Salgın sonrası dünya-2

Prof. Dr. H. Haluk Erdem’in eşgüdümünü yaptığı dizi yazımız, çeşitli üniversitelerden, ayrı bilim dallarından akademisyenlerle yakın geleceğin öngörülerini sunmayı sürdürüyor. İkinci bölümde Prof. Dr. Hüseyin Gül, “Yeni dünyada tüketim toplumu ve büyümeci kapitalist anlayış sorgulanacak. İnsan odaklı akıllı sürdürülebilir kent uygulamalarını hayata geçirmek önem kazanacak” diyor. Doç. Dr. Mustafa Günay da “Küreselleşme sürecek, küreselcilik sona erecek. Sağlık ve eğitim başta olmak üzere kamusal politikalar yeniden belirleyici olacak” diye vurguluyor.

28 Nisan 2020 Salı, 02:00
Abone Ol google-news

KAPİTALİST ANLAYIŞ SORGULANACAK

Prof. Dr. Hüseyin Gül (Süleyman Demirel Üniversitesi öğretim üyesi)

Covid-19 virüsü, kapitalist büyüme ve tüketim çılgınlığında ve çevre krizinde geldiğimiz yeni aşamayı hatırlattı; devletin toplum hayatında oynaması gereken rolü sorgulattı bize. Son yıllarda toplumsal adaleti ve fırsat eşitliğini sağlama sorumlulukları iyice zayıflatılan devlet, daha hızlı büyüme ve zenginleşme için girişimci sınıfı tüm olanak ve kaynaklarıyla desteklemeye odaklandı. Bunu yaparken eleştirileri en aza indirmek için özgür medya kısıtlandı, sivil toplum kuruluşlarının ve kamusal yaşam için kritik önemdeki güçlü devlet kurumlarının gücü zayıflatıldı. 

Demokrasinin temeli olan parti sistemleri ve seçimler, varlıklı ve nüfuzlu kesime endekslendi. Büyümeden ve küçük bir grubun çılgınca zenginleşme heveslerinden ödün vermemek adına, devlet, sağlığın kaynağı olan çevreyi korumak için sorumluluk almaktan kaçınır hale geldi.

Sorgulanacak yönler

Covid-19 sonrası yeni dünyada tüketim toplumu ve büyümeci kapitalist anlayışın sorgulanması kaçınılmaz. Ama ilk etapta ekonominin yeniden yapılanması için kapanan ya da sınırlı çalışan kamu kurumları ile özel ve sivil kuruluşların yeniden tam olarak çalışmaya başlaması için ciddi bir toplumsal dayanışma ve seferberlik gerekecektir. Ama bunun yapılabilmesi için virüsü tekrar yayma tehdidi oluşturmadan, insanların sokağa çıkmaları, işlerine ve normal hayatlarına dönmeleri şimdiden planlanmalıdır. Tabii ki bunun, virüsün etkileri net olarak anlaşıldıktan sonra başlatılmasında yarar vardır. İşe yeniden alımları da, liyakatten ödün vermeden, virüsün sarstığı toplumun, bir de adalet duygusunu zedelemeden yapmak önemlidir.

Ulusal korumacı kaygılar

Küresel ilişkilerin normale dönmesi, son dönemde göçler ve küresel ticaret savaşları nedeniyle başlayan ulusal korumacı kaygılara, virüs salgını kaygısı da eklendiği için daha da gecikecektir. Tüm ülkeler, salgınla mücadele için uluslararası hareketliliği ciddi biçimde ve bir ölçüde de ticareti kısıtlamış durumdadır. Virüs salgını ile mücadelede, değişik ülkeler farklı aşamalarda olduğu için, küresel hareketliliğin, virüs salgını hemen hemen tüm ülkelerde tam olarak kontrol altına alınmadan yeniden başlaması ve eski haline gelmesi güçtür. Bundan, havayolu taşımacılığı, turizm, eğlence, toplu taşıma, toplu alışveriş merkezleri gibi sektörler olumsuz etkilenecektir. Ancak, ileri teknoloji kullanan sektörler, siber ve sanal dünya ve hizmetler, esnek çalışma ile sağlık, temizlik, kargo taşımacılığı gibi sektörler ise öne çıkacaktır. 

Bilim, bilim, bilim

Küresel salgın ve yaşananlar, insanları ve hükümetleri, nasıl bir dünyaya ihtiyaç olduğu ve sağlıklı yaşamın anlamı konusunda düşünmeye itecektir. İnsan aklına ve bilime güvenmek ve bir doğa kanunu olarak evrim kuramına eğitimde yer vermek gereği daha net anlaşılacaktır. Bilimsel, makul ve mantıklı düşüncenin toplumun her kademesine kadar yaygınlaştırılması çabaları hız kazanacaktır. Ayrıca, salgında gözlenen insan davranışlarından sonra, kaliteli eğitimin toplumun tüm kesimlerine, hem de yaygın ve sürekli eğitimle her yaş ve kademesine eriştirilmesinin önemli bir kamusal sorumluluk olduğunun tekrar hatırlanacağı ve eğitimin değersizleştirilmesinden vazgeçileceği umulabilir. 

Uluslararası alanda bir türlü uzlaşılamayan çevre ve iklim krizi konusunda küresel bir uzlaşı olması da beklenebilir. Bu uzlaşı, hem çevresel ve doğal hem de insani kriz ve afetlerle mücadele amaçlı bir uluslararası örgütsel yapının oluşturulmasını gerektirecektir. 

Virüs salgını uzayıp, sera gazı salımlarının ve kirlilik oranlarının düşmesi, bu konudaki iradeyi zayıflatabilir. Ancak, geleceğin yenilenebilir enerjide ve sürdürülebilir ekolojik çözümlerde olduğu bu salgınla bir kez daha görülmüştür. Kentlerin; orman ve tarım alanlarının korunduğu, insanın yaşam kalitesinin en öncelikli hedef olduğu, yaşanabilir yerleşimlere dönüştürülmesi çabalarının hız kazanması da kaçınılmazdır. Ama ne olursa olsun, bu salgın sonrasında, insanlar yetinerek, paylaşarak ve dayanışarak yaşama alışkanlıkları geliştirmek zorunda hissedecek.

Demokratik dönüşüm

Bu süreçte, dijital teknolojilerden de yararlanarak insan odaklı akıllı sürdürülebilir kent uygulamalarını hayata geçirmek, çevre koruma ve yaşama kalitesi açısından önemlidir. Ancak, esnek ve uzaktan çalışan sayısında olabilecek artışlar nedeniyle çalışan haklarının güvenceye alınması konusunda, devletin üstlendiği sorumlulukların artırılması gerekecektir. Bu salgın, sağlık hizmetlerinin kamusal olmasının önemini de gösterdi. 

Ama önemli olan çılgın kapitalist büyüme ve tüketimi bir kenara itmeyi sağlayacak biçimde, insanların ve toplumların birçok alışkanlığını sorgulayarak değiştirme yönünde bir tutum geliştirmesidir. Her ne kadar Çin salgını otoriter yöntemlerle kontrol altına almayı başardıysa da, bu kriz ve salgınlarla mücadelede totaliter yöntemleri haklı göstermez. Önemli olan insanlığın bundan sonra kendinin ve yaşamının kalitesinin, toplumsal güvenin ve dayanışmanın değerini anlayarak, mevcut siyasal ve yönetsel sistemleri daha eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik biçimde dönüştürmesidir. 

Krizler köklü dönüşümlere kapı aralar. Çok daha etkili işleyecek ve kamusal finansmana dayalı sağlık sistemi ile hem bu tür krizler hem de dijital çağın gereklerine uygun bir minimum gelir garantisi türü uygulamaların da belirli ölçüde salgın sonrasında devamı söz konusu olacaktır.

- Geleceğin yenilenebilir enerjide ve sürdürülebilir ekolojik çözümlerde olduğu, bu salgınla bir kez daha görüldü. 

