Sivil Anayasa Aldatmacası

25 Ağustos 2011 Perşembe, 06:14
Abone Ol google-news

Anayasayı tümden değiştirmek isteyen iktidar ve bağlıları, yeni anayasanın ‘sivil anayasa’ olacağını söylemektedirler. Bunlara göre, 1961 ve 1982 Anayasaları askeri darbeler sonrasında yapılmıştır. Askeri vesayetin izlerini taşımaktadırlar. Sivil anayasa ile rejim, askeri vesayetten kurtulacak, demokrasi tüm kuralları ile işleyebilecektir. Evet, bu iki anayasa da askeri darbeler sonrasında yapılmıştır. Ama yapanlar askerler değil, çoğunluğu sivillerden oluşan ‘Meclislerdir. Kurucu Meclislerdir.

1961 Anayasası evrensel değerleri taşıyan, özgürlükçü, demokrat, ilerici bir anayasa idi. Geriye baktığımızda Türkiye’de yapılmış en iyi anayasadır. Bu nedenle bu anayasanın sırf askeri darbe (her ihtilalin darbe sayılmayacağı, sonrasında kurulan düzenin, ihtilale darbe ya da devrim sıfatını vereceği, bu anlamda Anadolu İhtilali sonrası başarılan Cumhuriyet Devrimi gibi, 1961 Anayasası’nın da 27 Mayıs’a devrim sıfatını kazandırdığı gerçeğini şimdilik bir yana bırakalım) sonrasında yapıldığı için, demokratik olmadığı, askeri vesayetin izlerini taşıdığı söylenemeyeceği gibi, aksine bir askeri darbe sonrasında dahi özgürlükçü demokrasiyi hedefleyen bir anayasa yapılabileceğinin örneğidir. 1961 Anayasası’nın kötü bir kopyası olan 1982 Anayasası için (dönemin siyasi iradesinin sisteme yansıdığı) yargısı ise yanlış değildir. Çünkü bu anayasa ile 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükçü demokrasi rafa kaldırılmıştır. Bugün, yaşanan süreçte pek çok maddesi değişikliğe uğramış hali ile uygulanmaktadır. Ama her iki anayasa da asker lehine ayrıcalık, imtiyaz sayılabilecekse (MGK) ve (adli- idari- askeri yargı ayırımı) dışında herhangi bir imtiyaz yer almamıştır. Öyleyse, sivil anayasa ile askere tanınan imtiyazların kaldırılacağı, askeri vesayetin sonlanacağı savı dayanaksız kalmaktadır.

O zaman asıl ve artık gizliliği de kalmayan amaç nedir? Onu söyleyelim. Sivil anayasa ile kastedilen Atatürk’ün adının, Atatürk Milliyetçiliği, Atatürk Devrim ve İlkeleri gibi ibarelerin, askeri kimlik göstergesi sayılıp, anayasadan çıkarılması, dahası Cumhuriyetin temel niteliklerinin (ilk 3 madde) ortadan kaldırılmasıdır. Devrim karşıtlarının tüylerini diken diken eden bu kavramlar, aslında Cumhuriyetin temel niteliklerini belirleyen kavramlardır ve her rejimin anayasasında benzer ilkeler yer alır. Demek ki ortada rejimin nitelikleri ile ilgili bir ‘sorun’ vardır. Sivil anayasa ile bu sorun (!) çözülecektir. Anlaşılan budur.
 

Amaç İslam cumhuriyeti

İktidar 9 yıldır, reform ve demokrasi, ileri demokrasi adı altında yaptığı düzenleme ve uygulamalarla; ulusu cemaatleştirip ayrıştırmış, ülkeyi açılımlarla bölünmenin eşiğine getirmiş, ülkenin tüm yeraltı - yerüstü kaynaklarını, liberal ekonomi, özelleştirme adı altında satıp savıp, sosyal devlet, planlı kalkınma, sosyal adalet, halkçılık, dayanışma gibi ulusal devletin tüm niteliklerini, demokrasiyi, demokrasinin olmazsa olmaz unsuru yargı bağımsızlığını, özgürlükleri, milli ordusunu yok etmiş, başkanlık sistemi adı altında sivil bir dikta yönetimine doğru (AB ve ABD’nin yardımlarıyla) yönelmiştir. Bugün tek kişinin sözü geçmektedir. Şimdi sıra, bu dönüştürülmüş düzene kılıf dikmeye gelmiştir. Hepsi bu. Amaç 2023’te İslam cumhuriyetidir.

Şimdi bütün bu göstergeler göz ardı edilip yeni anayasa çalışmalarına, iktidarın yönlendirmesi ile katılmak, taslak sunmak, uzlaşma sağlanabileceğini ummak, büyük bir aymazlık olur.

Başta Atatürk’ün kurduğu ana muhalefet partisi olmak üzere, Cumhuriyetin temel nitelikleri ile, rejim ile kavgalı olmayan ulusalcı cephenin tüm kurum ve kuruluşlarının bu konudaki kaygılarını açıkça dile getirmeleri ve sivil anayasa isteyen iktidar ile onun destekçilerinden, istedikleri anayasanın içeriğini açıklamalarını istemeleri zorunludur.

Öyle ya; sivil, yeni anayasa isteyen iktidar ve destekçileridir. Süreci başlatan onlardır. Gerçi iktidar bugüne kadar istediği rejimin ipuçlarını zaten vermiştir. 9 yıllık yönetiminde, iktidarın laik cumhuriyetle sorunu olduğu niyetinin (sözde) demokrasi adı altında İslami bir dikta rejimi kurmak olduğu artık bellidir de destekçilerinin bu nihai niyeti anlayıp anlamadıkları kuşkuludur.

Bu nedenle ulusalcı tüm siyasi parti, kurum ve kuruluşların, rejimin ana ilkeleri üzerinde uzlaşacak bir zemin oluşturulmadan böyle bir çalışmaya katılmaları ihanet sürecine katkı sağlamak olacaktır.

Uyarıyoruz: Gerçek demokrasiye evet. Rejimle sorunu olanlarla, (kırmızı çizgileri) belirlemeden masaya oturmaya hayır.

 

* Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı