Sanata ve sansüre Siyah Bant

Türkiye tarihi sanata sansür vakalarıyla dolu. ';Siyah Bant' adıyla kurulan internet sitesi tüm bunları dile getirip, tartışmaya açıyor. Konuyu görünür kılmak, tartışabilmek, dayanışmak ve hesap sorabilmek adına...

14 Ağustos 2011 Pazar, 13:07
Abone Ol google-news

Siyah Bant, sanata sansürün her aşamasını ilan etmek ve dinamiklerini tartışmak üzere kurulan bir internet sitesi. Ötekileştirme, aşağılama, hedef gösterme, korkutma ve şiddetle tepki gösterme gibi başlıklarla Türkiye’deki kültür sanat politikalarını tartışmaya açıyor, konuyu vakalar üzerinden inceliyor. Pelin Başaran’ın projelendirdiği sitenin ekibinde kimler yok ki. Sabancı Üniversitesi misafir öğretim üyesi Banu Karaca, Depo’nun yöneticisi Asena Günal, kent araştırmacısı Eylem Ertürk, sanat eleştirmeni Erden Kosova, Altyazı genel yayın yönetmeni Fırat Yücel, avukat Murat Altındere ve Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu. Başaran’ın kurduğu PARC’ın (Uluslararası Performans Sanatları Araştırma ve Üretim Derneği) ilk görünen projesi Siyah Bant. Sanatla iktidar arasındaki ilişkiyi sorunsallaştıran ve bugüne dek “toplumsal hassasiyetler” olarak dillendirilmenin tercih edildiği, aslında manipüle edilen tüm bu süreçler içindeki dillendirilmeyen aktörleri de konuşuyorlar. Siteye vaka bildirmek ve ilan etmek işin sadece bir adımı. Devamında çeşitli kentlerde toplantılar yaparak, oradaki sanat ortamını, sorunlarını, sansür vakalarını konuşacaklar. En temelde yapmak istedikleri de sanatçılar arasında dayanışma sağlayabilmek ve bu sansürlerden hesap sorabilmek. Banu Karaca ve Pelin Başaran anlatıyor.

- Sizi Siyah Bant’ı kurmaya iten nedenler nedir? Türkiye’de nasıl bir kültür sanat politikası yürütüldüğünden söz edebiliyoruz?

Pelin Başaran: Banu’yla doktora çalışması sırasında çalıştık. Türkiye’deki kültür politikaları üzerine sohbet ederken, bunların insanlar arasında sıkça konuşulduğunu ama sistematik bir şekilde tartışılmadığı düşüncesinden hareketle, Sabancı Üniversitesi’nde bir yuvarlak masa toplantısı yapmak istediğinden söz etti.

Banu Karaca: Çünkü bir şekilde çağdaş sanatta sansürle ilgili çeşitli vakalar duyuyoruz. Bazılarını gazetelerde okuyoruz, bazıları sohbet ortamlarında gündeme geliyor. Türkiye’deki sanat ortamında her zaman sansürle karşılaşma ihtimali bir dert. Bu toplantı ile de sansürün aşamalarına, aktörlerine ve şiddetine bakma fırsatı bulduk. Sansür deyince akla ilk gelen devlet oluyor. Oysa vakalara bakarsanız devletin sözcüsü olarak kendini gören çok farklı aktörlerin de varlığı söz konusu. Derdimiz şu; sansürle ilgili ne tür pratikleri görüyoruz, yeni aktörler kim, hangi yoldan gidiyorlar ve bizler buna karşılık nasıl bir dayanışma ortamı sağlayabiliriz...

Başaran: Bu toplantıda, örnekleriyle birlikte sanatta sansürü konuştuk. Hedef gösterilen Yala ama Yutma oyununu, Garajistanbul’un Dar-ül Love’ını, Tophane olaylarını... Siyah Bant fikri de bu toplantıdan sonra ortaya çıktı. Hepimizin kafa yorduğu ama sistematik olarak düşünmediği bu konuyu daha görünür kılmak, konuşulmasını ve tartışılmasını sağlamak niyetimiz.

- Her bir sansür vakasında farklı bir dinamiğin işlediği kesin. Örnekse Tophane olaylarında galeriler basıldı, bazı tiyatro oyunları hedef gösterilerek toplumda bir öfke yaratılmaya çalışıldı. Ancak sansür, kimi zaman da çok gizliden uygulanıyor. Öncelikle sansürü tanımlamakta yarar var. Bilip bilmediğimiz ne gibi uygulamalar söz konusu?