- İnsanlar yetinerek, paylaşarak ve dayanışarak yaşama alışkanlıkları geliştirmek zorunda hissedecekler.

- İleri teknoloji kullanan sektörler, siber ve sanal dünya ve hizmetler, esnek çalışma ile sağlık, temizlik, kargo taşımacılığı öne çıkacak. 

- Koronadan sonra insan, hayat ve dünya aynı olmayacak. Yaşadığımız günler insanın gücü kadar güçsüzlüğünü, olanakları kadar sınırlarını da yeniden düşünme ve görme imkânı verdi. 

- Tarihsel bir dönüm noktasındayız. Bu noktada tarih ve kültür bilincine ihtiyaç vardır. Akıl ve bilimin rehberliğine ihtiyacımız var, ama tekno-merkezci olmayı bırakmalıyız. 

KÜRESELCİLİK SONA ERECEK

Doç. Dr. Mustafa Günay (Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi)

Yakın zamana kadar, post-modernizm, post-hakikat çağı gibi adlandırmalar, gerçeklikle ne kadar uygun düştüğü yıllardır tartışılan kavramlar oldu. Ancak bugünlerdeki salgın durumundan yola çıkarak, post-korona, korona sonrası çağ adlandırması yapılacak gibi görünmektedir. Burada söz konusu tanımlama, adlandırma tarihsel bir sınır çizgisi olarak kabul görebilir. Çünkü bu tarihsel sınır ya da eşik hem geçmişe hem de geleceğe bakışımızı köklü, radikal biçimde etkilemektedir. Henüz bu etkinin boyutu ve derinliğini ne kadar kavrayabildiğimiz belirsizdir. Ama içinde yaşadığımız yaşam sorunları, hayatın ve tarihin akışı, bize ister istemez yaşadığımız günü kavrama sorumluluğunu da vermektedir. Elbette yaşanan bu kriz, bunalım dönemi sona erdikten sonra da birçok felsefi, bilimsel çözümlemeler yapılacaktır. Ancak sonraya bırakılamayacak sorular ve sorgulamaların da bir hayli fazla olduğunu söylemek yerinde olur. Bu noktada ertelemeyecek bir sorumluluk, en başta düşünce, bilim ve kültür insanlarına aittir. 

Olağan hayatın neredeyse durmuş göründüğü bir dünyada, pek çok şeyin askıya alındığı koşullarda, yeniden önceki duruma dönmek söz konusu olabilir mi? Düşünme biçimi, alışkanlıklar, anlayış ve tutumlar, gelenekler, yaşama biçimleri bir sarsıntı, değişim geçiriyor ve belki de geçirmeye devam edecek.

Küresel egemenliğin dağılması

Küreselleşme sürse de bir ideoloji ve söylem olarak küreselcilik sona erecektir diye düşünüyorum. Liberal kapitalist emperyalist retoriğin küreselleşme kavramı merkezindeki egemenliği de dağılmak durumundadır. Ulus devletin yeniden güçlenmesi söz konusudur. Bu bağlamda aynı zamanda devletin sorgulanması gerekecek yeniden. Özellikle devletin sosyal niteliklerinin ve görevlerinin tartışılmaya başlandığını görüyoruz. Kamusal politikalara duyulan ihtiyaç ve talepler de görünür biçimde dillendirilmektedir. Özellikle sağlık ve eğitim başta olmak üzere kamusal politikalar dünyada yeniden belirleyici olabilir. Bu noktada yurttaşların bilinç ve duyarlılığı ve elbette iktidarlara yönelik tutumları gidişatı şekillendirecek en önemli etkenlerin başında yer alacaktır.  

Bazı düşünürlerin vurguladığı gibi sosyalist felsefe ve dünya görüşünün bir süre için gözden düşürülme ve geri planda kalma döneminin de aşılması mümkündür. Avrupa’nın bir ekonomik-politik birlik oluşturma politikaları ve bu bağlamda oluşturulmuş yapıların da yaşanan süreç içinde tartışılması söz konusudur. İtalya’dan yükselen tepkiler AB’nin ne kadar ve nasıl bir birlik olduğuna yönelik şüpheleri ve sorgulamaları ortaya koymaktadır.

