ilgim vardı. 1992'de markayı yarattığımızda Türkiye'de çok kimse kaşmiri bilmezdi. Hayalim kaşmir değildi ama, kimsenin olmadığı farklı bir alanda hep olma hayalim vardır. 

* Hammade için keçilerin peşinde İç Moğolistan'a kadar gittiniz...

Keçilerin peşinden gidip keçileri kaçırdım. Keçinin inadı da bana geçti. Keçi benim hayatımın sembolü. Keçinin sadece inatçılığı yok, iki yolu olsa zor olanını seçiyor. İç Moğolistan'da gitmediğim ağıl kalmadı. Gerçekten keçiler beni gezdirdi. Keçinin peşinde 1991'de gittim. 1992'de de markayı kurduk. Bizim oralardan kaşmir almamız için Çin devletiyle ortak olmamız gerekiyordu. Ortaklıklarımız devam ediyor. Son 5 yıldır Çin'den ithalata getirilen kısıtlamalar nedeniyle ipliğin büyük kısmını Türkiye'den temin ediyoruz. 

DÜNYA ARTIK GENÇLERİN

* Bu kadar genç olmanıza rağmen şirketi bir yıl önce çocuklarınıza devrettiniz, nasıl oldu bu?

Dünyada bir koltuk sevdası var. Kendime uzaktan bakmayı öğrettim. Gördüm ki şirketleri ikinci nesle devretemede ciddi sancılar yaşanıyor. Geç devirde iki tarafa da haksızlık oluyor. Birincisi koltuğu devretmeyen haris bir işveren durumuna düşüyor. Öbürü de yetkisi ve etkisi tam olmayan ama bütün sorumluluğu konumda oluyor. O süreç uzadıkça çok tehlikeli olmaya başlıyor. 

Her şeyi biliyor olma hissini yenemiyoruz. Her şeyi bilen birinin orada olması bazı şeyleri durduran bir durum. Yanlış yönlendirebiliyorsunuz. Deneyim çok da güzel ama gelişmekte olan hızla değişen bir dünyada da ikinci nesil gibi şu günü algılamam imkansız. Her yerde varım, Instagram, twitter, linkedin çağı takip ederim. Ama benim 30 yaşındaki biriyle bugünü aynı frekansta okumam mümkün değil. O yüzden kendimi geri çekip iyi ki de gençlere fırsat vermişim diyorum. 

* Ne danışıyorlar size?

Ben 3 yıldır gideceğim diyordum. AVM'ler ve bankalarla ilgili süreci bir süre ben götürdüm. Yavaş yavaş onlara devrettim. Pat diye gitmedim. Ama öyle yayarak sürüncemede de bırakmadım. Sağlıklı bir geçiş oldu. 

* Ama şu anda yönetim kurulu başkanısınız tam noktayı ne zaman koyacaksınız?

Şu anda gerçekten karışmıyorum işlere. Onu da bir şekilde çözmek lazım. 300 kişilik çok güzel bir ekipleri var. Sonsuza kadar uzamaması gerekiyor bu işlerin. Danışman olarak olabilir.

Bazı patronlar bana kızıyor. Tecrübe tabi ki şart. Ama bunu çok da uzatmamak lazım. Kendimi hiç de yaşlı hissetmem hayatla ilgili davam bitmiş değil. Ama ben bu dünyayı gençlerin daha iyi idare edebileceğini daha demokratik, daha çevreci, daha makul olacaklarını düşünüyorum. Bu dünya artık onların dünyası ve onların daha başarılı olacaklarına inanıyorum. Herkes çocuğuna devredecek diye bir şey de yok kurumsal, profesyonel ekiplere de devredilebilir. 

Ayşen Zamanpur, Şehriban Kıraç'a konuştu.

* Mağaza vitrinlerinize İstanbul Sözleşmesi Yaşatır yazısı astınız sizden mi çıktı bu fikir?

Yasemin Zamanpur'un fikriydi. İstanbul Sözleşmesine ilk günden itibaren sahip çıktık. Vitrinlerimize taşıdık. Tüm dünyadaki vitrinlerimizde var. Biz uzun yıllar gelirimizin bir bölümünü Mor Çatı'ya verdik. Diyarbakır'da 18 yıldır kadınlarla Kulp ilçesinde Diyarbakır Şalları Projesi yürütüyoruz. Bu kapsamda atölyelerde yüzde 100 Diyarbakır ipeğinden saf ipek şallar üretiyoruz. Onların makine parklarını geliştirmek istiyoruz.

* Türkiye'de son yıllarda kadına yönelik şiddet arttı neye bağlıyorsunuz? 

KAİGDER ve KADER'in kurucularındanım. Kadın meselesine sahip çıkmamak gibi bir şey düşünemiyorum. Hele bizim gibi bir yere gelmiş olanların bu meseleye sahip çıkması asli görevi. Türkiye'de yaşayan herkesin önceliği bu konudaki eğitim olmalı. Özge'ye Pınar'a ağıt yakıp bitirmeyelim bu işi. İstanbul Sözleşmenin sonuna kadar desteklenmesi gerekiyor. En büyük yaramız, en büyük utancımız, en büyük acımız bu. 

40'INDAN SONRA SPOR

* Güne nasıl başlarsınız, neler yapıyorsunuz?

M.Ö mi M.S.'mı?.. Eskiden sürekli bir koşuştururdum. Rahmetli annem seni izlerken yoruluyorum derdi. Ben Nişantaşı'nda keyifle bir öğle yemeği yiyemedim. Hep bir yerlere geçtim. İşi çocuklara devretmeyi onların bana verdiği bir hediye olarak görüyorum. 

40 yaşından sonra hayatıma spor girdi. Sabahları yürüyüş ve plates yaparım. İkinci kitabımı yazıyorum. 2012'de Kaşmir Yolu'nu yazmıştım. 

YAŞAR KEMAL YAZAR OL DEDİ

* İlk kitabınızı okuması için Yaşar Kemal'e de yollamıştınız ne demişti size? 

- Yaşar Kemal çok iyi dostumdu. Hayatımın en güzel en keyif aldığım sohbetlerini Vaniköy'de Yaşar Kemal ile yapmışımdır. O kitabımı çok önemsemişti. Beni çok yüreklendirdi. Yaşar Kemal hayatımın yazarıdır. Yaşar Kemal kitabı okuduktan sonra, “Ayşen sen işi gücü bırak, yazar ol” demişti. Ama ben edebiyatçı değilim. 

* Ne tür tutkularınız var?

En büyük tutkum çocuklarım var. Edebiyat felsefe benim tutkum. Yazarlık atölyelerine giderim. Beyoğlu'nda her merdiven başında görürsünüz beni. Selim İleri, İhsan Oktay Anar okuması olur giderim. Asos felsefe günlerini hiç kaçırmam. Avrupalı standart bir okuyucu kadar okurum. 

Resim çizerim. Ama sanatçı edasıyla değil. Çok yorulmuşum. Şimdi o resimleri boyaları yaparken sanki yeni doğmuş gibi oluyorum. Resimde iddiam yok. Hatta arkadaşlarıma dedim ki sergi falan açarsam kesin alzaymır olmuşumdur beni direkt götürün diye. Yaptığım resimleri herkes kapıp götürüyor. Oğlum balkonuna, eşim ofisine arkadaşlarım evlerine asıyor.  

* Ne okursunuz?

Rus edebiyatıyla başladım. 30'lu yaşlarımda tekrar dönüp okudum. Yaşar Kemal benim yazarımdır. Pınar Kür, Selim İleri, Adalet Ağaoğlu, Nazlı Eray, İhsan Oktay Anar, Orhan Pamuk... Klasiğe yakın eserleri seviyorum. Mesela Yaşar Kemal'in destansı dilini hiç birşey ile karşılaştıramıyorum. 

* Ne dinlersiniz?

Spotify'de liste yapmak başıma gelen en güzel şey. Caz blus çok severim. Ahmet Kaya, Adel, Amy Winehouse, Pink Floyd çok severim. Sezen'siz yapamam.  

