Reha Erdem’den bir pandemi komedisi

Reha Erdem’in MUBI’de izleyiciyle buluşan son filmi “Seni Buldum Ya!” usta sinemacının çevrimiçi olarak çektiği bir pandemi komedisi. Yaşadığımız bu tuhaf zamanlara dair tarihsel niteliği de olacak bir filme imza atan Erdem sinemanın sınırlarını zorluyor bir yandan da. Filmle ilgili Serkan Keskin, Nihal Yalçın, Tilbe Saran, Taner Birsel ve Tansu Biçer ile söyleştik.

18 Mart 2021 Perşembe, 10:27
Reha Erdem’den bir pandemi komedisi
Abone Ol google-news
Reha Erdem hem kendi kariyeri hem de Türk sineması adına bir ilke imza attı ve zoom uygulaması üzerinden bir film çekti. Sadece MUBI’de izleyiciyle buluşan filmin dünya sinemasında da çok fazla benzeri yok doğrusu, varsa da tek tük… Güçlü bir oyuncu kadrosunun yer aldığı (Reha Erdem filmleri başka türlü olmuyor zaten pek), mizahı ve entrikası olan, dansı ve müziği de içeren dört başı mamur bir pandemi komedisi “Seni Buldum Ya!”. İnternet üzerinden ufak tefek işler çeviren bir adamın ve onun çevrimiçi olarak bağlandığı birbirinden farklı karakterlerin hikayelerini anlatan filmde Serkan Keskin, Nihal Yalçın, Taner Birsel, Tilbe Saran, Tansu Biçer, Bülent Emin Yarar, Ezgi Mola, Esra Bezen Bilgin ve Ecem Uzun rol alıyor. Oyuncu kadrosunun bir kısmıyla, tıpkı filmde olduğu gibi zoom üzerinden bir araya gelerek keyifli bir sohbet yaptık.

- Serkan seninle başlayalım istersen… Yani filmin hemen her sahnesinde varsın, merkezdeki karakter senin oynadığın ve böyle bir film de Türkiye’de ilk kez çekiliyor, aslında dünyada da böyle filmler son zamanlarda ancak ufak ufak başladı… Bunun mesela oyunculuk anlamında kameraya oynamaktan bir farkı var mı? Örneğin sen oynarken senin partnerin sana oyun veriyor muydu, nasıl oldu?

Serkan Keskin: Şey çok acayip bir his bence, Reha abi onu tabii ki bence bilerek yaptı, oynadığım herkes yıllardır izlediğim, sahnede de izlediğim, beraber de oynadığım, o kadar iyi tanıdığım insanlar ki… İki tanesi hocam, Tilbe hocam ve Bülent abi; Taner abi ile bir oynayamadım ama ben çok izledim onu haliyle, yani o yüzden oynadığım herkesle sanki onlarla oynuyormuşum gibi bir hissim vardı, eminim herkeste de o his vardı, çünkü evet Reha abi o lafı veriyor ama o lafı verirken karşımda olsa nasıl oynayacağından, karşılıklı olsak aynı şeyi yapacağımızdan o kadar emindim ki… Yani hem çok enteresandı, çünkü karşınızda yönetmen var, kendinizi bırakıyorsunuz ve o size böyle yapalım şöyle yapalım Serkancım diyor, karşınızdaki oyuncunun yerine hem bunu yapıyor oluyor, hem karşınızdaki oyuncu oluyor hem yönetmen… Çok eğlenceliydi ya, çok farklıydı… Bir de ne bileyim, zaten böyle kötü bir dönemde evdeydik, o yüzden çok eğlenceli çok zevkliydi.

Serdar Keskin

- İlk senin sahnelerin mi çekildi, en son mu sana geldi sıra acaba?

S.K.: Evet, ilk benim sahneler çekildi, ondan sonra işte internetin hızına göre galiba paylaşıldı. Çünkü onları da biliyorum, işte şurada da sorun var Serkan, Tilbe’de hiç sorun yok ama orada da işte…(gülüyor)

Tilbe Saran: Ben de halbuki Allahın köyündeyim ha… Hiç sorun olmadı.

