Ruhum kadın sığınma evi gibi

Yeşim Ceren Bozoğlu, popüler olmakla olmamak arasındaki ayrıma inanmayan oyunculardan. Bu görüşü nedeniyle eleştirilse de, popülerlikten korkmamak gerektiğini söylüyor. O yüzden cezaevinde yapılan bir tiyatro oyununa, magazin gazetecilerini davet ederek, tüm magazin programlarında yer almasını sağlamış.

21 Ağustos 2011 Pazar, 06:17
Abone Ol google-news

Yeşim Ceren Bozoğlu, son dönemde Canım Babam’la ekranlardaydı, dizi final yaptı. Ancak önümüzdeki sezon iki bağımsız sinema filmi ve bir de tiyatro oyunu olacak. Belli ki önümüzdeki günlerde adından oldukça söz ettirecek. Zaten onu da besleyen, yaptığı işler. O yüzden “Çalışarak dinlenenlerdenim” diyor. “Böyle gelmiş böyle gider”cilik de hiç ona göre değil. Bu konuda inatçı: “Sanatla ilgili bir devrim istiyorsanız, önce siz devrimin kendisine dönüşmelisiniz. Bu da meşakkatli bir yol. Kendimle ilgili başarırım ya da başaramam, bilmiyorum. Ama belirlediğim yolda yürümesini bilirim, vazgeçmem” diyor. Renkli ve hareketli bir kadın Bozoğlu. Enerjisini de yine oyunculuğa aktarıyor. En büyük hayali ise bir tiyatro okulu açabilmek. Başkalarının “yapamazsın, çok zor” demesi ise onu sadece tahrik ediyor, hedefine daha sıkı sarılmasına neden oluyor. Tıpkı yaptığı diğer işlerdeki gibi... Anlatıyor...

- Okullu bir oyuncusunuz. Oyunculuk kitabı çıkardınız, koçluk yaptınız. Hem sektörün içindesiniz, hem de genç oyuncuları yetiştirmeye devam ediyorsunuz. Önce sormak isterim, oyunculuk nasıl girdi kanınıza?

Benim için olmazsa olmaz bir durumdu. Çünkü çok dominant ve renkli karakterlerin olduğu şahane bir aileye doğdum. Orada büyürken de aşırı derecede utangaçlıkla varolabilmek için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Tek yöntemim de taklit yapıp ilgi çekmekti. Öyle başladı macera aslında. Sonrasında da beş yaşından bugüne oyunculukla ilgili fikrim çok değişti.

- Nasıl bir değişim bu?

Bir süre sonra kendi adıma utangaçlığımı aşmanın ve duygularımı ifade etmenin en iyi yönteminin önüne maske koymak olduğunu gördüm. O maskenin arkasında sonsuz dürüst olabiliyordum. Çünkü gerçek hayat yalan dolan ve acımasızlık üzerinden gittiği için, bir rolü oynarken ölüme karşı bir şey de yapmış hissediyorum kendimi. O yüzden oyunculuk benim tali yolum değil, ana yolum.

- Peki bahsettiğiniz o maske gündelik hayatınızda nasıl bir karşılık buluyor?

Gündelik hayatta pratiklerimi de oyunculuk belirliyor. Kilomdan performansıma, okuduğum kitaptan gittiğim filmlere, galalara kadar. Her şey o ana arterin gereklilikleri üzerinden şekilleniyor. Birçok arkadaşım galalara gitmemle ilgili beni eleştiriyor. İşte, hayat öyle acımasız bir noktaya geldi ki kendi mesleğine sahip çıkmanın, onu ciddiye almanın ve bunu paylaşmanın altında insanlar bir şey arar oldu. Bense sadece arkadaşlarımı desteklemek için oradayım. İnsanlar sadece bireysel kurtuluşlarıyla ilgileniyor. Kimse önünde gidenin ya da arkasından gelenin sorumluluğunu taşımıyor.

- Siz nasıl bir sorumluluk hissediyorsunuz üzerinizde?

İnsanların en çok unuttuğu ve birbirlerine haksızlık yaptığı şey, başarıyı paylaşmak. Önünden geleceklere yol göstermek, arkadan gelenlerin değerlerini paylaşmak önemli. Genel bir paylaşım çok daha mutlu ediyor beni.

- Peki siz böyle bir tavır belirlerken, bunların arkasında aranan ne oluyor?

Oyunculuk, bu ülkede kaba çizgilerle ikiye ayrıldı. Magazinde olan oyuncular ile olmayanlar. Benimse en temel derdim kaliteli şeyin popülerleşmesi. Örnekse cezaevinde yapılan bir tiyatro oyununa, magazincileri davet ettim. O hafta magazin programlarında yer aldı o oyun. Başka türlü nasıl medyada yer bulabilirdi sizce?

- Yurtdışında örnekleri var ama Türkiye’de olunca hemen konuşulur ya, bir rol için kilo almak ya da kendinle ilgili büyük bir değişiklik yapma durumu söz konusudur. Sizde de böyle bir durum vardı sanırım?

Doktorlar dizisindeki Gestapo rolü için oldukça kilo almıştım. Son çektiğim film için de 8 kilo daha aldım. Yapacak bir şey yok. Başka bir ruh ve insan oluyorsanız, başka bir fiziğe ve kimyaya bürünmek zorundasınız. Tercihim her seferinde bambaşka bir kadın yaratmak üzerine.

- Yeditepe İstanbul, Doktorlar, Geniş Aile, Canım Babam... Her birinde farklı bir kadın var, evet. Fakat özünde nasıl bir kadındır Yeşim?

Nasıl anlatsam, ruhumun içi önce haremdi, şimdi kadın sığınma evi gibi. Ne kadar acı çeken kadın varsa toplanmış içeride. Hangi rol gelirse de kafalarını çıkarıp gösteriyorlar. Oyunculuk bana göre çok mahrem bir şey, ruhunuzu soyuyorsunuz. Ben de onu yapabilmek için çabalıyorum.

- Bir de yürüttüğünüz bir kitap toplama kampanyanız var.

İşte popülerlikten beslenmekten bahsettiğim nokta tam da bu. Sıfır milyona kitap kampanyası başlattık Facebook’ta. İki ayda 20 bin kişiye ulaştık, kitap topladık. Böylece birçok köy okuluna kütüphane yapıldı. Bunu önemsiyorum çünkü yakaladığınız popülariteyi bu benzeri işlerde kullanırsanız ve samimiyseniz birilerine katkısı olur. Örnekse, çoğu meslektaşım Adana, Antalya film festivallerine gidiyor. Bense son 3-4 yıldır Konya’ya, Malatya’ya, Mardin’e gidiyorum.

- Önümüzdeki sezon iki bağımsız sinema filminiz vizyona girecek. Nedir hikâyeleri?

Ateşin Düştüğü Yer, bir töre hikâyesi. Altı çocuk doğurmuş Elazığlı bir köy kadınını canlandırıyorum. Zaten o rol için kilo aldım, gerçek bir hikâyeyi anlatıyor. Diğeri de Belçika-Hollanda-Türkiye ortak yapımı Gizli Yüzler adında psikolojik gerilim türünde bir film. Kısa filmlere desteğim sürüyor. Yeni sezona tiyatro oyunu da düşünüyorum. Çalışmak dert değil, ben çalışarak dinlenenlerdenim zaten.