AŞKI-MEMNU'DA KALDIM

* Ne izlersiniz?

Sinemayı çok severim. Çok fazla diziye saramıyorum. Ben Aşkı-Memnu'da kaldım. Psikolojik ve drama filmlerini çok severim. Kendimi hep yabancı stand-up'ları izlerken buluyorum. 

* Sesiniz nasıl herhangi bir estrüman çalar mısınız? 

Ah ah hayır. Çok çok isterdim bir caz şarkıcısı olmak. Ama kızım çok iyi piyano çalar. Oğlum Can Bonomo'nun davulcusuydu. 

* Alışverişle aranız nasıl? 

Bir moda markasının sahibi olarak düzgün görünmeye çalışırım. Alışverişele çok fazla vakit harcamam. Süslü boncuklu çiçekli, parlak, taş, toka çok sevmem. Yüzde 99  Silk and Cashmere giyerim. Sadece altına pantolon etek alırım.

* Dostlarınızı seçerken neye dikkat edersiniz?

En sevdiğim Ferzan Özpetek'in filmlerindeki gibi uzun dost sohbetlerinin olduğu masalar. O masalarda garip garip insanlar vardır. Her görüşten yaratıcı hatta çılgın, farklı, özgün insanları seviyorum. Söyleyecek lafı olan bir fikri olan... Edebiyat müzik konuşacağım, telefonumda kaybolmayacak insanları isterim. En küçük ortak bölen benim için bunlar.

ARTIK ŞOV BİTTİ

* Nasıl bir dünya hayaliniz var?

En büyük zafer barıştır diye yazarım her yere. Türkiye için insan haklarına saygılı, gerçekten hak ve hukuk kurallarının bire bir işlediği, kadına şiddetin, ayrımcılığın artık konuşulmadığı günler isterdim. Gelir dağılımında makul farklılıkların olabildiği, politikanın gerçekten insanların iyiliği yapıldığı, özgür bir Türkiye isterim. Herkesin işini en iyi yaptığı...

Türkiye'de en büyük zaaf  söylememek değil söylenmek olduğunu düşünüyorum. Herkes söyleniyor. Bir şeyin yanlış gittiğini düşünüyorsan sen o konuda ne yaptın, sen bunu düzeltmek için sadece twit mi attın bu beni rahatsız ediyor. 

Ben iflah olmaz bir iyimserimdir. Dünyada artık şov bitti gibi geliyor bana. İnsanlar artık palavra dinlemiyor. Artık büyük defileler büyük ofisler bitti. Anlamsız büyük lafların zamanı geçti. Hızlı moda bitecek bence. Artık iyi insan, iyi marka, iyi politikacı, iyi STK, iyi gazeteci bunlar artık gündeme gelecek. 

* İstanbul olmasaydı nerede yaşardınız?

Bunu çok düşünürüm. Londra. Yunan adaları. Şimdi Yunanca öğreniyorum. 

* Yalnız kalmayı sever misiniz?

Severim. Yalnız seyahate. yemeğe çıkarım. Kafa dinlemek değil bir arkadaşım kafa susturmak çok önemli der.

İŞADAMI ÖDÜLÜM VAR

* İşadamı derneklerinden gelen bazı davetleri ve plaketleri geri çevirmişsiniz neden?  

Son 7-8 yılımı buna adadım elime mikrofonu aldığım an ne olur işadamı demeyin iş insanı dedim. Küçük kız çocuklarını bu dünyadan uzaklaştırmayın. İşadamı dernekleri konuşmaya çağırınca gelmem, ödül verince almam diyordum çünkü sözcükler güçlüdür, dikkatli kullanmak lazım. Benim iş adamı ödülüm var. 4. yılımızda bu ödülü aldım. Amerika'da 80'li yıllarda yerleşmiş iş insanı kavramı. Son 2-3 yıldır iş insanı biraz yerleşmeye başladı. Çıkıyorlar kürsüye sevgili iş adamlarımız hoş geldiniz deniyor ön sıra full kadınız. Beyinde bitiyor her şey.