- Peki kim yanıtlamak ister bilmiyorum ama, burada herkese tek tek senaryolar gitti ve öyle mi başladı, yoksa belli oranda bir doğaçlama yapıldı mı…? Nasıl çalıştınız?

Taner Birsel: Senaryo geldi, önce projeden söz etti Reha… Hakikaten naçar bir dönemdeydik Serkan’ın söylediği gibi, yani yaprak kıpırdamıyordu hayatımızda ve sağlık endişelerinin falan pik yaptığı, neyin ne olduğunu tam kesp edemediğimiz bir dönemdi… Böyle bir can simidi gibi önüme attı diyeyim, böyle hemen yapıyoruz falan dedi… Bir de Reha’yı, dediği gibi Serkan’ın, özlemişim çok. Önce senaryo geldi, senaryoyu ben yerlere düşerek okudum yani, çok çok güldüm. İyi bir pandemi parodisi kokusu vardı, bir de Reha’nın o keskin zekasını, arkasına sakladığı gizli niyetlerini görüyorum ben orada, biraz onunla ahbaplığım olduğu için belki… Çok hoşuma gitti. Bir de kadroyu da görünce, üff, balıklama atladım. Ve, belki diğer arkadaşlarımınki gibi, benim çekim sürecim çok matraktı, çok güldük, yani bazen gülmekten çekemediğimiz anlar oldu. Biz çok eğlendik, eşim de, İlknur da asistanlık yaptı burada, mobilyaların yerlerinin değiştirilmesi, yeni ışık kaynakları bulunması falan, sinema zaten ışık demek diye bilirdik, ama hakikaten sinema yapmak için bunların hiçbirine ihtiyaç yokmuş aslında. İyi bir fikrin, iyi bir hikayen varsa, iyi bir yönetmen ve oyuncun varsa her yer bir oyun alanı, sinema için bir plato gibi… Bu fikri belki de canlı tutuyor bu proje. O bakımdan çok eğlendik ve çok mutlu oldum, sonuçtan da çok memnun kaldım, çünkü bir çok yerde, aynı teksti okurken olduğu gibi kahkahalarla izledim filmi.

Tansu Biçer: Evet yani şey durumu da var ya hani, bu yapıda bir filmi bu kadar süre izletmek çok zor bir şey mesela, o yüzden hakikaten çekim aşamasında da ciddi bir yönetmenlik gerektiriyor, kurgu aşamasında da ciddi bir yönetmenlik gerektiriyor. Onların ikisini de çok güzel yapıyor zaten Reha abi, oraya güveniyor olmaz çok güzeldi. ben de ondan çok mutluydum yani.

Taner Birsel: Peki sizde de öyle miydi, bana oyun verirken kendini karanlığın içine gömmüş…

Tansu Biçer: Evet aynen…

Taner Birsel: Berbat bir kamera ve bilgisayardan yapıyordu… Abi karanlığın içinde bir adam bir şeyler söylüyor falan, ama ben (gülüyor) o kadar yalnız hissettim ki, karşında canlı cunlu bir oyuncu bekliyorsun, ama Reha’nın işi de çok zor, hem oyun veriyor hem bir taraftan durumu kontrol etmeye çalışıyor, eksikleri kusurları görmeye çalışıyor… Dolayısıyla ben orada kaptırıyorum ama dediği gibi, Serkan’ı gözümün önüne getirmeye çalışarak, o oyunu öyle sürdürmeye çalışarak, baya mücadele ettik yani Reha’yla. O karanlığın içinde, karanlık abi, replik veriyor birisi falan; o Reha’ydı işte.