Şüphecilik ve eleştirel tavır 

Uygarlığın yeniden sorgulanması ve belki de yeniden kurgulanması eğilimleri kendini daha güçlü biçimde ortaya koyacaktır. Bu bağlamda ilişkilerin çok kapsamlı ve derin biçimde sorgulanması sürecinde yeniden kurulması ve belirlenmesi gerekecek: insan-doğa, insan-insan ilişkileri tarih ve kültür bilinciyle değerlendirilmesi ve yeni ufuklar ve yollar aranması en önemli ihtiyaçlardan biri olacaktır. 

İnsan olmanın anlamı ve değeri, nihilizme düşmeden ama belli bir politik-epistemik şüphecilik temelinde gerçekleştirilecektir. Kendini sosyal medyanın, dijital dünyanın anaforuna bırakan insan, eleştirel tavrını yeniden üstlenmek ve kendi varoluşsal sorumluluğunu hatırlamak durumunda kalacaktır. Çünkü geri dönülmez bir yol ayrımına geldik. Seçeceğimiz yollar ya bizi insanca yaşama olanaklarını doğayla birlikte sürdürmemizi sağlayacak ya da her geçen gün farklı felaketlere ve yıkımlara doğru trajik yolculuğumuzu sürdüreceğiz. 

Dünyaca tarihsel bir dönüm noktasındayız. Bu noktada tarih ve kültür bilincine ihtiyaç vardır. Elbette yaşadığımız süreç sona ermeden yapılacak bütün yorum ve değerlendirmeleri belli bir şüphecilikle ele almak yerinde olur. Akıl ve bilimin rehberliğine ihtiyacımız var, ama tekno-merkezci olmayı bırakmalıyız. Bilgi ile değerlerin ilişkisini yeniden kurmak gerekir.

Yeniden düşünme

Karantinalar, tanık olunan ölümler, yaşadığımız bütün sıkıntılar/sınırlamalar, hayatın anlamını ve değerini yeniden düşünme ve sorgulama olanağı veriyor. Bu dönemi bir yüzleşme dönemi olarak da görebiliriz. Kendimizle, diğerleriyle, toplumla, devletle, dünyayla yapılan yüzleşme önemli ve gereklidir. Bu yüzleşme aynı zamanda kendimizi yenilemeyi de sağlayabilir. Yenilenmeye ihtiyaç var. Aynı zamanda bozulan, kirlenen şeyleri de eleştirel bir çözümlemeden geçirip bireysel ve kamusal hayatımıza yeni bir yön ve doğrultu vermek de gereklidir. Korona günlerinde daha çarpıcı biçimde görünür hale gelen sosyal, ekonomik eşitsizlikler de bundan sonrasını şekillendirirken belirleyici olacaktır. Özellikle emeğin ve emekçilerin durumu göz önünde tutulursa, hayatın akışında/sürdürülmesinde belirleyici olanın emek ve çalışma olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Ama bu bağlamda emekçilerin ölüm pahasına ve çeşitli riskler ve tehditler karşısındaki durumları da kapitalist-emperyalist sistemlerin gerçekliğini açığa çıkarmaktadır. 

Koronadan sonra insan, hayat ve dünya aynı olmayacaktır. Yaşadığımız günler insanın gücü kadar güçsüzlüğünü, olanakları kadar sınırlarını da yeniden düşünme ve görme imkânı vermiştir. Bu bağlamda özellikle anlam ve değerler çerçevesinde de önemli değişimler ve farkındalıklar ortaya çıkar diye umuyorum. Yaşamın değerini, aynı dünyayı paylaştığımızı, dünyanın yalnızca insana değil bütün var olanlara ait olduğunu anlayıp kavrayabilir ve yaşamımıza daha farklı bir şekilde devam edebiliriz.

Yarın: Eğitim, toplum ve devlet anlayışında değişim