Karaca: Sansürün altında susturma, hedef gösterme, bir ifadenin meşruiyetini kırma, korkutma, ötekileştirme, yasaklama, aşağılama ve saldırı gibi pek çok başlığı incelemek gerek. Kimliği bilinmeyen kişilerin şikâyetiyle de sansür uygulanabiliyor. Vakit gazetesinin yaptığı gibi küçük bir tanıtım metninden hareketle hedef gösterme de söz konusu. Bu gibi uygulamaların yanı sıra, direk saldırıların da yaşandığını biliyor ve görüyoruz.

Başaran: Karşı Sanat’ta açılan 6-7 Eylül sergisi, Kemal Kerinçsiz ve adamları tarafından basılmıştı. Sergideki eserlere de zarar verildi. Keza son dönemde Aynur’un konserinde de yaşananlar malum. Bu tür şiddetle karşılaşılan olaylar yaşanıyor. Şükran Moral, ağır tehditler aldı ve ülkeyi terk etti. Bunlardan söz ederken, kâğıt üzerinde çok etkili durmuyor olabilir. Ancak sanatçılara baktığınızda ölüm korkusuyla nasıl yüzleştiklerini görüyorsunuz. Bir güruh, telefon ve maille ölüm tehditleri yağdırabiliyor. Yala ama Yutma ekibinden Okan arkadaşımız, “Ekipten birinin yüzüne kezzap atılmayacağını nereden bilebilirim” diyerek korkusunu dile getirmişti. Şükran Moral’ın İtalya’daki apartman komşularının dahi tedirgin olduğunu biliyoruz.

Karaca: Diğer yandan bazen bir firmanın açtığı galeride, sergilenecek eserlere, şirketin değerlerine uymadığı gerekçesiyle engelleme yapıldığını da duyuyoruz.

Başaran: Ya da Hüseyin Karabey’in Gitmek filmi İsviçre’de düzenlenen Culturescapes Festivali programından Kültür Bakanlığı’ndaki bir kamu görevlisinin isteği üzerine çekilebiliyor. Ki bu film aynı zamanda Kültür Bakanlığı desteğiyle çekilmiştir.

- Sansürde tek bir aktörden söz edemediğimizi söylemiştik. Peki sansürü ve baskıyı yaratan nedenler neler?

Karaca: “Ülkenin bölünmez bütünlüğü”ne karşı algılanabilen işler çok tepki çekiyor. Kimi zaman bu terörle de eşleştiriliyor. Aynur konserinde yaşananlar gibi. Kürtçe şarkı söylemek bile, o anda, o gün, bir bölücülük hareketi olarak değerlendirilebiliyor. Sansürün bir tarafı da keyfi olması. Bir konuyla ilgili 10 iş yapılıyor, 11’inci iş tepki çekip tehdit alabiliyor. Konjonktürle de alakalı bir durum aslında bu. Örnekse cinsellikle ilgili toplumsal hassasiyetlere bağlanan bir söylem var. Benim için orada net olmayan şey şu. Halkın hassasiyetinin ne kadarı gerçek, ne kadarı yapay? Siyasi nedenlerle manipüle ediliyor mu?

Başaran: Toplumun hassasiyetleri dediğimiz şeyler, aslında iktidarın da hassasiyetleri ile ilgili bilgi veriyor.

- Peki sitenin devamında neler yapılacak?

Başaran: Benim için önemli olan şeylerden biri, bu konuların konuşulmaya başlanması, analiz yapılması ve değerlendirilmesi. Çünkü yaşananlar yeni değil. Uzun yıllardır, bu topraklarda sanata sansür önemli bir sorun. O yüzden Siyah Bant’ın iki yüzü var. Biri vakaların raporlandırılması. Diğeri de sayısallaştıramadıklarımızın farklı boyutlarıyla tartışılması. Siyah Bant olarak, bunu sadece İstanbul’da yapmayacağız. Diğer kentlerde toplantılar yapacağız. Dillendirilemeyen konuların dinamiklerini konuşup, tartışmak istiyoruz. Bir sonraki adımda da sanatçılarla dayanışma ağı oluşturulması gerek.l

www.siyahbant.org