‘REHA ABİ ÇOK İYİ OYNUYORDU’

Nihal Yalçın: Ben korkunç bir espri yapmak istiyorum; sette çok eğlendik, aile gibi olduk. (herkes gülüyor)

Serkan Keskin: Yalnız şunu itiraf edeyim, Reha abi herkesi o kadar iyi oynadı ki… Ben bazen…

Tilbe Saran: Reha’yı tercih ettin yani? (gülüşmeler)

S. K.: Hayır estağfurullah, öyle değil. Ama gerçekten o kadar iyi oynadı ki herkesi, böyle, ağzım açık bazen dalıp onu izliyordum, aa falan oluyordum.

Tilbe Saran: Ya ben hiç görmedim Reha’yı biliyor musunuz? Taner’in söylediği gibi karanlıkta sadece sesti.

- Herkese farklı bir yöntem kullanmış belki de…

Tilbe Saran: Ya da benim olduğum yer çok aydınlıktı, ekran karanlıktı, yani ben neredeyse hiç görmedim. Ya da heyecandan görmedim, o da olabilir.

- Bazılarınız Reha Erdem ile daha önce çalıştı. Zaten Reha Erdem’in sinemasını bilmeyen yok Türkiye’de, ama ilk kez çalışanlara soralım, böyle bir sistemle çalışmak garip geldi mi?

Nihal Yalçın: Çok tuhaftı ya. Ben ilk kez çalıştım…

Tansu Biçer: Ben de…

Nihal Yalçın: Ben fiziksel olarak da hiç… yani o kadar talihsiz hissediyorum ki bir taraftan kendimi, hayranı olduğum bir yönetmen, senaryo geldi, film çekeceğiz, hani fiziksel olarak görmedim bile adamı. Açılsa da sarılacağım gidip yani.

Serdar Keskin: Biz bir gün buluştuk, çiçekçi sahnesi için. O kadar enteresan bir gündü ki o… Levent’te bir nokta belirledik, bir kamera, Reha abi, ben, böyle sokakta bir yerde kostümleri giyip, bir 15 dakika elimde çiçekle yürüdük. O da komik, sokakta insanlar ağızlarında maskeyle, ne yapıyor bunlar diye bakıyor, elimde çiçek yürüyorum, arkamdan Reha Erdem takip ediyor ve kamera… Çok komik bir görüntüydü. Sadece öyle bir yarım saatimiz geçti yani.

Tilbe Saran

'ASIL PANİĞİ İSTANBUL’DA YAŞADIM'

- Bu arada pandemi en çok da tiyatrocuları ve müzisyenleri vurdu bir yandan. Burada hepiniz de tiyatro yapıyorsunuz, nasıl gidiyor hayat o anlamda?

Tilbe Saran: Yani ben özlemedim diyebilirim (gülüyor).

S.K.: Ben de yaa.

T.S.: Yani benim gerçekten keyfim yerindeydi, çünkü doğanın ortasında yakalandım. Tam tersi ben İstanbul’a gelince büyük bir panik atak yaşayıp yaklaşık üç saat sonra tamamen adaya taşındım. İstanbul’da yapamayacağımı düşünüp adaya taşındım, resmi olarak, hani ikametgahımı falan da alarak. Şu anda da adadayım ve her gün de düşünüyorum yani, galiba ben inemeyeceğim artık şehre. Çok klostrofobik geliyor, o kadar uzun zaman ağaç, çiçek, böcek, toprak olan bir çevredeydim ki… Bir de tabii hep şey gibi geliyor, birisi tamam motor, bitti, kes, çok güzel oynadınız teşekkürler… Yani bir kurgunun içinde olduğumu zannediyorum, bir türlü inanamıyorum. Çünkü ben tabii ki köyde, hakiki bir köy olduğu için, düşün ki 20 dakika ötede yürüyerek gidebileceğim bir köy bakkalı var, başka da bir şey yok. Ama şeyi anlıyorsun, hiçbir şeye ihtiyacın yok, çünkü market dediğin şey zaten yanındaki tarla… Konu komşu, eş dost, ahbap… Ve orada da ne maske var, zaten herkes açık havada, sokağa çıkma yasağı diye bir şey yok. Herkes tarlasına gidiyor, çalışıyor, işini gücünü yapıyor. Dolayısıyla köyde yürüdüğün zaman herkesle selamlaşıyorsun, çaya kahveye uğruyorsun… Sonra İstanbul’a gelince o daha distopik dünyanın içine düşmüş oldum, orada da barınamadım zaten. Gene benzer bir coğrafyaya kaçtım. Bütün bunların içerisinde de çok kısa bir süre tiyatrolar açıldı ve o sırada oyun oynadık… Ben çok rahatsız oldum, benim için, ne diyeyim, travma tetikleyici mi diyeyim?… Çok ürkerek taşıta binip, ürkerek oraya gidip, ‘üç saat oldu kapalı mekandayız, hay Allah’, gibi sıkıntılarla, dolayısıyla hiçbir özlem duymadığımı açık yüreklilikle itiraf ederim. (gülüyor)

- Pandemi aslında bize bambaşka bir hayatın da mümkün olduğunu ve böyle de yaşayabileceğimiz gösterdi, değil mi?

Tansu Biçer: Ama yani güzel mi böyle yaşamak onu bilmiyorum. En çok herhalde yine şirketler faydalandı bu işten, bir sürü ofisler kapatıldı, bir sürü masraftan kurtulunuldu, bir sürü insandan kurtulunuldu, bir sürü insanın 8-10 saatlik çalışmaları çıktı 20 saatlere… Gecenin köründe istedikleri gibi davranır oldular, hani bilemiyorum ya ben bu kadar… Bizim kendi kurduğumuz hayatımız, bir çalışma saatimizin olması, akşam eve geliyor olmamız falan önemli yani, o anlamda çok da bir katkı değil yani bence. Sadece masrafları azaltıyor bir sürü insan için.

‘KENDİME ÇOK GÜLDÜM’

- Filmi hepinizin izlediğini varsayıyorum, nasıl buldunuz?

Tilbe Saran: Çok güldüm ben yaa, hepinize ayrı ayrı. Çok çok keyif aldım.

Tansu Biçer: Kimi tutsa elinde kalıyor Serkan… (gülüşmeler)

Taner Birsel: Ben hiçbir filmde kendime böyle gülmedim. (kahkahalar) Yani gerçekten Reha’nın murad ettiği şeyi gerçekleştirdiğim için mi, yani iyi bir oyunculuk, iyi bir komedi tadı yakaladığım için mi, yoksa kendimi o halde gördüğüm için mi bunu tam bilmiyorum henüz ama o halime çok güldüm. Reha çok güzel kesip biçmiş, montaj ve editing konusunda bir uzman, bilirkişi… Filmlerinin zaten alameti farikalarından birisinin o olduğu söylenir, çok iyi edit yapar. Çok iyi kurgulamış. Bir yığın çapaklı, kirli pasaklı oyunumu tertemiz yapmış adam yani, çok güzel iş çıkarmış. En azından benim sekanslarla ilgili Reha’nın yönetmenlik becerisi üst düzeyde. Oyunculuktan bahsedillir mi bilmiyorum orada, naçizane belki bir şey katmışımdır, ama Reha’nın becerisi… Çok güldüm gerçekten.

Nihal Yalçın

- Çok da güzel danslar vardı filmde. Bunlar için ayrıca çalıştınız mı? Bir koreografi var mıydı yoksa müzik nasıl hissettiriyorsa gibi bir şey mi? Gerçi milonga özel bir şey gerektiriyor…

Serkan Keskin: Evet, oradan da anlaşılacağı gibi çalışmadık. (gülüşmeler)

