'Siyasi bir deprem yaşanıyor'

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Ortadoğu bölgesinde oynadığı rolün, sadece Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle ilgili bir rol olmadığını, Türkiye'nin yaptığı ve yapacağı tercihin, uluslararası alanda da büyük yankılara sebebiyet verdiğini söyledi.

02 Mart 2011 Çarşamba, 14:13
Abone Ol google-news

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Hilton Oteli'nde, gazete ve haber kanalı temsilcileri ile bilgilendirme toplantısı düzenledi. Basına kapalı olarak gerçekleşen toplantının başında, gazetecilerin görüntü almasına izin verildi. Toplantıda yaptığı konuşmada Davutoğlu, ''Türkiye'nin Ortadoğu bölgesinde oynadığı rol, sadece Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle ilgili bir rol değil. Türkiye'nin yaptığı ve yapacağı tercih, uluslararası alanda da büyük yankılara sebebiyet vermektedir. Tek başına bir ülkenin tutumundan çok yaklaşımın, bir ortak vicdanın sesi olarak algılanıyor. Bu bakımdan bu büyük sorumluluk itibariyle, bu dönemde bunu hep beraberce doğru bir eksende yürütmemizin büyük önem taşıdığını düşünüyorum'' diye konuştu.

Davutoğlu, yaşanan olayların geçici, konjonktürel olaylar olmadığını belirterek, şunları söyledi: ''Tek tek tahlil edilerek, tek tek bir yorum çerçevesine oturtularak doğru sonuçlara ulaşabilecek bir süreçten geçmiyoruz. Aksine, her biri bir diğerini etkileyen, tetikleyen ve krizsel bir dönemde çözüme kavuşması zor olan olaylarla karşı karşıyayız. Bir siyasi deprem yaşanıyor, bu depremin artçı şokları olacak, restorasyon süreci olacak, binaların yeniden yapım süreci olacak, insanların travmalarını aşma süreci olacak. Hepimizin sabırla böyle bir siyasi depremin hangi fay kırıklarından ortaya çıktığını tespit etmek, nasıl sonuçlar doğuracağını anlama zorunluluğu var. Ani verilecek tepkilerin doğurabileceği sonuçların, bazen yıkılmakta olan binaya geri koşmanın doğuracağı gibi bir tablonun ortaya çıkarmaması lazım. Doğru okumamız, doğru değerlendirmemiz lazım.''
 

'Bazı olayların yüzüncü yılına yaklaşıyoruz'

Bazı olayların yüzüncü yılına yaklaşıldığını dile getiren Davutoğlu, bu yüz yıllık muhasebenin doğru yapılması gerektiğini ifade ederek, ''1914 Birinci Dünya Savaşı'nın 100. yılı. Bütün Ortadoğu ile yeniden hesaplaşmamızın başlangıcı olan 2014. 2012 Balkan Savaşları'nın 100. yılı, 2011 Trablusgarp Savaşı'nın 100. yılı, 2015 Çanakkale Savaşı ve Ermeni olaylarının 100. yılı. Bizim gibi toplumlarda 100 yıl, başka bir toplum için 10 yıl gibi bir şey. Biz o 100 yıldan ders çıkaramazsak, hatta Napolyon'un Mısır'a çıkışının tarihini ve ondan sonra Mısır'da yaşananları anlayamazsak, bugünü anlamamız çok zor'' şeklinde konuştu. ''Mısır ordusu ile Libya ordusu arasındaki farkı bilmezsek, kamu düzeni bu ülkelerde nasıl sağlanır diye genel kurallar konamaz. Bizim Türkiye olarak tecrübe ve bilgi birikimimiz bütün toplumların derinine nüfus edecek kadar eski ve birlikte yaşadığımız süreçler bunlar'' diye konuşan Davutoğlu, şunları söyledi: ''Ermenistan ile yaptığımız protokoller de dahil olmak üzere dış politikamız, bu yüzüncü yaklaşımları gelirken bir ciddi restorasyon politikasıdır Balkanlar'da, Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da. Bunu doğru okumak lazım. Bizim ve o bölgelerin restorasyonu dışında, o bölgelerin kendi içindeki restorasyonunu da temin edecek bir rol oynamaya çalışıyoruz. Aceleci olmayan, paniğe kapılmayan ama mümkün oldukça bu restorasyonu gerçekleştirmeye çalışan...''

Geçen yüzyıl içinde bu bölgelerde, toplumların kültürel yapısına sirayet eden iki anormal dönemin yaşandığını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti: ''Bu anormalliklerin sarsıntılarını hala hissediyoruz. Birisi sömürgeciliğin girmesiyle yaşanan anormallik. Asırlar boyu bir arada yaşayan şehirler bir anda Fransız, İngiliz, İtalyan sömürgeleri şeklinde birbirinden ayrıldılar, koptular. Aynı şey Kuzey Afrika için de geçerli. Sömürgecilik,batının tarihinin doğal seyrine uygundur ama doğunun ve Ortadoğu'nun doğal seyrini bozdu. İkinci anormallik, ulus devletleri ortaya çıkarken yaşandı. Hem Arap milliyetçiliği anlamında bir doğal tepki ortaya çıktı ama sınırlar üzerine kurulan devletler Arap milliyetçiliğini sahiplenme konusunda yaşadıkları çatışmalar yüzünden birbirlerinden ikinci kez koptu.''
 

Türkiye'nin benimsediği üç ilke

Davutoğlu, Türkiye'nin, üç tane ilke benimsediğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Birincisi bu doğal dönüşümün sağlıklı şekilde, kamu otoritesini sarsmadan, bölgede büyük insan kayıplarına yol açmadan, barışçıl bir şekilde sürdürülmesi ve tamamlanması. Bu konuda net bir tutum takınılması. İkincisi, her bir ülkenin iç şartlarını da gözeterek, bu dost ve kardeş ülkelerin özel şartlarını da doğru anlayarak, onların iç barışının korunmasına katkıda bulunmak, bölünmesine engel olmak. Üçüncüsü, başta vatandaşlarımızın güvenliği olmak üzere Türkiye'nin önümüzdeki 50-60 yılı etkileyecek, bölgedeki stratejik çıkarlarını koruyacak, bölgedeki imajını kuvvetlendirecek şekilde menfaatlerini korumak. Menfaatten kastım petrol, şirket menfaati değil. Bence en büyük menfaat, ülkelerin halklarının gözündeki itibarımızın korunmasıdır, o olursa diğerleri sağlanabilir. Halklar sizi potansiyel düşman olarak biliyorsa, dış güç olarak görüyorsa, o menfaatleri korumanız da mümkün olmaz.''