Nihal Yalçın: Tabii, bir üç ay kursa gittik. (gülüyor) Ben şöyle bir şey söylemek istiyorum, MUBİ’de bir Reha Erdem filmi giriyor diye herkes çok heyecanlı ama şunu bence belirtmemiz gerekiyor; ben bir kere başından beri hep bir laboratuvar olarak baktım bu işe. Hayran olduğum bir yönetmenle, bu koşullarda nasıl olacak, aklım hiç almadı… Ve ben üç gün çalıştım sadece, hem çok enteresan bir tecrübeydi hem de ben hayatımda bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum. Hiçbir şey yapmayıp bilgisayarın önünde otururken gerçekten omuzlarım falan tutuldu ve bunu Reha’ya uzun bir süre söyleyemedim. Bir kahve mi içsem acaba falan oldum… O anladı beni ‘Nihal, ara verelim, git kahve iç gel lütfen, ne yapıyorsun?’ dedi. ‘Reha ben çok yoruluyorum bu normal mi?’ dedim, o da dedi ki ‘Evet’, yani herkes aynı durumda… Bir kere Reha Erdem gibi bir ustanın böyle bir dönemde bir şey yazması, bunu yönetmesi ve kurgulaması ve bir film ortaya çıkarması bence çok kıymetli çünkü bu ustalıkta, yani onun mertebesine ulaşmış biri için, böyle bir şey yapmak bana o kadar kıymetli geliyor ki… Yani kendini bence yok ederek neredeyse, bence müthiş bir risk alarak… Çünkü iddiasız görünen iddialı bir iş aynı zamanda. Bir yandan da döküman niteliğinde. Oyuncu olarak ben Reha’yla yaşadığım tecrübeyi başka bir şekilde anlatırım ama çok enteresandı… Şu anda benim için hem travmatik hem de heyecan verici. Seyrederken de laboratuar seyrediyormuş gibi seyrettim. Kendi tecrübemi hatırlayıp bütün oyuncular aynı şeyi yaşadı mı diye düşündüm. Daha karanlık bir şey anlatıyorum ama… Enteresandı benim için, ve hiç Serkan’ı falan oynamadı bana Reha. Serkan dedi ya, hepimizi oynadı diye… Serkan seni zor buldu galiba, hiç oynamadı… (gülüşmeler)

Taner Birsel

'YATAKTAN SETE ÇIKIYORDUK'

- Benzer travmatik duygular yaşayan oldu mu peki?

Taner Birsel: Reha’nın filmlerinde hınzır bir yan var bence. Çok parodik gibi görünse de arkada karanlık bir şeyler hep olur, bence. Burada da bizi öyle bir çıkmazın içine soktu ki, oyuncu olarak, düşününce, Nihal şimdi söyleyince daha doğrusu aklıma geliyor, çekim mekanı kurgusal değil, kendi evim. Evimde, kendi gerçekliğimin içinde, hayatımın gerçekliği içinde bir kurgusal karakteri canlandırıyoru… Bu da karmaşık bir psikolojik süreci başlatıyor insanın beyninde; acaba orada mıyım değil miyim, bu gerçek mi değil mi? Burası benim evim mi, değil mi? Bu karmaşık duygular belki de daha önce öngörmediğimiz yerlere kapı açtı, bilmiyorum. Belki de benim endişeyle güldüğüm, bu yanım… Kendi evimdeyim, tapu memuru Cemil diye bir karakteri görüyorum karşımda, dekor benim dekor, eşim burada, kamerayı, bilgisayarı döndürüyor falan… Çok ilginç bir deneyimdi.

Serkan Keskin: Evet, sabah uyanıyorsun yatakta, normalde hani bir ritüeli vardır ya onun, kalkarsın, kahve içersin… Sete gidersin, arkadaşlarınla karavanda bir iki geyik çevirirsin, oturursun, sonra gidip giyinirsin… Bu hiç yok, sabah uyanıyorsun, zaten kostümler yatağının yanında… Hatta filmde de var, benim boxer’lı olduğum, onlar aslında hazırlık yaptığımız sahneler. Reha abi onları kullanmış. (gülüşmeler) ‘Serkancım şunu şuraya koyar mısın’ falan dediği yerler o sahneler… Benim de şey enteresan oldu, yani bunu yapıyorsun sonra yine evdesin, kostümü çıkartıyorsun, oraya koyuyorsun… Bir gün tam bu süreçte bize bir konser teklifi geldi, online konser… Nerde yapılsın diye düşündük, bu en korktuğumuz dönemde… Dedik ki benim evin bahçesinde yapalım o zaman, üç kişi çalacağız akustik… İki tane kamera geldi eve, salonun ortasında manasız bir masa, yanında bir dolap, arkasında afiş var… İnsanlar içeri girdi, biz sabah Reha abiyle çekmiştik, bittikten sonra kamera ekibi geldi, sonra bahçede konser çaldık, bir buçuk saat falan, sonra akşam bitti, müzisyen arkadaşlarım da gitti, o kadar kötü bir histi ki, yani böyle evde tek başıma kaldım… Bir after’ı vardır ya bunun, nasıl geçti, iyi miydik, bir kutlaması bir şeyi, böyle kostümlere baktım ve dedim ki, yarın gene… Yani o anı hiç unutamıyorum. Biz ne yapıyoruz, bize ihtiyaç var mı gerçekten? Meslekle ilgili çok sorgulama yaptığım bir andı, çok yalnız hissettiğim bir andı. Ama Reha abi çok arkadaş gibi bir yerden gittiği için, en azından sabah yine buluşacağız, bir şeyler çekeceğiz diye bir duygu olmuştu.

Tansu Biçer: Benim sahnelerimi de bizim salonda çektik. Oraya yerleştik, orası öyle kaldı, set oldu ve ben bitene kadar salona bir daha salon gibi giremedim mesela. o ayrıldı bizim evden, kapsül… Sete dönüştü. Ondan sonra eşyalar yerlerine kondu falan, bir gün sonra, ‘tamam ya’ dedik, eski ev burası. Güzel bir deneyimdi ama, benim hoşuma gitti yani.

Tansu Biçer

'REHA ERDEM’DEN BAŞKASI YAPAMAZDI'

Nihal Yalçın: Ben de şunu söyleyeyim, bence bu işi Reha Erdem gibi yapabilecek bir başka yönetmen yok. Yani delirirler… ‘O ışık oraya konur mu!!!!’ Reha ama orada durup ‘Nihalcim azıcık o ışığı şey yapsana’… Bir an gözü kızarmadı, bir an, hani bir yükselirsin, bir gıcık olursun, ya yok… Böyle durdu ve ‘Ya onu biraz çevirsene, şimdi şuradan gelsene…’ Hayatta başka biri yapamaz bunu bu rahatlıkla.

Tansu Biçer: Sen az önce laboratuar dedin ya, bence Reha abi de öyle düşünüyordu kendi için bence, nasıl olacak acaba diye… Yani bildiği bir şeyi tekrar etmek gibi değil, baya yeni bir şey deneyimliyorum şu anda dedi, ve kendine o özgürlüğü, o alanı tanıdı bence. Oradan o rahatlığı geldi ve bence hepimize de sirayet etmiş zaten. Filmde görünüyor, herkesin keyfi çok yerinde.

Tilbe Saran: ben de kendi adıma Reha’nın çok değerli bir belge oluşturmuş olduğunu düşünüyorum, özellikle o sokaklar, İstanbul’u o şekilde görmek… Hem filmden çok ayrı hem de başka türlü olamayacak bir akışta görmüş olmak ve onun o kadar iyi kurgulanmış olması sahiden heyecanlandırdı beni de. Ben de herkese ayrı ayrı çok güldüm ve herkesin kendi hazırlığını nasıl yaptığını düşünmek, onlar da eğlenceli geldi bana.

Serkan Keskin: Bence de bu bir arşiv… Yani gençlerin yerinde olmak isterdim, 10 sene sonra açıp bu filme baktıklarında, burada bir tarih görecekler. O yüzden çok teşekkür ederim herkese.

Tansu Biçer: Ve burada öpüşmemiz lazım bence. (kahkahalar) O an oluştu bir an ama ben öpücük atmayayım şimdi buradan dedim.